|
Anayasa Mahkemesi’nin Son Kararı Nasıl Okunmalı?
Türkiye ezeli bir özgürlük sorununun boğucu ikliminde
yıllarını heba etmektedir.
Gelişme-kalkınma ekseninde-tabi böyle bir kapsamlı
iddiası varsa- temel insan hak ve özgürlükleri konusunda
dişe dokunur bir iyileşme potansiyeli bulunmayan modern
siyasal-toplumsal sistem, bireyi demir parmaklıklı bir
kafese mahkum ederek kafesin dışındaki dünyada özgürce
uçmasını engellemektedir.
Otokratik-katı ideolojik sistemler ayakta durmak ve
meşruiyet zeminlerini kaybetmemek adına bireyin yerküre
üzerindeki bütün eylemlerine kırmızı çizgilerle sınırlar
çizerler.
Bu çizgiler kimi zaman dini özgürlükleri, kimi zaman
siyasi özgürlükleri, kimi zaman da bireyin ekonomik
özgürlüklerini çerçeveler, vesayet altına alır. Bu
süreçte devlet aygıtına önemli bir işlev yüklenir.
İdeolojik devlet krizinden henüz kurtulamamış olan
Türkiye, tarihi ve toplumsal gerçeği ile bir türlü
barışamadığı için modernist, yukarıdancı cumhuriyet
reformlarının sürgit kılınması noktasında hala diri bir
hafızaya ve eylem kabiliyetine sahiptir.
Jakobenizmden beslenen, totaliter zihniyetli kişi ve
kurumlar Türk toplumunun sosyolojik gerçeğine meydan
okurcasına tavır geliştirerek, geniş halk kitlelerinin
duyarlı olduğu değerlere karşı küçümseyici bir yaklaşım
içerisinde, söz konusu değerlerin somut hayata
taşınmasını engellemek istemektedirler.
Özellikle dini inançların sosyal hayattaki
görünümlerine tahammül edemeyen jakoben ve totaliter
odaklar siyasal sistemin içindeki denge merkezlerini
kullanarak dini birtakım özgürlüklerin kullanılmasına
set çekmeye çalışmaktadırlar.
Tek parti döneminde varit olan sert laikçi uygulamalar,
bugün bürokratik oligarşi ve bu oligarşi ile aynı
siyasal dili kullanan kimi siyasi partiler tarafından
yeni versiyonlarıyla devreye sokulmaya çalışılmaktadır.
Kırklı yılların kafa yapısı ile hareket eden bu
zihniyetin ayakları Anadolu topraklarına basarken, zihin
ve düşünce dünyaları başka bir medeniyetin atmosferinde
dolaşmaktadır.
Yabancılaşmanın ve redd-i mirasın doruk noktasında
oturan jakoben seçkinciler, ideolojik devlet yapısının
devamı için ellerindeki siyasal kudreti seçilmiş
iktidarlarla asla paylaşmayacaklardır.
Seçilmiş hükümetler, bu mevcut düzen yerini yenisine ve
daha iyisine bırakmadıkça azınlığın çoğunluğa
tahakkümünden kurtulamayacak ve asla gerçekten muktedir
olamayacaklardır.
Dolayısıyla hükümetlerin özgürlüklerin genişletilmesi
noktasında attıkları adımlar siyasal sistemin ağırlık
merkezini paylaşan gerçek muktedirler tarafından devamlı
surette akim bırakılacaktır.
Hele de acemice ve iyi hesaplanmamış sivil siyasi
girişimler gerçek muktedirlerin ellerindeki yüksek
kalelere toslamışçasına başarısız olacaktır.
Anayasa Mahkemesinin aldığı kararın kısa yorumu bundan
ibarettir.
Ancak bu kısa yorumdan sonra ben herkesi -bu noktaya
gelinceye kadarki süreçte- siyaset kurumunun yaptığı
stratejik hatalar üzerinde düşünmeye davet ediyorum.
Herkes başını elerinin arasına alıp düşünsün, “acaba
nerede hata yaptık”? diye.
Buna siyasetçiler ve siyasetçileri birer süper kahraman
olarak görüp, sonrasında büyük bir hayal kırıklığı ile
oturduğu yere çakılıp kalanlar da dahil!
Özeleştiri kanalını açmadığımız sürece meseleleri
sağlıklı değerlendirmekten daima uzak kalacağız. |