Bugün

 

Son Güncelleme

 

İdeal Düşünce'yi

Giriş Sayfanız Yapın

İdeal Düşünce'yi

Sık Kullanılanlara Ekleyin

| AnaSayfa | Eğitim | Kültür-Sanat | Sosyoloji | Röportaj | Kitap | Bilişim | Sağlık | Dinler-Kültürler | Alıntı | Arşiv | İletişim |

 

Yazarlar

YAZARLARIMIZIN BİYOGRAFİLERİ

Ziyaretçi Notu

İDEAL DÜŞÜNCE'de yer alan yazılarla ilgili YORUM YAZMAK YA DA YAZILMIŞ YORUMLARI OKUMAK İÇİN Yapılan yorumlardan yorum sahibi sorumludur.

İDEAL DÜŞÜNCE

Gönüllü bir bilgi paylaşım sitesidir.

www.idealdusunce.com

adresinde ve uzantılarında yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.


YAYIN EKİBİ


editör

VEDAT ÖZCAN

akademi

Prof.Dr.M. SAİD DOĞAN

güncel-edebiyat

VEDAT ÖZCAN

dinler ve kültürler

Dr. LÜTFÜ ÖZŞAHİN

güncel-siyaset

AKİF ÇARKÇI

sağlık

Dr. M. Nedim AYTEKİN


e-posta

dusunce@idealdusunce.com

İstatistik

 
 
 Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi
 
 Hikaye Hikayeler
  Toplist
 
 
 

 

İDEAL DÜŞÜNCE - ŞUBAT 2008

Prof.Dr. Hacı DURAN

Üniversiteleri Esir Alan Zihniyetin Aynası Olmak

14.02.2008

ALINTI

 

 

 

Kehanet, tutuculuk, bilim ve laikliğin bir arada olamayacağını bu kavramları duyan herkes bilir. Bu durum Türkiye'de ilkokul mezunu olanların bildiği ve farkında olduğu bir konudur. Anlam olarak birbiriyle çelişen bu kavramları aynı metin içinde ve bir bilim adamının ortak tutumu olarak ifade etmek oldukça zordur. Celal Şengör örneği, bir kişinin yeri geldiğinde kahin, yeri geldiğinde önyargılı/tutucu ve aynı zamanda hem ateist bir bilim adamı hem de laik olabildiğini göstermektir. Bir bilim adamının aynı anda bu kadar çelişik görüşe ve tutuma nasıl sahip olabildiği ise ciddi bir vakıadır. Felsefe ve bilim tarihi okuyanlar bu durumu yadırgayacaklardır. Üstelik bu kadar tezat tutumu bir arada sergileyen Prof. Dr. Celal Şengör felsefe ve bilim tarihi okumakla da övünmektedir.

Ateistler ve bilimselciler kehanete inanmanın kendi değerleriyle bağdaşmadığını bilirler. Kahinler ve tutucu önyargılı insanlar bir ateistin ve bilimselcinin görüşlerinin kendi değerleriyle uyuşmadığının farkındadırlar. Tutuculuk bilim karşıtı bir davranış olarak bilinir. Bilim, önyargı ve tutuculuğu kabul etmez. Kehanete inanma, tutucu ve bağımlı düşünce ile ilgili bir davranıştır. Prof. Celal Şengör'ü 1999 depreminden bu yana tanıyoruz. Depremden önce, yakın bir zamanda bölgede şiddetli bir depremin olacağına dair bir açıklaması ve bilimsel tezi olmadı. Ancak deprem sonrasında önümüzdeki on ya da otuz yıl veya daha yakın bir gelecekte çok daha şiddetli bir depremin olacağını ısrarla söyledi durdu. Depremi benim gibi yaşamış ve depremin verdiği korkuyu canlı olarak duyumsayan insanları daha büyük bir deprem geliyor diye ürkütmeye ve korkutmaya devam etti. Onun bu davranışı ortaçağ kahinlerinin, müneccimlerinin davranışına benzemektedir. Bilindiği gibi, korkmuş, ürkmüş insanlar daha büyük korkulara daha çok inanırlar, tehdit haberlerinin etkisinden kurtulamazlar. Hatta onları hiç kimse beklenen felaket korkularıyla korkutmasa da onlar kendileri korku ve kaygı üretirler. Bir kahinin haberleri tam da böyle bir ortamda kabul görür.

Celal Şengör'ün istatistiki olasılıkları bir kahin gibi sunması, meslektaşları tarafından o dönemde eleştirildi. Kabul görmedi. Ancak deprem sendromu yaşayanların korkularını ve kaygılarını artırdı. İnsanları "ne kadar korkutursak o kadar iyidir" dedi. Şengör'ü daha sonra aşırı laikçi tutumu ile tanıdık. Karşısındaki insanlar, "Allah yardımcımız olsun" deyince laik olduğunu ve Allah'a inanmadığını söyledi. Üniversitelerde ve toplumun çok büyük bir bölümünde entelektüel kaygının yok olduğundan şikâyet etti. Ders verdiği öğrencilerin kendisini ve bilim adamlarını dinlemeyip Hülya Avşar'ı dinlemelerini, toplumu ve üniversiteleri suçlamak için, önemli bir gerekçe olarak gösterdi. Bilimden başka bir değere inanmadığını söyledi. Kendisini YÖK üyeliğine teklif eden Üniversitelerarası Kurul üyelerine tutuculuğun ve fanatizmin örneği olabilecek bir teşekkür mektubu gönderdi. Mektupta şunları savunmaktadır: "Cesaret ve haysiyetle beni uygarlığa karşı savaşan güçlere karşı aday olarak gösterdiniz. Akla ve bilime inanmayan kişilerin üniversitede eğitim görmemesi gerekir. Bunlara üniversite diploması verilmemelidir. Dinî inançları olanlar ve dinî sembolleri takanlar üniversitelere giremez. İcap ederse ülke yöneticileri akıllarını başlarına alana kadar, üniversite kapılarını kapatırız. Bu bizim tarihî görevimizdir."

Kadrolaşma arzusu her türlü değerin üstünde

Entelektüel ve aydın olduğunu, bilime, çağdaş değerlere inandığını söyleyen birisi nasıl olup da bu kadar fanatik ve tutucu olmaktadır? Ortalama bir insandan bu tür çelişik davranışlar beklenebilir. Ancak dünya çapında şöhret sahibi olduğu bilinen bir bilim adamı için bunlar kabul edilebilir tutumlar değildir. Ancak ne yazık ki fiili durum budur. Bundan dolayı bu durumu açıklığa kavuşturmak gerekir. Şengör'ün akla ve bilime yüklediği anlam "akılcılık" ve "bilimselcilik" anlayışı ile de çelişmektedir. Hiçbir felsefe kitabında "eleştirel akılcılık" böyle bir tutuculukla bir arada tutulmaz. "Eleştirel akılcılık ve bilimselcilik", tutuculuk ve bağnazlık karşıtı bir kuram olarak tanımlanır. Anlaşılan önyargı, Şengör'ün dayandığı felsefi temeli de çarpıtmasına neden olmuştur. Zaten son açıklamasında da, nasıl böyle tutuculaştığını, garip bir şekilde anlatmaktadır. Korku ve tehditlerden dolayı tutucu olduğunu söylemektedir. 17 Ağustos depremi sonrası süreçte, korku yaşayan halkı "istatistiki olasılık kehaneti" ile korkutan Şengör, şimdi de tutuculuğunu ve saplantılarını korkuyla izah etmektedir. Ancak bu korkuyu dile getirirken de yine başkalarını itham etmekten ve suçlamaktan geri durmuyor.

Şengör, deprem tahminleri konusunda istatistiki olasılık hesaplarına başvurmaktadır. Bu, ürettiği bilginin doğru ya da yanlış olabileceği anlamına gelir. Kendisi de deprem beklentisi konusunda hipotez ileri sürdüğünü söylemektedir. Doğruluğu hipotez düzeyinde olan bir bilginin bir tehdit ve korku aracı olarak kullanılması, akılcılık ve bilim ile de bağdaşmaz. Ancak yıllarca böyle davrandı. Onun fanatik laikliği ile bilimselciliği arasında bir uyum vardır denebilir. Ancak tutuculuğu ile eleştirel akılcı olduğunu iddia etmiş olması arasında bir uyum görmeye çalışmak için aklından zoru olan birisi olmak gerekir. Hele istatistiki olasılık kehanetlerine dayalı korkutucu söylemleri, diğer tutumların hiçbirisi ile bağdaşmaz. Onun bütün bu çelişik özelliklerini kamuoyu bilmektedir. Buna rağmen Üniversitelerarası Kurul'un üyelerinin çoğu ve rektörlerin ekseriyeti onu YÖK üyesi olarak teklif etti. Yani akademik kuruluş mensupları çelişik düşünceleri ve tutumları olan birisini kendilerini temsil etsin diye seçti. Şengör de onların beklentilerine uygun davranacağını söylerken bir mahfil ve kapalı grup üyesi gibi davranmaktadır.

Bilindiği gibi, grup üyeliği süreci hakkında yapılan sosyo-psişik araştırmalara göre, zeki, akıllı, başarılı ve bilim yöntemini benimsediklerini iddia edenler bile, bireylik yitimi sürecine katılırlar. Bireylik yitimi sürecindeki insanlar, grupsal değerler, grubun oluşturduğu heyecan ve coşkuya kendilerini kaptırarak kimlik kaybına uğrarlar. Şengör'ün kendini YÖK üyeliğine teklif eden rektörlere karşı duyduğu bağlılık ve bu bağlılığa göre diğer insanlara gösterdiği tepki bunun tipik bir örneğidir. Bu oluşum içindeki insanlar, davranışlarını kontrol edemezler, bilinçaltı tutkuları ile davranırlar. Akıl-dışı dürtülerle regressif olurlar. Bu tür kişilerin sosyal ve kişisel kontrol mekanizmaları işlemez. Şengör örneği, üniversitelerimizin belli bir mahfile bağlı gruplarca yıllarca yönlendirilmeye çalışıldığını göstermektedir. İşte bunun içindir ki akılcı, pozitivist olduğunu söyleyen birisi aynı zamanda tutucu ve kahin olmaktadır. Çünkü mahfilin iktidarı, kadrolaşma arzusu ve yönetme hırsı, her türlü bilimsel, demokratik ve ahlaki değerin üstünde görülür.

 
Yazdırılabilir SürümYazdırılabilir Sürüm Yorum gönder Yazara e-mail gönder

    



   

| AnaSayfa | Eğitim | Kültür-Sanat | Sosyoloji | Röportaj | Kitap | Bilişim | Sağlık | Dinler-Kültürler | Alıntı  | Arşiv | İletişim |

 
Copyright 2007 © İDEAL DÜŞÜNCE. All rights reserved.