Bugün

 

Son Güncelleme

 

İdeal Düşünce'yi

Giriş Sayfanız Yapın

İdeal Düşünce'yi

Sık Kullanılanlara Ekleyin

| AnaSayfa | Eğitim | Kültür-Sanat | Sosyoloji | Röportaj | Kitap | Bilişim | Sağlık | Dinler-Kültürler | Alıntı | Arşiv | İletişim |

 

Yazarlar

YAZARLARIMIZIN BİYOGRAFİLERİ

Ziyaretçi Notu

İDEAL DÜŞÜNCE'de yer alan yazılarla ilgili YORUM YAZMAK YA DA YAZILMIŞ YORUMLARI OKUMAK İÇİN Yapılan yorumlardan yorum sahibi sorumludur.

İDEAL DÜŞÜNCE

Gönüllü bir bilgi paylaşım sitesidir.

www.idealdusunce.com

adresinde ve uzantılarında yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.


YAYIN EKİBİ


editör

VEDAT ÖZCAN

akademi

Prof.Dr.M. SAİD DOĞAN

güncel-edebiyat

VEDAT ÖZCAN

dinler ve kültürler

Dr. LÜTFÜ ÖZŞAHİN

güncel-siyaset

AKİF ÇARKÇI

sağlık

Dr. M. Nedim AYTEKİN


e-posta

dusunce@idealdusunce.com

İstatistik

 
 
 Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi
 
 Hikaye Hikayeler
  Toplist
 
 
 

 

İDEAL DÜŞÜNCE - MAYIS 2008

Tugrul KESKİN

Kapitalizmin Şekillendirdiği Müslüman Tipi

20.05.2008

ALINTI

 

 

Alıntı Yapılan Site

Tevhid'e DOĞRU

Kapitalizmin Şekillendirdiği Müslüman Tipi

Tugrul Keskin

Virginia polytechnic Instıtue and State Unıversity department of sociology / U.S.A

 

Atilla F. Ergun'un bu sitede (Tevhide Doğru) yayınlanan "Türkiye'de İslamcılık Bitmiştir" başlıklı makalesinin iyi okunup analiz edilerek daha da genişletilmesi gereken bir çalışma olduğu kanaatindeyim. Neden mi? Çünkü yaşanan siyasi, sosyal ve ekonomik gerçekleri İslam'ın penceresinden analiz eden bir yazı oldugu için. Yani bu çalışma oryantalist bir bakış yerine İslam'ın içinden gelen bir sesin dışa yansımasıdır diye düşünüyorum.

 

Aklınıza gelebilecek ve inandığınız bütün kavram ve olguları (tabu, dogma, ideoloji, Atatürkçülük, Milliyetçilik, Kapitalizm, vs.) bir an için kenara koyun ve bu kavramların ve olguların var olmadığını hayal ederek sadece bir insan olarak düşünmeye çalışın. Nüfus olarak ister kültürel isterse dinsel bağlamda Müslüman olarak kabul edilen çoğunluğun bulunduğu İslam coğrafyasında yaşanan ekonomik ve sosyal geri kalmışlığı, yoksulluğu, askeri işgalleri, batının kuklası olan rejimleri, entelektüel geri kalmışllığı, Müslüman olarak kendini lanse eden kişi ve cemaatlarin kapitalizmin materyal dünyasına köle olmalarına kadar varan paradigmalar zincirini şöyle bir düşünmeye çalışın. Bugün İslam dünyasında bu paradigmalar zinciri baglamında siyasi, ekonomik ve sosyal olarak gelinen son noktada acaba hangi insan veya Müslüman umut verici bir gelecek gorebilmektedir. Müslüman toplumlarda gelinen bu hiçlik noktasının iyi analiz edilmesi gerekir, çünkü İslam dünyasındaki siyasi, sosyal ve ekonomik geri kalmışlık, bir günlük bir değişim olmadığı gibi, sadece belli bir kişi, grup ve ülkeye özgü de değildir. Değişim, büyük bir zaman kesitine yayılmış makro düzeyde dünyada var olan geri kalmışlık zihniyetinin psikolojik yetersizlik bağlamında Dogu'ya empoze edilmesidir. Bu sürece gelinmesinde elbette Batı'nın Emperyalizm düşüncesinin ve uygulamalarının yattığı reddedilemez bir gerçektir, fakat asıl sorgulanması gereken, İslam düyasında eleştirel bazda güçlü bir sosyal ve siyasi hareketin ya da düşünce akımının oluşmamasıdır diye düşünüyorum. Bu süreçte ve hiçlik oluşumunda kapitalizmin etkisinin ve yeni insan tipi yaratma projesinin iyi irdelenmesi gerektiği kanaatindeyim.

 

Müslüman olarak görünen kişi, grup ve partiler bireyselci kapitalizmin yarattığı yeni zihniyetin ürünü olarak bencil bir şehirli anlayışın temsilcileri haline dönüşmektedirler. Fakat unutulmaması gereken en önemli nokta aslında bir bütün olarak toplumun genelinin sağcı veya solcu, laik veya Müslüman her kesim ve grubun bu yeni insan tipi yapılanmasından nasibini almasıdır. Çünkü ekonomik sistem, dinsel, siyasi ve sosyal yapıyı kendi çelişkileri ve kıstasları etrafinda şekillendirmektedir. Ana motoru ekonomi olan bu yeni düzen, ister beğenin ister beğenmeyin yeni bir sosyal ve siyasi yapıyı da birlikte yoğurmaktadır. Bu yeni şekillenen yapıda temel harç ekonomidir ve insanlar arasındaki ilişkiler zincirinin temel dişlisi ekonomik çıkarlar felsefesidir. Kimse bu güçlü yapıdan kaçamaz ve böyle bir şansa da sahip değildir. Zira ekonomik gerçek, sosyal ve siyasi yapıyı şekillendirmektedir. Öyle ki sistem, Mevdudi'nin belirttigi gibi "bir bütündür". Bu yüzden Müslümanların ya da İslami haraketlerin, yine Mevdudi'nin vurguladığı gibi sistemi tümüyle reddetmeden başarılı olma şansları yoktur. "Sisteme entegre olarak İslam'ı yaşamak" diye bir kavramdan söz edilemez. Çünkü sistemin tamamı sizi şekillendirmekte olduğu için belli bir süre sonra yaşadığınız gibi inanmaya başlamanız kaçınılmazdır. Ev almak için faiz ile mortgage alacaksınız, kapitalizmin size İslam tepsisinde sunduğu tesettür şirketlerinin Çin'de yaptırdığı başörtüleri takacaksınız, Coca-Cola şirketine karşı Müslümanların kurduğunu düşündüğünüz Cola-Turka'yı içerken böylelikle Müslümanlara destek olduğunuzu düşüneceksiniz... Oysa mevcut ekonomik kavramlar içinde yaptığınız her türlü ticari değişim ile biraz daha sistemin dişlileri arasında ezildiğinizin farkına varmayacaksınız. Ve sistem sizi İslam alanından çıkarıp kapitalizm alanına taşırken, kişiliğiniz, zevkleriniz, düşünceleriniz, kısacası bütün dünyanız pazar kültürünü kıstas alacak şekilde yeniden yapılanacaktır.

 

Her yıl Hacca giderken gönül rahatlığı içerisinde biraz daha fazla Müslüman olduğunuzu düşüneceksiniz veya zekatınızı bağlı bulunduğunuz tarikat veya cemaatin başında bulunan, putlaştırdığınız şeyh veya hocaefendinin ağzının içine bakarak yoksula değil kendi cemaatinizin okullarına verdiğinizde İslam'a bir adım daha yakınlaştığınızı hissedeceksiniz... Oysa bunların hepsi sizin kapitalizmin bireyselci kültüründe şekillenen kişiliğinizi tatmin etmeye yönelik bencilliği yani nefsi merkez alan yanılsamalardır. Kapitalist ekonomik sistem, Müslümanları veya kendilerini Müslüman olarak gören fakat ahlaki davranışları tüketici kültür içinde şekillenen insanları, İslam'ın genel söyleminden ve iddiasından uzaklaştırıp evcilleştirmekte ve bireyselci, çıkarcı, yarı şehirli-yarı köylü yeni bir Müslüman tipi yaratmaktadır. Müslüman liderler, cemaatlerin hocaefendileri, şeyhler, şıhlar ve kendilerini İslam'a hizmet ediyormuş gibi gösteren kişi ve gruplara baktığınızda aslında grup merkezli bir ekonomik yapılanmanın İslami motifler ile süslenmiş şeklini göreceksiniz. Bu yeni insan veya yeni Müslüman modeli İslam'a uygun bir model olmadığı gibi İslam'ın özündeki toplumsal ruha da aykırıdır. Zira kollektif bilinç, İslam zemininde değil, İslam'ı kullanan ekonomik ortamda şekillenmektedir. Dolayısıyla İslam amaç degil, materyal dünyada bir araç haline gelmiştir. Bu mekanizmanın oluşumuna katkıda bulunanlar da yine Müslümanlardır. Bu bağlamda oluşan İslami burjuvazi, TUSIAD burjuvazisi ile yarışır hale gelirken, Müslüman kimliğini grup bilinci olarak kullanarak ekonomik üstünlük sağlama yarışına girmiştir. Halbuki yarış takva'da degil miydi ? Yoksa bugüne dek biz mi yanlış biliyorduk ?

 

Hasıl-ı kelam, Atilla F. Ergun'un söylediği gibi acaba gerçekten Türkiye'de İslamcılık bitmiş midir ? Yoksa İslam'ı temsil ettiğini iddia eden grup, cemaat ve siyasi hareketler bir değişim mi geçirmektedirler ? Bu değişimin Batı'daki Hristiyanlığın kapitalizm ile geçirdiği değişimden ne farkı vardir ? Acaba tüketim toplumuna yönelik Protestan İslam, niçin Müslümanlara reçete olarak sunulmaktadır ? 'Kapitalist pazar' kavramı, her türlü sosyal, siyasi ve ekonomik soruna reçete midir yoksa asıl sorun Batı'nın hakim olduğu kapitalist pazar mıdır ?

yazının linki

 

Yazdırılabilir SürümYazdırılabilir Sürüm

Yorum gönder

Yazara e-mail gönder



 
 

Yorumlar


 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


 

    


 

   

| AnaSayfa | Eğitim | Kültür-Sanat | Sosyoloji | Röportaj | Kitap | Bilişim | Sağlık | Dinler-Kültürler | Alıntı  | Arşiv | İletişim |

 
Copyright 2007 © İDEAL DÜŞÜNCE. All rights reserved.