|
Kapitalizmin Şekillendirdiği Müslüman Tipi
Tugrul Keskin
Virginia polytechnic Instıtue and State Unıversity
department of sociology / U.S.A
Atilla F. Ergun'un bu sitede (Tevhide Doğru) yayınlanan
"Türkiye'de
İslamcılık Bitmiştir" başlıklı makalesinin iyi okunup
analiz edilerek daha da genişletilmesi gereken bir
çalışma olduğu kanaatindeyim. Neden mi? Çünkü yaşanan
siyasi, sosyal ve ekonomik gerçekleri İslam'ın
penceresinden analiz eden bir yazı oldugu için. Yani bu
çalışma oryantalist bir bakış yerine İslam'ın içinden
gelen bir sesin dışa yansımasıdır diye düşünüyorum.
Aklınıza gelebilecek ve inandığınız bütün kavram ve
olguları (tabu, dogma, ideoloji, Atatürkçülük,
Milliyetçilik, Kapitalizm, vs.) bir an için kenara koyun
ve bu kavramların ve olguların var olmadığını hayal
ederek sadece bir insan olarak düşünmeye çalışın. Nüfus
olarak ister kültürel isterse dinsel bağlamda Müslüman
olarak kabul edilen çoğunluğun bulunduğu İslam
coğrafyasında yaşanan ekonomik ve sosyal geri
kalmışlığı, yoksulluğu, askeri işgalleri, batının
kuklası olan rejimleri, entelektüel geri kalmışllığı,
Müslüman olarak kendini lanse eden kişi ve cemaatlarin
kapitalizmin materyal dünyasına köle olmalarına kadar
varan paradigmalar zincirini şöyle bir düşünmeye
çalışın. Bugün İslam dünyasında bu paradigmalar zinciri
baglamında siyasi, ekonomik ve sosyal olarak gelinen son
noktada acaba hangi insan veya Müslüman umut verici bir
gelecek gorebilmektedir. Müslüman toplumlarda gelinen bu
hiçlik noktasının iyi analiz edilmesi gerekir, çünkü
İslam dünyasındaki siyasi, sosyal ve ekonomik geri
kalmışlık, bir günlük bir değişim olmadığı gibi, sadece
belli bir kişi, grup ve ülkeye özgü de değildir.
Değişim, büyük bir zaman kesitine yayılmış makro düzeyde
dünyada var olan geri kalmışlık zihniyetinin psikolojik
yetersizlik bağlamında Dogu'ya empoze edilmesidir. Bu
sürece gelinmesinde elbette Batı'nın Emperyalizm
düşüncesinin ve uygulamalarının yattığı reddedilemez bir
gerçektir, fakat asıl sorgulanması gereken, İslam
düyasında eleştirel bazda güçlü bir sosyal ve siyasi
hareketin ya da düşünce akımının oluşmamasıdır diye
düşünüyorum. Bu süreçte ve hiçlik oluşumunda
kapitalizmin etkisinin ve yeni insan tipi yaratma
projesinin iyi irdelenmesi gerektiği kanaatindeyim.
Müslüman olarak görünen kişi, grup ve partiler
bireyselci kapitalizmin yarattığı yeni zihniyetin ürünü
olarak bencil bir şehirli anlayışın temsilcileri haline
dönüşmektedirler. Fakat unutulmaması gereken en önemli
nokta aslında bir bütün olarak toplumun genelinin sağcı
veya solcu, laik veya Müslüman her kesim ve grubun bu
yeni insan tipi yapılanmasından nasibini almasıdır.
Çünkü ekonomik sistem, dinsel, siyasi ve sosyal yapıyı
kendi çelişkileri ve kıstasları etrafinda
şekillendirmektedir. Ana motoru ekonomi olan bu yeni
düzen, ister beğenin ister beğenmeyin yeni bir sosyal ve
siyasi yapıyı da birlikte yoğurmaktadır. Bu yeni
şekillenen yapıda temel harç ekonomidir ve insanlar
arasındaki ilişkiler zincirinin temel dişlisi ekonomik
çıkarlar felsefesidir. Kimse bu güçlü yapıdan kaçamaz ve
böyle bir şansa da sahip değildir. Zira ekonomik gerçek,
sosyal ve siyasi yapıyı şekillendirmektedir. Öyle ki
sistem, Mevdudi'nin belirttigi gibi "bir bütündür". Bu
yüzden Müslümanların ya da İslami haraketlerin, yine
Mevdudi'nin vurguladığı gibi sistemi tümüyle reddetmeden
başarılı olma şansları yoktur. "Sisteme entegre olarak
İslam'ı yaşamak" diye bir kavramdan söz edilemez. Çünkü
sistemin tamamı sizi şekillendirmekte olduğu için belli
bir süre sonra yaşadığınız gibi inanmaya başlamanız
kaçınılmazdır. Ev almak için faiz ile mortgage
alacaksınız, kapitalizmin size İslam tepsisinde sunduğu
tesettür şirketlerinin Çin'de yaptırdığı başörtüleri
takacaksınız, Coca-Cola şirketine karşı Müslümanların
kurduğunu düşündüğünüz Cola-Turka'yı içerken böylelikle
Müslümanlara destek olduğunuzu düşüneceksiniz... Oysa
mevcut ekonomik kavramlar içinde yaptığınız her türlü
ticari değişim ile biraz daha sistemin dişlileri
arasında ezildiğinizin farkına varmayacaksınız. Ve
sistem sizi İslam alanından çıkarıp kapitalizm alanına
taşırken, kişiliğiniz, zevkleriniz, düşünceleriniz,
kısacası bütün dünyanız pazar kültürünü kıstas alacak
şekilde yeniden yapılanacaktır.
Her yıl Hacca giderken gönül rahatlığı içerisinde biraz
daha fazla Müslüman olduğunuzu düşüneceksiniz veya
zekatınızı bağlı bulunduğunuz tarikat veya cemaatin
başında bulunan, putlaştırdığınız şeyh veya
hocaefendinin ağzının içine bakarak yoksula değil kendi
cemaatinizin okullarına verdiğinizde İslam'a bir adım
daha yakınlaştığınızı hissedeceksiniz... Oysa bunların
hepsi sizin kapitalizmin bireyselci kültüründe
şekillenen kişiliğinizi tatmin etmeye yönelik bencilliği
yani nefsi merkez alan yanılsamalardır. Kapitalist
ekonomik sistem, Müslümanları veya kendilerini Müslüman
olarak gören fakat ahlaki davranışları tüketici kültür
içinde şekillenen insanları, İslam'ın genel söyleminden
ve iddiasından uzaklaştırıp evcilleştirmekte ve
bireyselci, çıkarcı, yarı şehirli-yarı köylü yeni bir
Müslüman tipi yaratmaktadır. Müslüman liderler,
cemaatlerin hocaefendileri, şeyhler, şıhlar ve
kendilerini İslam'a hizmet ediyormuş gibi gösteren kişi
ve gruplara baktığınızda aslında grup merkezli bir
ekonomik yapılanmanın İslami motifler ile süslenmiş
şeklini göreceksiniz. Bu yeni insan veya yeni Müslüman
modeli İslam'a uygun bir model olmadığı gibi İslam'ın
özündeki toplumsal ruha da aykırıdır. Zira kollektif
bilinç, İslam zemininde değil, İslam'ı kullanan ekonomik
ortamda şekillenmektedir. Dolayısıyla İslam amaç degil,
materyal dünyada bir araç haline gelmiştir. Bu
mekanizmanın oluşumuna katkıda bulunanlar da yine
Müslümanlardır. Bu bağlamda oluşan İslami burjuvazi,
TUSIAD burjuvazisi ile yarışır hale gelirken, Müslüman
kimliğini grup bilinci olarak kullanarak ekonomik
üstünlük sağlama yarışına girmiştir. Halbuki yarış
takva'da degil miydi ? Yoksa bugüne dek biz mi yanlış
biliyorduk ?
Hasıl-ı kelam, Atilla F. Ergun'un söylediği gibi acaba
gerçekten Türkiye'de İslamcılık bitmiş midir ? Yoksa
İslam'ı temsil ettiğini iddia eden grup, cemaat ve
siyasi hareketler bir değişim mi geçirmektedirler ? Bu
değişimin Batı'daki Hristiyanlığın kapitalizm ile
geçirdiği değişimden ne farkı vardir ? Acaba tüketim
toplumuna yönelik Protestan İslam, niçin Müslümanlara
reçete olarak sunulmaktadır ? 'Kapitalist pazar'
kavramı, her türlü sosyal, siyasi ve ekonomik soruna
reçete midir yoksa asıl sorun Batı'nın hakim olduğu
kapitalist pazar mıdır ?
yazının linki |