|
Osmanlı Devletinde İbrahim Müteferrika tarafından
1727’de ilk Osmanlı resmi matbaasının kurulmasından
sonra, belli bir çevre içinde haberleşme, risaleler
aracılığıyla olmuştu. Matbaanın kullanılışından yaklaşık
bir asır sonra Mısır Valisi Mehmed Ali Paşa tarafından
Kahire’de 1828’ yılında Türkçe ve Arapça olarak
Vakayi-i Mısriyye adlı resmi vilayet gazetesi
yayınlandı.
İkinci Mahmud Han devrinde 11 Kasım 1831 yılında
İstanbul’da Takvim-i Vekayi adlı resmi gazete
çıkarıldı. Türkçenin yanında; Arapça, Fransızca, Rumca
ve Ermenice de yayınlanan Takvim-i Vekayi’nin basılması
için İstanbul’da Takvimhane matbaası kuruldu.
Takvimhane nazırı olarak da Es’ad Efendi tayin edildi.
Haftalık olan bu gazetede resmi devlet haberlerinden
başka iç ve dış dünya hadiselerine de yer verildi. Ancak
Sultan İkinci Mahmud Hanın vefatından sonra sadece resmi
devlet haberlerine yer verildi. Yıllık abonesi 120 kuruş
olan bu gazete beş bin adet basılıyor, belli başlı
devlet adamlarına ve memurlara şehir ve kasaba ileri
gelenlerine, yabancı devlet temsilciliklerine
dağıtılıyordu. Önemli hadiseler olduğu zaman Varaka-i
Mahsusa adıyla özel ilaveleri de yayınlanıyordu.
Tanzimattan sonra bir ara yayını durdurulan Takvim-i
Vekayi, 1855'ten sonra, Meclis-i Ali-yi Tanzimat
Nizamnamesi'ni ve bu müessesenin hazırladığı
nizamnameleri yayınlamakla resmi gazete olma hüviyetine
daha çok yaklaştı. 1860’tan sonra tamamen devletle
ilgili belge ve nizamnameleri yayınlayan Takvim-i Vekayi
1878’de kapandı. Ancak üç yıl sonra 1881’de yeniden
yayınlanmaya başladı. 4 Kasım 1922 tarihine kadar 4609
sayısı yayınlandı. Ankara hükumeti tarafından
2.1.1922’de Resmi Ceride 1.2.1928’de Resmi Gazete adını
alarak yayınına devam etti.
Takvim-i Vekayi’den başka, yabancı devletler nezdinde
Osmanlı menfaatlerini korumak için Sultan Mahmud Han,
Alexander Blacque Bey’e Le Moniteur Ottoman adlı
Fransızca bir gazete de çıkarttırmıştı. Bu gazetenin,
Takvim-i Vekayi’nin Fransızcası olduğu da
söylenmektedir.
Sultan Abdülmecid Han tahta geçince, 1840’ta Türkçe
yayınlanan Ceride-i Havadis adlı gazeteyi
neşrettirdi. Başında, William Churchill adlı bir İngiliz
gazetecisi vardı. 1850 yılından sonra bu iki Türkçe
gazeteden başka Fransızca, İtalyanca, Rumca, Ermenice ve
Farsça olmak üzere on altıya yakın gazete yayınlanmaya
başladı. 1864 yılında William Churchill’in ölümünden
sonra oğlu, Ceride-i Havadis gazetesini kapatıp
Ruzname-i Ceride-i Havadis adlı gazeteyi çıkarmaya
başladı.
Türkler tarafından çıkarılan ilk özel gazete, 21 Ekim
1860’ta neşredilen Tercüman-ı Ahval’dir. Sahibi
Çapanoğlu Agah Efendi, başyazarı Şinasi olan bu gazete,
bir haber gazetesi olmaktan ziyade, hükumet tenkidine
kadar bugünkü gazetecilikte görülen pekçok şeyin
menşeini teşkil eden hususlara yer verirdi. İlk zamanlar
haftada bir, sonra üç, sonra Cuma hariç her gün
yayınlandı. Ancak siyasi şartlar ve basında giderek
artan rekabet karşısında 11.3.1866’da yayın hayatına son
verdi. Tercüman-ı Ahval gazetesinden ayrılan Şinasi, 27
Haziran 1862’den itibaren Tasvir-i Efkar’ı
çıkarmaya başladı. Osmanlı ülkesinde Avrupai fikirlerin
yayılmasına, dil tartışmasını ortaya atarak devletin
bölünüp parçalanmasına yönelik akımların gelişmesi için
çalışan, devletin temel politikalarını ve hükumetin
icraatını tenkid eden muharrir ve yazarların çalıştığı
Tasvir-i Efkar gazetesi, daha çok fikir gazetesi
özelliğini taşıyordu.
Bu özelliği sebebiyle gazeteye ilgi artıp, trajı
yükseldi. Şinasi ve Namık Kemal Avrupa’ya kaçınca,
Recaizade Ekrem tarafından çıkarıldı. Fakat kamuoyundaki
etkisini giderek kaybeden Tasvir-i Efkar 830 sayı
çıktıktan sonra 1866’da kapandı.
İlk Türk dergisi ise, 1850’de yayınlanmaya başlayan
Vekayi-i Tıbbiye’dir. Meslek dergisi özelliğinde olan bu
dergiden başka Temmuz 1862’de Münif Paşa tarafından
Mecmua-i Fünun yayınlanmaya başladı. Ancak 1864’te
kolera salgını yüzünden yayınını durduran Mecmua-i
Fünun, 1866’da yeniden yayınlanmaya başladıysa da kısa
bir müddet sonra yayına ara verdi. Üçüncü defa 1883
yılında tekrar yayınlanmaya başladı. Fakat yeniden
kapandı. Mir’at-ı Mecmua-i İber-i İntibah ve devamı olan
İbretnüma ile Ceride-i Askeriyye de ilk çıkan
dergilerdendir.
1860’tan sonra Türkçe basınının, devlet ve hükumet ile
hükumet ricaline karşı tutum alması, diğer dillerde
yayınlanan gazetelerin de Osmanlı Devletinin bütünlüğünü
bozmaya yönelik yıkıcı yazılar neşretmeleri üzerine,
saltanatı, hükumeti, Osmanlı toplumunu meydana getiren
milletleri ve dinlerini saldırılardan koruyabilmek için
bazı tedbirler alındı. 1860’ta özellikle yabancı
basından şöyle bir taahhütname alınmaya başlandı:
“Osmanlı hükumetini, diğer devletlerle münasebetlerini,
memurların çalışmalarını tenkid etmemek; başyazıları
önceden Basın Bürosuna bildirip tasdik ettirmek, Basın
Bürosunun tasdik etmediği haberleri yayınlamamak, Avrupa
gazetelerinde çıkan yazıları düzeltmek gayesiyle Basın
Bürosunca verilecek yazıları aynen yayınlamak...” gibi.
Bu doğrultuda yapılan uygulamalar birçok şikayetlere
sebeb oldu. Tanzimatın getirdiği eşitlik ve kanunlara
dayanan uygulama ilkelerinin çiğnendiğini ileri süren
yabancı basın mensupları, kapitülasyonlardan faydalanmak
istediler. Yabancı gazeteleri ve gazetecileri
cezalandırma veya yasaklama teşebbüsleri karşısında,
yabancı devlet elçilerinin basın hürriyetinin
sınırlarını belirleyici bir kanun bulunmaması ve kendi
konsolosluk mahkemelerinde muhakeme edilmek istemeleri
sebebiyle kanuni düzenlemeye gidildi. 1864’te Matbuat
Nizamnamesi çıkarıldı.
Bu dönemde İstanbul’da devletin yarı resmi gazetesi olan
Fransızca Journal de Costantinople, İngilizce The Levant
Herald, Fransızca Courier d’Orient, Rumca Bizantis,
Bulgarca Bulgaria, Ermenice Megs, Masis, Avedapar ve Tar
gazeteleri çıkıyordu. İzmir, Kahire, Beyrut gibi
şehirler başta olmak üzere diğer şehirlerde de
azınlıklar ve Müslümanlar tarafından hayli gazete
yayınlandı. Ayrıca yine İstanbul’da Mecmua-i Havadis ve
Münad-i Erciyas adlı Anadolu gazeteleri de
yayınlanıyordu.
1864’te Matbuat Nizamnamesi'nin düzenlenmesinden sonra,
Türk basın hayatı yeni bir devre girdi. Bu nizamname, ön
sansürü bütünüyle kaldırıp, yabancı basının
sorumsuzluklarına da sınırlar getirmişti. Nitekim
Nizamname'nin üçüncü maddesi, yabancıların da yerliler
gibi muamele göreceklerini hükme bağladığından,
kapitülasyonların basın alanına da yayılması önlenmiş
oluyordu.
Nizamname ile daha önce kurulmuş olan Babıali Tercüme
Odası, Matbuat Müdürlüğü gibi kurumlara yeni vazifeler
veriliyordu. Siyasi özellikteki yayınlara ruhsat vermek,
yayınların muhtevasını kontrol etmek, gazetelere
verilecek resmi ilanları hazırlamak, Avrupa’da Osmanlı
Devleti aleyhinde yayın yapan gazete ve kitapların
ülkeye girmesine mani olmak, bu kaidelere aykırı
davrananlar hakkında para ve hapis cezalarını uygulamak
bu vazifeler arasındaydı.
Nizamname, bir ön sansür koymuyordu ama, ağır para ve
hapis cezalarıyla, başta padişah olmak üzere, bütün
idareyi (bakanlar, meclisler, mahkemeler, devlet
kurumları ve memurlar), yabancı devlet başkanları ve
temsilcilerini, suçlayıcı ve kötüleyici yayınlardan
koruyordu. Nizamname, umumi çizgileriyle 1909 yılına
kadar yürürlükte kaldı.
1867 senesinde Ali Süavi de çıkardığı Muhbir
Gazetesi'nde hükumeti daha sert bir dille tenkid etmeye
başladı ise de, kısa süre sonra kapandı.
Matbuat Nizamnamesi'nin boşluklarından faydalanan
basının hükumet erkanını sert bir şekilde tenkid etmesi
üzerine 1867’de basını kontrol maksadıyla bir kararname
çıkartıldı. Sadrazam Ali Paşa tarafından, aynı zamanda
kendi mevkiini kuvvetlendirmek düşüncesi ile hazırlanan
bu kararnameye Ali Kararnamesi denildi. Bundan sonra
basına karşı sert tedbirler uygulandı. 1867 yılında
İngilizce olarak çıkan The Levant Herald gazetesi de,
Yunanlıların, Girit ihtilalcilerini destekleyen
hareketlerini övdüğü için kapatıldı. İstanbul’daki
İngilizce gazetelerden, The Levant Times, bir de
Bulgarca nüsha çıkarıp, Bulgar kavmiyetçiliğini
destekleyen yazılar yayınlayarak Osmanlı Devletinin
parçalanmasına çalıştı. Bu dönemde Arap kavmiyetçiliğini
teşvik için Avrupa’da Arapça yayınlanan gazetelere
karşı, Babıali’nin maddi desteğiyle İstanbul’da Arapça
El-Cevaib gazetesi yayınlandı.
Hükumetin kendilerine verdiği vazifelere gitmeyerek
Avrupa’ya kaçan Ali Süavi, Namık Kemal ve Ziya paşalar,
gittikleri yerde Prens Mustafa Fazıl Paşa ve Agah Efendi
ile buluşarak; Muhbir, Ulum, Hürriyet, İttihad adında
çıkardıkları gazetelerde Babıali’nin aleyhinde yazılar
yazdılar. Dergilerin mali kaynağını mason locasına
kayıtlı olan Mustafa Fazıl Paşa karşılıyordu. Bu sırada
İstanbul’da; Eğribozlu Mehmed Arif tarafından Ayine-i
Vatan, Şakir Efendi tarafından Muhib, Andon Efendi
tarafından Muhibb-i Vatan gazeteleri de yayınlandı. Daha
sonra bu gazeteler de çeşitli sebeplerle kapatıldılar.
Mustafa Fazıl Paşa, Sultan Abdülaziz’den affedilmesini
isteyerek yurda dönünce, yurtdışına kaçmış olan ve
sürgünde bulunan Yeni Osmanlılar, 1870 sonundan
başlayarak yurda dönmeye başladılar. Saraydan gördükleri
para yardımı ile Basiret adlı gazeteyi neşreden Yeni
Osmanlıların ılımlı grubunu teşkil eden Basiretçi Ali ve
arkadaşları, Türk ve Müslüman unsurların çıkarlarını
savundular. Basiret Gazetesi bu sebeple 1871’de on
binlik bir tiraja ulaştı. 1870-1871 Alman-Fransız
savaşında Almanya’yı destekleyen yazılar neşreden ve
Alman hükumetinden destek gören Basiret, Çırağan
Vak’asından sonra Ali Süavi’nin bir makalesini
yayınladığı için 20 Mayıs 1878’de kapatıldı. Aynı
dönemde Ali Raşit ve Filip Efendi tarafından Terakki
Gazetesi çıkarıldı. Haftada altı gün yayınlanan ilk
gazete olarak dikkat çeken Terakki Gazetesi, hukumete
yönelik aşırı tenkitlerinden dolayı 1870 ve 1874'te iki
defa kapatıldı. Ebüzziya Tevfik, Ayetullah Bey,
Recaizade Mahmut Ekrem gibi imzaların yeraldığı Terakki,
mizahi Letaif-i Asar ve hanımlar için Hanımlara Mahsus
adlı haftalık ilaveler neşretti. Hakayık-ül-Vekayi
adıyla yayın hayatına devam ettiyse de aynı iddialı
tutumunu sürdüremedi. 1870’te bütün yazıları Ahmed
Midhat Efendi tarafından yazılan, sonraları Bedir adını
alan Devir Gazetesi neşredildi.
1872 Haziranında Ahmed Midhat Efendinin idaresine geçen
ve daha önce İskender Efendi tarafından yayınlanan İbret
Gazetesi, Yeni Osmanlıların sözcüsü haline geldi. Namık
Kemal’in baş yazarlığını yaptığı bu gazete 25.000 gibi o
güne kadar görülmemiş bir tiraja ulaştı ve yayın hayatı
boyunca 12.000'den aşağı düşmedi. Yazarları çeşitli
sebeplerle İstanbul’dan uzaklaştırılan İbret Gazetesi,
Namık Kemal’in Magosa’ya gönderilmesiyle 1873 yılında
kapandı. Bu müddet içinde Aşir Efendi tarafından
çıkarılan ve yazı işlerini Ebüzziya Tevfik’in yürüttüğü
Hadika, Ahmed Midhat Efendi tarafından yayınlanan ve
okuyuculara faydalı bilgiler veren Dağarcık Dergisi,
Ravdat-ül-Mearif ve Ceride-i Tıbbiye-i Askeriyye
dergileri ile Diyojen’i çıkaran Teodor Kasap Efendi
tarafından çıkarılan Hayal ve Çıngıraklı Tatar gibi
mizah dergileri de neşredildi.
1873 yılında Ebüzziya Tevfik’in siyasi yazılarıyla
dikkati çeken ve kısa süre içinde kapatılan Sirac adlı
gazete, yirmi beşinci sayısında kapatılan ve bir mizah
gazetesi olan Latife, haberlere geniş yer ayırmasıyla
tanınan ve akşam ilavesi çıkaran Hülasat-ül-Efkar
Gazetesi, Ahmed Midhat Efendinin çeşitli fıkra ve
hikayelerden başka roman tefrikalarına da yer verdiği
Kırkanbar Dergisi, Dolap, Mecmua-i Nevadir-i Asar,
Müteferrika, Revnak adlı gazete ve dergiler yayınlamışsa
da ömürleri kısa ve tesirleri az olmuştur.
1873 yılında memleketin içine düştüğü siyasi ve ekonomik
sıkıntılara ortak ve yardımcı olması beklenen basın ve
yayın organları tamamen devletin karşısında yer alınca,
memleketin içine düştüğü sıkıntılar gözönüne alınarak
basına karşı bazı tedbirler alındı. Bu tedbirler
üzerine, Amerikan ve İngiliz misyonerlerinin mali
desteği ile geniş bir Arapça yayın merkezi haline gelen
Beyrut’taki basın çevreleri, 1874’ten sonra kendilerine
daha rahat çalışma imkanı veren Mısır’a gittiler. Midhat
Paşanın sadrazamlığı zamanında İstanbul basınına karşı
zecri tedbirler uygulandı. Bu tarihte vilayetlerde
yayınlanan gazetelerin sayısı yirmiyi buldu. Ayrıca
devletçe masrafları karşılanarak kurulan vilayet
basımevlerinde yerli ve özel gazete ve kitapların
basılmasına da izin verilince; kültür faaliyetlerini
destekleme yolunda oldukça müsbet adımlar atıldı. Yine
aynı dönemde ülkenin dört bir yanında yayınlanan
gazetelerin toplu halde okuyucuların incelemesine
sunulduğu kıraathaneler (okuma salonları) açıldı. Ancak
o zamana kadar hiçbir vergi ve rüsuma tabi olmayan
gazetelere, 1874’te, her gazeteye iki paralık pul
yapıştırma mecburiyeti getirildi.
Gazetelerin memleket şartlarını dikkate almamaları,
tenkit ve hicivde ileri gitmeleri üzerine Haziran
1875’te siyasi özellikteki kitap ve dergilerin ön
sansürden sonra yayınlanmasına karar verildi. Aynı yılın
Eylül ayında, 1864 Nizamnamesi’ne “İlave baskıların
sadece resmi ilanlar için kullanılabileceği” maddesi
eklendi.
1874’te Münif Paşa tarafından çıkartılan, sanat ve ilim
yazılarına yer veren haftada birkaç defa yayınlanan
Mecmua-i Maarif, Agop Baronyan tarafından yayınlanan ilk
tiyatro gazetesi olan Tiyatro, Basiretçi Ali Efendi
tarafından çıkarılan mizah dergisi Kahkaha, Mehmed Arif
Bey tarafından çıkarılan Medeniyet Dergisiyle, Şafak,
Afitab-ı Maarif ve Misbah-ı Felah dergileri de
yayınlandı. 1875 yılında, Tevfik Bey tarafından
çıkarılan ve bir mizah dergisi olan Geveze, yine bir
başka mizah dergisi Meddah, Mehmed Efendinin günlük
çıkardığı dini bilgiler neşrederek ilgi gören Sadakat
Gazetesi, Teodor Kasap tarafından yayınlanan günlük
İstikbal Gazetesi, Filip Efendinin yayınladığı
Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerinde de çeşitli
şahıslar tarafından devam ettirilen Vakit Gazetesi,
Şemseddin Sami’nin başyazarlığını yaptığı, Rum asıllı
Papadapulas tarafından yayınlanan, daha sonra Mihran
Efendi tarafından devralınan Sabah Gazetesi, Mehmed
Tevfik Bey tarafından çıkarılan haftalık mizah dergisi
Çaylak ile; bunların dışında Müsavat, Ümran, Selamet,
Mirat-ı İber, Muharrir, Mecmua-i Maarif gibi kısa ömürlü
gazete ve dergiler yayınlandı.
1877’de Midhat Paşanın sadrazamlığı zamanında bir
matbuat kanunu hazırlandı. Bu tasarı mecliste
kanunlaşmadan önce meclis dağıldı. İki bölümden meydana
gelen bu kanunun birinci bölümü matbaalara, ikinci
bölümü ise basına ait hükümleri ihtiva ediyordu. Aynı
yıl içinde basın suçlarını yargılayan Meclis-i Ahkam-ı
Adliye kuruldu. Harb hali sebebiyle gazetelerin hükumeti
tenkide yönelik yayınlar yapmaları yasaklandı. Bu
suretle Osmanlı basını yeni bir döneme girdi.
1876-1878 senelerinde pekçok gazete ve dergi çıkarıldı.
Bunların belli başlıları; başyazarlığını Ahmed Midhat
Efendinin yaptığı Çaylak, Tevfik Mehmet Bey tarafından
çıkartılan Osmanlı Gazetesi, Şemseddin Sami’nin
başyazarlığını yaptığı ve Mihran Efendinin yayınladığı
kısa süreli Tercüman-ı Şark Gazetesi, Türk basınının en
dikkate değer gazetelerinden olan, Ahmed Midhat
Efendinin çıkardığı Tercüman-ı Hakikat Gazetesi, mizah
gazetesi Karagöz, çocuk gazetesi Bahçe’dir.
1878’de memleketin içinde bulunduğu harb hali sebebiyle,
Osmanlı birliğini ve ülkesinin bütünlüğünü bozmaya
yönelik yayınlara karşı bazı tedbirlere ihtiyaç duyuldu.
Maarif Nezareti, Matbuat Müdürlüğü ve Zabtiye
Nezaretinin katkısıyla gazeteler üzerinde sansür
uygulamasına gidildi. Hariciye Nezaretinde de dış
basınla ilgili Matbuat-ı Hariciye Müdürlüğü kuruldu.
1878’de çıkmaya başlayan Tercüman-ı Hakikat Gazetesi,
Ahmed Mithad Efendinin başarılı kalemi ile ve hükumeti
tenkid etmeyen büyüklere şantaj, sansasyon özelliğinde
olmayan ciddi haberciliğiyle bu devrin en uzun ömürlü ve
itibarlı gazetesi oldu. Daha sonraki senelerde Ahmed
Midhat Efendinin damadı Muallim Naci’nin idare ettiği
bir edebi ilave verdi. Bu son derece ciddi ve terbiyevi
bir edebiyat mecmuasıydı. Çocuklar için haftalık
ilaveler verdi. Bu gazetede telif romanlar tefrika
edildiği gibi, batı klasikleri de veriliyordu. Midhat
Efendi bu arada 150’den fazla roman ve ilmi kitap
yayınladı. Kitaplar, çekici ve akılcı bir üsluba sahib
olduğundan, okutucu ve öğreticiydi. On dört ciltlik
Avrupa Tarihi, üç ciltlik Dünya Tarihi serileri, o
devirde halk tarafından merakla okundu.
1879’da Ebüzziya Tevfik Bey tarafından Mecmua-i Ebüzziya
Dergisi çıkarıldı. Ebüzziya Tevfik, pekçok kitaplar,
yıllıklar yanında bazı klasik eserler yayınladı.
Kütüphane-i Ebüzziya adlı bir kolleksiyon meydana
getirdi. 1879’da Mehmed Ali tarafından iktisadi ve zirai
konulara yer veren 15 günlük Vasıta-i Servet ve 1880’de
Vakayi-i Tıbbiye adlı meslek dergileri de yayınlandı.
1881’de Encümen-i Teftiş ve Muayene, Maarif Nezareti’nde
de Tetkik-i Müellefat Komisyonu kuruldu. 1888’de
matbaaların bastığı bütün yayınlara önceden izin
aldıktan sonra basma şartı getirildi.
1891’den önce Tercüman-ı Hakikat’ten başka; on iki bin
tirajlı Sabah, Saadet ve Tarik gazeteleri de çıkarıldı.
Jön Türkler hareketinin belli başlı simalarından olan
Murad Bey, 1885 yılında haftalık Mizan Dergisini
çıkarmaya başladı. Bir ara Avrupa’ya kaçan Mizancı
Murad, yayını |