Bugün

 

Son Güncelleme

 

İdeal Düşünce'yi

Giriş Sayfanız Yapın

İdeal Düşünce'yi

Sık Kullanılanlara Ekleyin

anasayfa eğitim sosyoloji sağlık kitap kültür-sanat bilişim röportaj dinler-kültürler arşiv alıntı iletişim

 

Yazarlar

YAZARLARIMIZIN BİYOGRAFİLERİ

Ziyaretçi Notu

İDEAL DÜŞÜNCE'de yer alan yazılarla ilgili YORUM YAZMAK YA DA YAZILMIŞ YORUMLARI OKUMAK İÇİN Yapılan yorumlardan yorum sahibi sorumludur.

İDEAL DÜŞÜNCE

Gönüllü bir bilgi paylaşım sitesidir.

www.idealdusunce.com

adresinde ve uzantılarında yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.


YAYIN EKİBİ


editör

VEDAT ÖZCAN

akademi

Prof.Dr.M. SAİD DOĞAN

güncel-edebiyat

VEDAT ÖZCAN

dinler ve kültürler

Dr. LÜTFÜ ÖZŞAHİN

güncel-siyaset

AKİF ÇARKÇI

sağlık

Dr. M. Nedim AYTEKİN


e-posta

dusunce@idealdusunce.com

İstatistik

 

 

 Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi

 

 Hikaye Hikayeler
  Toplist
 

 

 

İDEAL DÜŞÜNCE - HAZİRAN 2008

Bilal ATIŞ

PATİKLER

27.06.2008

b.atis73@gmail.com

 

 

 

PATİKLER

 

Onunla ilk defa nerede karşılaştığımı tam çıkaramıyorum. Ama sıkı bir çatışma zamanıydı. Uzun boylu, sarışın, yakışıklı bir asteğmendi. Miğferinden taşıp alnına dökülen saçlar onu daha da geçleştiriyordu. Fakat hepimizin dikkatini toplayan en seçkin özelliği palaskasında sallanan yünden yapılmış iki minik patikti. Biri mavi biri pembe bebek patikleri. Bunları her operasyonda yanına almayı ihmal etmiyordu.

 

Neyi ifade ediyorlardı, neden renkleri başka başka idi? Bulunduğumuz durum ve aklımız bu soruları araştırmaya uygun değildi.

 

Bir ara nasıl olduysa tam arkasında, kendisine nişan alan bir terörist gördüm. Hiç duraksamadan tüfeğimi ateşledim. Namludan çıkan mermi hedefine varmış ve terörist inleyerek bulunduğu yerden yuvarlana yuvarlana Sinan Asteğmenin arkasına kadar gelmişti. Başını çevirdi, bir yerdeki ölüye bir bana baktı. Gözlerinin minettle parladığını fark ettim, ağzından "sağol asteğmenim" sözcükleri döküldü.

 

Aynı akşam operasyondan başarıyla dönmüştük. Dağlarda birkaç eşkıya inini tarumar etmiş onlarcasını da canlı ele geçirmiştik. Zayiatımız olmadığı için hepimiz neşeliydik. Bir ara Sinan asteğmeni herkesten uzak bir köşede elindeki resme baktığını gördüm. Her halde ya nişanlısı ya da hanımıdır diye düşündüm. Bir elinin gayri ihtiyari kemerinde sallanan patiklerle oynadığını fark ettim. Galiba ağlıyordu. Evet yanılmıyordum. Kirpiklerinin arasından yanaklarına doğru, iki damla gözyaşının yuvarlandığı gözüme takıldı.

 

O tarafa doğru yürüdüm, yanına yaklaştığım halde beni fark etmedi.

 

— Ne o bakıyorum çok dalgınsın, dedim.

— Oh, affedersin geldiğini duymadım asteğmenim.

     Yanına çökerken,

— Boş ver... dedim. "Evli misin" diye sordum.

— Tamamıyla değil, ya siz?

— Ben mi? Tabi evliyim, ellerinden öper bir de oğlum var.

— Bu ayrılık bana çok zor geliyor, diye dertlendi.

— Alışırsın be kardeş dedim. Şeyy... Mahremine karışmak istemem ama bu patikler ne?

— Bunlar mı? Bu gördüğün mavi patik erkeği, pembe patik ise kızı ifade ediyor.

   Anlamadığımı ifade eden bakışlarla yüzüne baktım.

— Yani dedi, erkek çocuğum olursa bu pembe patiği atacağım.

   Kız olursa...

— Kız olursa mavi patiği atacaksınız öyle ya. Demin evli değilim demiştin.

— Hayır, Asteğmenim, evli değilim değil de, tamamıyla evli değilim demiştim.

— Peki, bu nasıl oluyor?

— Onunla altı sene evvel tanışmıştık. O zamanlar henüz ikimizde öğrenciydik. Birbirimizi ilk görüşte beğenmiş ve sevmiştik. Fakat henüz talebe idik, hem de evlenmeyi düşünemeyecek kadar küçüktük. Seneler böyle devam etti. Ben okulu bitirdim. Nihayet hayalini kurduğumuz şeyleri yapmaya başlayabilecektik. Hayata başlamadan evvel vatani vazifemi yapmanın daha yerinde olacağını düşündüm.

 

   Biraz sustu.

— Birbirimizden ayrıldığımız o son geceyi asla unutmuyorum. Birbirimizi altı sene beklemiştik, madem bir onaltı ay daha bekleyecektik. Artık birbirimize bir engel görmedik. Ve...

— Beni de duygulandırdın. İnşallah sonu hayırlı olur.

— Şimdi mektuplaşıyoruz. Tek tesellimiz birbirimizi ne kadar çok sevdiğimizi düşünüp, kendi yuvamızı hayal etmek. O gecenin sabahında ayrılırken her ne olursa olsun beni bekleyeceğine söz verdi. Birbirimizi deli gibi seviyorduk ve aramızdaki son ayrılık gözümüzü yıldırmıyordu. Ayrılırken ellerimi sımsıkı tuttu ve "benim için hiç meraklanma Sinan, kalbin müsterih olarak vazifene git ve korkma Allah bize acır ve seni bana selametle iade eder"

— Sonra elini çantasına sokup bir paket çıkardı. Bana vermeden evvel " sana sık sık yazacağım sevgilim" dedi. Sonra paketi bana uzattı. Açınca işte bu iki patik çıktı. Bir mavi biride pembe. Kızararak başını önüne eğdi. "Bunları sakla Sinan" dedi. "Eğer çocuğumuz kız olursa pembeyi, erkek olursa maviyi saklarsın ".

 

Burada sustu ve bana baktı. Bense patiklerin sırrını çözdüğüm için seviniyordum.

 

Bu konuşmamız üzerinden tam yirmidokuz gün geçmişti. O gün bölüğe gelen postadan Sinan'a bir zarf geldiğini duyunca hemen gidip aldım. Sinan ve birliği operasyonda olduğundan bu güzel emaneti kendisine vermek için sabırsızlanıyordum. Ertesi sabah birlik döndüğünde hepsinin yüzünde derin bir hüzün vardı. Aklıma geliyordu ama Sinan olamaz diyordum. Araçtan bir şehit indirdiler. Sinan asteğmendi. Kalbimin duracağını sandım.

 

İşlemlerden sonra, yanına gidip mektubunu okudum. Bir oğlu olmuş. Tıpkı kendisine benziyormuş. Gözlerimden dökülen yaşlar elimdeki mavi patiği ıslattı. Sinan'ın emanetlerini, mavi patiği zarfın içine koydum ve naaşın üzerine bıraktım.

 

Bir an elimde hala tuttuğum pembe patiğe baktım. Onu da ben hatıra olarak saklıyorum. Allah rahmet eylesin Asteğmenim.

 


Yazdırılabilir SürümYazdırılabilir Sürüm Yorum gönder Yazara e-mail gönder



 
 

Yorumlar