Bugün

 

Son Güncelleme

 

İdeal Düşünce'yi

Giriş Sayfanız Yapın

İdeal Düşünce'yi

Sık Kullanılanlara Ekleyin

anasayfa eğitim sosyoloji sağlık kitap kültür-sanat bilişim röportaj dinler-kültürler arşiv alıntı iletişim

 

Yazarlar

YAZARLARIMIZIN BİYOGRAFİLERİ

Ziyaretçi Notu

İDEAL DÜŞÜNCE'de yer alan yazılarla ilgili YORUM YAZMAK YA DA YAZILMIŞ YORUMLARI OKUMAK İÇİN Yapılan yorumlardan yorum sahibi sorumludur.

İDEAL DÜŞÜNCE

Gönüllü bir bilgi paylaşım sitesidir.

www.idealdusunce.com

adresinde ve uzantılarında yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.


YAYIN EKİBİ


editör

VEDAT ÖZCAN

akademi

Prof.Dr.M. SAİD DOĞAN

güncel-edebiyat

VEDAT ÖZCAN

dinler ve kültürler

Dr. LÜTFÜ ÖZŞAHİN

güncel-siyaset

AKİF ÇARKÇI

sağlık

Dr. M. Nedim AYTEKİN


e-posta

dusunce@idealdusunce.com

İstatistik

 

 

 Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi

 

 Hikaye Hikayeler
  Toplist
 

 

 

İDEAL DÜŞÜNCE - NİSAN 2008

Ebubekir AYTEKİN

Hangi Yüzle Yağmur İsteyeceğiz

14

29.02.2008

ebubekiraytekin@yahoo.com

 

“Müslüman kardeşinin derdiyle dertlenmeyen bizden değildir.”   Hadis

 

“Ateş düştüğü yeri yakar.” diye bir atasözü vardır. Ancak ateşe müdahale edilmezse kısa sürede büyüyerek etrafını da yakar.  Ateşe müdahale etmesi ve onu söndürmesi gerekenler öncelikle ateşe en yakın olanlardan başlamak suretiyle ateşin etrafındakilerdir. Evvela yanma tehlikesi olanların, daha sonra da yangından haberdar olup söndürme imkânı olanların yakından uzağa prensibi ve sorumluluğu ile müdahale sorumlulukları vardır. Yani insani açıdan yangını söndürmede her kes sorumludur.

Yüzyılın başında halkının çoğu Müslüman olan Arnavutluk işgal edilmiş, başta ülkemiz olmak üzere bütün dünya Arnavutluk’taki soykırıma seyirci kalmıştı.

Merhum milli şairimiz M.Akif bu işgal karşısında duygularını şöyle dile etmişti:

 

“Üç beyinsiz kafanın[1] derdine üç milyon halk

Bak nasıl doğranıyor, kalk baba, kabrinden kalk!

Diriler koşmadı imdadına sen bari yetiş,

Arnavutluk yanıyor, hem bu sefer pek müthiş!

…………

………….

Bunu benden duyunuz, ben ki, evet, Arnavut’um.

Başka bir şey diyemem, işte perişan yurdum![2]

 

Bulunduğumuz coğrafya yangınların olabildiğince yoğun olduğu ve her an etrafına sıçrama ihtimali çok yüksek olan bir coğrafyadır.

Bu yangınların en büyüğü de komşumuz Irak ve Filistin’de yılladır sürmektedir. Emperyalist ABD ve Siyonist İsrail tarafından işgal edilmiş bu topraklarda her gün insanlık suçları işlenmektedir. Günde ortalama yüz-yüz elli kişi öldürülmekte, bir o kadarı da yaralanmaktadır. Erkeklerden öldürülmeyenler yıllardır suçsuz yere ve mahkeme edilmeden zindanlarda bekletilmektedir. Kadınlar dul, çocuklar yetim bırakılmıştır. İnsanların evleri bombalarla başlarına yıkılmıştır ve yıkılmaktadır. Gıda, ilaç, su, elektrik yakıt ve diğer temel ihtiyaçlarda çok büyük sıkıntılar çekilmektedir.

Tutuklular büyük işkencelere maruz kalmakta namus pay-mal olmaktadır.

O insanlar bizim kardeşlerimizdir. O çocuklar bizim çocuklarımızdır. O kadınlar bizim namusumuzdur.

Ancak başta biz ve diğer –halkı Müslüman olan- ülkeler başta olmak üzere bu zulmü seyrederken lakayt kalmaktayız ve yüzümüz kızarmamaktadır. Dünya, her gün işlenen bu insanlık suçlarının çok az bir kısmını ekranlardan seyrederken artık zulmü kanıksamış görünmekte ve hemen kanal değiştirerek eğlence programlarını zaplamaktadır.

Keza Afganistan yine emperyalist ABD ve onların işbirlikçileri tarafından yıllardır işgal edilmiş olup bu ülkenin yeraltı zenginlikleri sömürülmekte iken yerli halk, çağın yüz elli yıl gerisinde yaşamaya mahkûm bırakılmıştır.

Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta ise dünyada işgal edilen bütün topraklar İslam coğrafyasındadır ve zulüm gören, öldürülen insanlar da Müslümanlardır. Daha da önemlisi işgalciler işgal ettikleri toprakları barış(!) ve demokrasi(!) adına, yerli halkın haklarını koruma(!) adına işgal etmişlerdir. Öldürdükleri insanlar da teröristtir.(!)

Daha önce de bu senaryoların başka İslam topraklarında olduğunu çabuk unuttuk. Bosna-Hersek, Kosova, Çeçenistan, Keşmir, Moro, Filipinler, Çin… ve daha niceleri.

Şimdi başımızı ellerimizin arasına alıp kendimize bazı sorular sormalıyız:

“Yapılan ve halen yapılmakta olan bu zulümlere karşı gerek fert olarak ve gerekse fertler olarak ne yapmalıyız? Yapılanlardan ve yapılmakta olanlardan dolayı hesaba çekilecek miyiz? Fert, toplum ve ülke olarak mazlumdan yana mıyız zalimden yana mı? Aynı şeyler bizim başımıza gelse idi (ki insanım diyen için fark etmez aslında) bizim dünyadan ve diğer Müslüman halklardan beklentimiz ne olurdu?”

Şimdi yeniden düşünelim lütfen:

Allah’tan yağmur istemeye nasıl yüzümüz tutuyor?

 


[1] Ülkeyi birinci Cihan Harbine sokan üç Osmanlı Paşası

[2] M.Akif Ersoy, Safahat


Yazdırılabilir SürümYazdırılabilir Sürüm

Yorum gönder

Yazara e-mail gönder


 

 

Yorumlar


 

 

 

 


 
 
 
     
 
 
 
   
 
 
 

| AnaSayfa | Eğitim | Kültür-Sanat | Sosyoloji | Röportaj | Kitap | Bilişim | Sağlık | Dinler-Kültürler | Alıntı  | Arşiv | İletişim |