|
Geert Wilders, İslam ve Türk düşmanı Hollandalı bir
siyasetçi… Hürriyet düşmanı, faşistin önde gideni;
ama öte yandan Özgürlük Partisi Lideri (PVV).
Durum, tam bir kara ironi örneği… ‘Fitna’ adını
verdiği 16 dakikalık bir film yayınladı internette.
Hz. Muhammed’i Hitler'e, Kur'an'ı da Hitler'in
‘Kavgam’ adlı eserine benzetiyor. Kur'an'ın ‘faşist
bir kitap’ olduğunu iddia ediyor. Wilders’in
söylediklerinin ne kadar aşağılık yalanlar olduğunu
falan söylemeye şüphesiz ki gerek yok; Hz. Mevlana
yaklaşık 800 sene önce söylemiş gerekeni:
‘Köpeklerin dudakları değdi diye deniz kirlenmez.’
Batı’da İslam’a böyle dil uzatmaya cüret edenlerin
artmasını sağlayan bir iklim var ki, maalesef bu
giderek güçlenmekte. Usame bin Ladin denilen ne
idüğü belirsiz zâtın arasıra kafasını ininden
çıkarıp söyledikleri de, İslam’a iftira etmek
isteyenlerin ekmeğine yağ sürüyor.
*
Hollanda, ‘hoşgörü’ ülkesi olarak bilinir; bu da
yalanın kuyruklusudur. Hakikati, ‘Hollanda bir
apartheid(ayrımcılık) ülkesidir’ diyen
Hollandalıların 2002’de öldürülen İslam düşmanı
siyasetçisi Pim Fortuyn söylemiştir. Hollanda’da
müthiş bir hoşgörü vardır; doğrudur; ama bu
‘hoşgörü’, İslâm’a ve Onun Yüce Peygamberine iftira
edenler veya ülkede yaşayan eşcinseller, pedofiller
(sübyancılar) ve benzerleri içun geçerlidir. Bir
imam, eşcinselliğin toplum içun bir tehlike olduğunu
söylediğinde hoşgörü falan unutulur ve o imamı bir
kaşık suda boğmak içun ya da sınırdışı etmek içun
kampanyalar yapılır.
*
Fransız yazar Chateaubriand’ın Kur’an-ı Kerim içun
“Ne tirana sövüyor, ne hürriyeti övüyor” deyu
söylediğini aktarır Edward Said, ‘Oryantalizm’ adlı
o meşhur kitabında. Chateaubriand fanatik bir
‘gavur’ Fransız politikacı ve yazardı ve
‘gavur’luğunun gereğini yapıyordu. İslam aleyhinde
faaliyette bulunmak, Müslümanları Allah kelâmı olan
Kur’an’dan uzaklaştırmak, birtakım misyoner ve
oryantalistlerin İslamiyet’in doğuşundan itibaren
yapmaya çalıştıkları ve fakat beceremedikleri ve
beceremeyecekleri bir hedef.
*
Wilders ya da benzer zihniyeti paylaşanlar, şeytanın
işbirlikçileri, masonlar, farmasonlar, Marksomanlar
ve daha bilmem ne bela… Dışımızdakiler yahut da
‘bizden olmayanlar’ böyle de, ya içimizdekiler...
İslam felsefesi üzerine çalışmaları bulunan bir Türk
profesör, Antalya'nın Kemer adlı güzel ilçesinde,
Atatürkçü Düşünce Derneği Kemer Şubesi tarafından
düzenlenen ‘Dinin ve Kadının Türban ile İstismarı’
konulu bir konferansta konuşuyor. Profesör, ‘türban’
hakkında kamuoyu tarafından bilinen görüşlerini
sıralıyor ve sonra sıra dinleyicilerin sorularına
geliyor. Toplantının katılımcılarından bir vatandaş
'Dinimizi öğrenmek içun sadece Kur'an-ı Kerim'i
kaynak alabilir miyiz' sorusunu yöneltiyor
profesöre. Cevap şöyle geliyor: ‘Kur'an-ı Kerim
sek içilmez, yanında başka kaynakları da incelemek
gerekir.’ Bu sözler üzerine bir dinleyici, ‘Biz
buraya dinimizle ilgili bilgiler edinmeye geldik.
Ama siz bizi Peygamberimizden ve dinden soğuttunuz.
Kur'an-ı Kerim'in tek başına kaynak olup
olmayacağını alkollü bir örnekle açıklayamazsınız’
deyu feveran ediyor. Ortalık karışıyor ve saire…
Kur’an-ı Kerim söz konusu olduğunda bin düşünüp bir
konuşmak gerekirken, böyle konuşabilmek de bir
karakter meselesi. Şüphesiz ki, herkes zekasının,
karakterinin gereğini yapıyor.
*
‘Teşbihte hata olmaz’ denmiştir; ve fakat bu sözle
kastedilen, teşbihin ne kadar mühim olduğu, asla ve
kat’a hata kaldırmayacağıdır. Bazı ahmaklar ya da
eskilerin tabiriyle nadanlar var ki, ‘teşbihte hata
olmaz’ nasılsa deyu düşünerek, en ahmakça lafları
söyleme hakkını kendilerinde bulabiliyorlar; veyahut
bu sözü, ahmaklıklarını sergiledikleri ipe sapa
gelmez lafların bir gerekçesi olarak ileri
sürebiliyorlar. Üstelik, buna ilim tahsil edenlerde
daha çok rastlanıyor. Ne demişti Şirazlı Şeyh Sadi:
Eşeğe kütüphane dolusu kitap yüklesen, eşek ilim
sahibi olur, amma irfan sahibi olamaz…
Dîl-i câhilde olmaz nûr-i irfan,
Ki nâdanın olur kalbi de nâdan.
Okçuzâde Muhammed Şâhî Bey
*
Mehmet Akif’in Balkan Savaşı’nın Müslüman ahaliye
yaşattığı o müthiş acıları derinden hissederek
kaleme aldığı ve Hakkın Sesleri adlı kitabında yer
alan şiirinin başlığı yerinde, bu yazının başlığı
yerinde de yer alan, A’raf suresi 155. ayetten bir
cümle yer alır… Şiir şöyle başlar:
Yâ Rab, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz… Sen bize yangın veriyorsun!
“Yandık!” diyoruz… Boğmaya kan gönderiyorsun!
(…)
Mehmed Akif’in şairliğini Nazım Hikmet bile takdir
etmiştir; amma Cemil Meriç’e göre şair bile değilmiş
Akif... Nazım Hikmet, Kurtuluş Savaşı Destanı’nda,
‘Akif, inanmış adam / büyük şair’ deyu söylerken,
Cemil Meriç ise Halil Açıkgöz’ün ‘Cemil Meriç İle
Sohbetler’ kitabında şu cümleleri serdediyor:
‘Mehmed Akif bence şair bile değildir, birtakım
fikirleri sözleri manzum söylemiştir, o kadar. Akif
kuvvetli bir nâsir de değildir.’
Sonsöz: Mehmed Akif şair değilse, o vakit, kimse
şair değildir.
|