|
YİRMİ ÜÇÜNCÜ YAZI
CADI KAZANI VE TİLKİ
Kıymetli, mehabetli, şecaatli ve bu aralar canı pek
sıkkın olan okur!
Beni okuyanlar bilir, atalar sözüne çok itibar eder ve
ataların hikmetinden sual olunmaz, ancak onların
sözlerinden ibret alınır derim. Sadece ibret mi alınır
tabii ki hayır. Aynı zamanda o atalar sözüne bakıp
pekala tedbir almak da mümkün.
Şimdi bu remzi ampul olan fırkanın reisi, gaza gelip
Kral Ferdinand ve Kraliçe İzabella’nın memleketinde
“velev ki” diye başlayan bir cümle kurmuştu ya! Bu
cümleyi duyduğumda,
“Aba zamanı aba, yaba zamanı yaba alınır” atalar sözünü
hatırlayıvermiş ve inşallah başlarına bir iş gelmez
demiştim. Çünkü bu “velev ki” ile başlayan cümlenin gün
gelip, remzi ampul olan fırka ve reisi için cümle-i azap
ve dahi gazâp olacağını hissetmiştim.
Zira remzi ampul olan fırkanın ileri gelenleri ve
gelmeyenleri dahil olmak üzere cümle alem biliyordu ki
bizim medreselerin pek mühim bir miktarı olmasa da pek
çoğunun baş müderrisleri Temmuz ayı gibi zaten
vazifelerini itmam edeceklerdi.
E ne demişler “zamansız öten horozun…”
“Binde bir gelinen yere gül döşerler, her gün gelinen
yere kül döşerler”
atalar sözünde olduğu gibi o kadar sık Avrupa ziyareti
gerçekleştirilince “kül döşeyen” birileri de elbet
olacaktı…
Ortada ne fol, ne yumurta ne de canı menemen çeken bir
Allah’ın kulu yok iken sarf ediliveren bu “velev ki”
cümlesi üzerine çok yazıldı çizildi… Ama belli ki
cümleyi sarf edenlerin ya da sarf ettirenlerin evdeki
hesapları çarşıya uymadı… Kim bilir belki de uydu…
Şimdi eskinin muhasebesini yapıp elde fatura birilerine
ceza kesecek değiliz…
Ancak şu aralar memleketin baş şehrinden gelen haberler
bana “Bir evde düzen olunca düzenbaz olmaz”
atalar sözünü değiştirip, bir evde düzen bozulunca
düzenbaz bol olur” dedirtti.
Hani çizgi filmlerde kavga sahneleri olur ya… Filmin
bütün kahramanları kavgaya tutuşur ve ortalık göz gözü
görmez bir hale gelir. Ama bu kavgayı çıkaran tilki o
kavganın içinden sıyrılmasını bilir. Kavgayı dışarıdan
seyreder. Başşehrin manzarası bana bu film sahnelerini
hatırlattı. Bizim başşehirde bir tilki var amma onu ben
bilmiyorum. Bir tahminim var ama yazamıyorum...
Bir gün sadrazama, bir başka gün yeniçeri ağasına, başka
bir gün bir başkasına dair haberler uçuşup duruyor.
Belli ki arabozucular işbaşında ve tilki de manzaradan
gayet memnun…
Böyle zamanlarda kimse kimseye güvenmez olur… Herkes
herkesten şüphe eder.
Benim oradakilere ilk tavsiyem eğer çok zor durumda iseler
ya da kendilerini pek iyi hissetmiyorlarsa “Cins kedi
ölüsünü göstermez” sözünde olduğu gibi kimseye zor
durumda olduklarını göstermesinler… Kuyruğu dik
tutsunlar...
İkincisi her çağrıldıkları yere gitmesinler. Zira
Çağrılmadık yere, çörekçi ile börekçi gider.” Yok
eğer bir yere gitmek mecburiyeti hasıl olmuşsa yalnız
gitmesinler… Sizin fark etmediğiniz bir şeyi belki
yanınızdaki fark eder…
Üçüncüsü bakıyorum başşehirde her kafadan bir ses
çıkıyor. Aslında o kadar çok gürültü var ki her sesten
birkaç kafa çıkıyor desek daha iyi olur. Atalar böyle
durumlar için de bir formül üretmişler ve demişler ki:
“Çatal kazık yere çakılmaz”. Bu yüzden elinde
"ses çıkartma gücü olanlar" herksi konuşturmasınlar...
Dördüncüsü “Domuzdan post gavurdan dost olmaz”
atalar sözünde çok güzel ifade edildiği gibi dostlara ya
da daha doğrusu dost görünenlere dikkat etsinler.
Malum Frengistan ahalisinden olanlar çapkınlıklarıyla
mahirdir ve her güzele çiçek verip hangisi sağ kalırsa
ona yar olurlar… "O beni seviyor çünkü bana çiçek verdi"
diyen olursa bilsin ki o çiçek tedbiren verilmiştir…
Benden söylemesi…
Beşincisi böyle zamanların gammazı çok olur… Bu yüzden
söylenecek söz, yapılacak iş ve atılacak adımlara çok
dikkat edilmesi gerekir. Yoksa Dimyat’a pirince giderken
evdeki bulgurdan da olabilirler. Maazallah!
Altıncısı da insanın oturup zaman zaman iç muhasebe
yapmasında fayda vardır. Muharebeyi kazanmak isteyen iç
muhasebesini yapmak zorundadır. Eğer geçmişte geçilen
köprüleri yakma gibi bir hatanın içine düşülmüşse geçmiş
ola… Üç ihtimal vardır. Ya geri dönüp aynı yerlere aynı
köprüleri inşa etmek gerekir ya da başka yerlerle yeni köprüler yapmak
gerekir. Eğer durum gerçekten vahim ise, üçüncü mektubu
açsınlar ve üç mektup yazsınlar ve yıkılan köprüleri
inşa edecek başka birini bulsunlar..
Yedincisi bir dert var ise hekimden değil çekenden
sormak daha makuldür. Anlamayan için şöyle ifade edelim.
Damdan düşenin halinden damdan düşen anlar. Etraflarında
damdan
düşenler var ise onları bulsunlar...
Sekizincisi de şu olsun kıymetli ve mehabetli okur!
Sana vereyim bir öğüt: Kendin ununu kendin öğüt.
Hoş baş şehrimizin ileri gelenleri çok daha güzel ve
tumturaklı akıl verenlere sahiptir ama… Görüyoruz ki bu
akıl verenlerin akılları başlarında değil… Ortalığı fena
karıştırmışlar.
Bu yüzden karilerimizden baş şehrimizin ileri
gelenlerine ulaşma imkanı olan varsa bizim bu sekiz
maddelik reçetemizi de sunuversinler… Şu atalar sözünü
ilave ederlerse memnun oluruz.
Ah felek, felek! Kimine kavun yedirir kimine kelek… |