|
SEMAH FOLKLORİK BİR OYUN MUDUR?
Geçtiğimiz günlerde TRT de yapılan bir folklor
yarışmasına, semah ekibinin de katılıp gösteri yapması
üzerine “semah” konusundaki tartışmalara tanık olduk.
Tartışmacıların bir tarafına göre; bu gösteri,
Alevi/semah kültürünü kitlelere tanıtmak amacıyla
yapılmış iyi niyetli bir teşebbüstü. Bu konunun Alevi
inancıyla bağdaştırılarak bu kadar abartılacak bir yanı
yoktu.Tartışmanın öbür yanında olanlara göre ise; semah,
Alevi inancının ve ibadetinin önemli bir parçasıydı,
sadece ibadet maksadıyla cemlerde yapılabilirdi. Bu
konuda en büyük tepkiyi Cem Vakfı gösterdi.
Vakfın Alevi-İslam Din Hizmetleri Başkanlığı, bu
durumdan ötürü TRT yi ve programa katılan semah ekibini
açık bir dille kınadı. Öte yandan yayınladığı bir
talimatla, semah ritüelinin cemlerin dışında başka
amaçlarla yapılmamasını tüm şubelerine duyurdu.
Bu konuda ‘kim haklıydı, kim haksızdı?’ polemiğine
girmek yerine, Alevi-Bektaşi klasiklerinden ve
geçmişteki uygulamalardan esinlenerek günümüze bilimsel
bir bakış açısı getirmek daha akıllıca olmalıdır.
Mevlevilikteki semâ’ ile eş anlamda kullanılan semah,
cem ayinlerinde saz ve nefes eşliğinde dönülerek yapılan
bir zikr halidir. Alevi ve Bektaşiler, cem törenlerinde
Zakirin çaldığı bağlamayla coşar ve yine onun okuduğu
nefeslerle coşarak sema’ ederler.“Semahla anlatılmak
istenen, her şeyin merkezinde Allah’ın olduğudur. Semah
oynanmaz, dönülür. Çünkü semahta ana tema dönmedir. Bu
dönme, hem kişinin kendisinde, hem de çevresi ile olan
bağlantısında söz konusudur. Kişi kendi ekseni etrafında
döndüğü gibi, diğer dönenlerle birlikte de bir yörüngede
döner. Bu yörüngenin simgesel merkezinde ise, Tanrı
vardır. Bu dönüş, kişiyi benliği dışına taşıyarak semada
ve zeminde olan cümle yaratılmışlarla bütünleştirerek
Yüce Yaratıcı olan Allah’a ulaştırmayı amaçlar.” (Mahmut
Riyat Bakır, Tasavvufi Bir Kavram Olarak Cem, s.137)
Bu konuların duayenlerinden biri olan Bedri Noyan
Dedebaya göre: “Semâ’ deveran adlarıyla raksın esas
karakteri, ruhani oluşu, yani kutsal oluşudur. Nefsani
duygularla, şehvet hisleriyle karışmış oyunlarla zerre
kadar ilgisi yoktur. Gönülden gelen aşk dolu bir esin,
adeta bir vahiy ile ruhun aslına, yani Allah’a kavuşmak
istercesine yücelme çabasıdır. İnsanın kalıbından dışarı
taşıp göğe doğru ağmasıdır. Geldiği asli ruha, asıl
aleme doğru yücelmesidir.” (Dr. Bedri Noyan Dedebaba,
Bütün yönleriyle Bektaşilik ve Alevilik, IV. Cilt,
s.690-691)
Kendisi de bir Dede olan ve Cem Vakfı Alevi-İslam Din
Hizmetleri başkanı Ali Rıza Uğurlu kitabında
konuyu şöyle değerlendiriyor: “Semah oyun değildir.
Kulun miracıdır. O miraç cem evlerinin dışına
taşınmamalıdır. Taşınılırsa ne olur? Oyun olur, işte
dinlerini oyun yapanlara Kur’an-ı Kerim’in yanıtı:
Dinlerini oyun ve eğlence haline getirmiş, dünya hayatı
kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur’an ile öğüt
ver.”(A Rıza Uğurlu, Aşk-ı Muhabbet, s.203)
Diğer Sünni tarikatlarda olduğu gibi Alevi/Bektaşilikte
de zikr esnasında taliplerde olağan dışı haller vuku
bulabilir. Öyle bir an gelir ki, aşk ve vecd haliyle
kişi bir anda raksetmeye başlar. İşte böyle bir noktada,
mürşidin rehberliğinde topluca kalkılıp ilahi
raksetmenin adıdır semah. Cûşa gelip kendinden geçmiş
taliplere ve ibret nazarıyla bakılması için diğer
taliplere Dede tarafından “Hakk için ola, seyir için
olmaya” denilmesinin anlamı da budur.
Seyyid Nizamoğlu, şöyle ifade eder bu duyguları:
Ben dertliyim derdim vardır/ Ya ben nice dönmeyeyim
Her dem işim ah-u zardır/ Ya ben nice dönmeyeyim.
Aşk odu yürekte yanar/ Beni gören mecnun sanar
Gök yüzünde ay gün döner/ Ya ben nice dönmeyeyim.
Hacı Bektaş Veli hazretleri de buyurur ki;
Haşa ki semahımız oyuncak değildir/ ilahi bir aşktır,
salıncak değildir
Her kim ki semahı bir oyuncak sanır/ mümin diye namazı
kılınacak değildir.
“Hacı Bektaş Velî, Allah aşkının, insandaki şevk,
zevk ve gönül içindeki ateş gibi duyguların vücûda
yayılmasına sebep olduğunu ve bu duyguları harekete
geçirdiğini anlatmaktadır. Allah dostluğu için olan bu
hareketin, helâl olduğunu ifade etmektedir.
Şeyh Safî Buyruğu’nda tâliblerin ağzından; “şimdi zikir
meclislerinde sûfîler vecd ve semah ederler. Hazreti
Rasûl veya ashâbı veya tâlibinden hiç kimse semah
ettiler mi?” sorusu sorularak şöyle cevap verilmektedir:
“Bu semah ki, sûfîler arasında ve zikir meclislerinde
olmuştur.” Semah sırasında gönül, ruh ve akılda
yaşanacak değişiklikler de şöyle îzah edilmektedir:
“Semah, gönülde tesir bıraktıktan sonra etkisi dimağa
ulaşır. Akla haber verir. İlhâma benzer bir muhabbet
hasıl olur. Gözlerinden yaşlar akar. Böylece semahın
tesiri rûha erişir. Ruh öyle bir hale gelir ki, kalb
geldiği âleme yeniden pervâz eder (uçar). O an, tâlibten
irâdesiz medih ve feryadlar kopar. Bu semah, Allah’ın
rahmet’ini celbeder.” Semah sırasında dervişin dönmesi,
değirmen oluğundan su akarken değirmen taşının
dönmesine benzetilmiştir. Dervişin gönlüne boşalan,
“İlahi aşk”tır.
Şeyh Safî Buyruğu’nda hevâ ve hevesten yapılan semah, gerçek
semah olarak kabul edilmemektedir. Semah öyle olmalıdır
ki, derviş semah esnasında ateş içinde olsa yanmamalı,
su üzerinde olsa batmamalıdır.
Semah sırasında okunan gülbânk de, semahın vecd halinde
yapılan hareketler bütünü olduğu konusunda fikir
vermektedir: “Bismillah bismi Şâh Allah Allah!
Semahlarınız dergâh-ı Bârî’de kabul ola. Gittiğiniz
semahlar, yapılan zikirler ve cümle hizmetler kabûl ola.
Allah, cümle kusûr ve günahlarımızı bağışlaya. Doğru
yoldan ayırmaya, Şeytan’ın şerrinden, kötünün mekrinden,
münâfığın fenâlığından koruya…”
Niyâzî Mısrî’nin şu dörtlüğü de, semahla zikrin
birbirinden ayrılmayan ve Allah aşkından dolayı yapılan,
erkânın iki önemli parçası olduklarını göstermektedir:
Ey karındaş bir sözüm var tut semâh
Zikre meşgul ol sakın olma ırâh
Kim ki zikre gice gündüz sa’y eder
Nûru gönlünde idiser irtisâh”
(Doç Dr.Osman Eğri, Yaygın Din Eğitimi Açısından
Bektaşilik, s.271)
Hz. Mevlana semahı; sol ayağın merkeze alınıp sağ ayakla 72
milletin gönlünün tavaf edildiği bir pergele benzetir.
Bir beytinde ise, semah yapan canı kolları kanatlaşmış
bir kuşa benzeterek insanın bu suretle Tanrı ile hemhal
olduğunu ifade eder:
Kolları kanat olmuş da can uçuşur canana
Ayaklar basmaz olur yükselince meydana
Kainatı görürsün çerağların nurunda
İnsan varır Tanrı’ya, Tanrı varır insana.
7 ulu ozandan biri kabul edilen Pir Sultan Abdal;
bütün kainatı bir çarkıfelek’e benzetip sema’ ettiğini,
bunu gören nice aşıkların da meydana gelerek erkânı-yolu
sürdüğünü şöyle ifade eder:
Çarh-ı felek sema’ urup dönmede/ Talib olan
mürşidinden kanmada
Yüreğime bir od düştü yanmada/ Yanar ya Muhammed Ali
çağırır.
Nice aşık bu meydanda derildi/ Erenler erkânı yolu
sürüldü
Muhammed Ali’nin kadri bilindi/ Diller ya Muhammed Ali
çağırır.
20.yüzyıl Bektaşi Babalarından ve şairlerinden olan
Haydarî’ye göre bu tür ritüeller Hakk’ın erenlerle
muhabbetine vesiledir. Cem’deki bu sohbet-muhabbet ve
zikirlerle kişi bir katreyken ummana kavuşur:
Allah ile nasıldır dost sohbeti/ Gel bizim tekkeye
mihman ol da gör
Hakk’ın erenlerle var muhabbeti/ Sen bizim meydana
kurban ol da gör.
Dârına ber-dâr ol Hak erenlerin/ Sırrına serdar ol son
peygamberin
Bendesi ol Şah-ı Merdan Haydar’ın/ Hakk’a katreyken
sen umman ol da gör.
Sonuç olarak söylemek gerekirse: cem törenlerinin önemli
ritüellerinden biri olan ve ibadetin önemli bir rüknu
sayılan semah, bazılarının zannettiği gibi folklorik bir
gösteri değildir. Semah, cem töreninde seyr-i süluk
içersinde ilahi vecd ve coşku halinde yapılmalıdır.
Bunun dışında, oyun ve eğlence yerlerinde başka amaçlara
hizmet ettirilmesi inanca karşı saygısızlıktır.
Alevilik/Bektaşilik tarihine bakıldığında, semah her
zaman cem sırasında yapılmıştır. Bugün de öyle
olmalıdır. Aksi takdirde inancın önemli bir erkânı yara
alıp ayağa düşürülmüş olur. (İhsan ÜNLÜ,
Araştırmacı-Yazar, 01.07.2008) |