| İhsan ÜNLÜ: "Alevilik bir din değildir, İslam son dindir" |
|
|
|
| Yazar Zeynep Şimşek |
| Pazartesi, 23 Kasım 2009 18:54 |
|
“Namaz da kılarım semah da dönerim” diyen İhsan ÜNLÜ, alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Aleviliğin bir din veya mezhep olmadığını savundu.İşte çok ses getirecek muhteşem bir röportaj Zeynep Şimşek'in Özel Röportajı “Namaz da kılarım semah da dönerim” diyen İhsan ÜNLÜ, alevi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Aleviliğin bir din veya mezhep olmadığını savundu. Bu düşüncelerle İslam’ı öğrenmeye ve Aleviliğin İslam içindeki yerini anlatmaya yöneldi. Daha sonra İlahiyat Fakültesine gitmeye karar verdi. Bugün Din kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni. Aleviliğe dair Alevilik Müslümanlık mı?, Toplumsal Empati, Ehli Beyt Ocağı Alevilik isimli üç kitabı bulunan yazar gundemerzincan.com’un sorularını yanıtladı. - Öncelikle sizi kısaca tanıyabilir miyiz? 1966 Amasya-Sarayözü köyü doğumluyum. Küçük yaşlarda iken ailemle geldiğim İstanbul’da büyüyüp yetiştim. 1992 yılında Marmara üniversitesi İlahiyat fakültesinden mezun oldum. O tarihten bu yana öğretmenlik yapıyorum. Halen Erzincan Orgeneral Selahattin Demircioğlu İlköğretim Okulunda Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine girmekteyim. Öğretmenliğin yanı sıra araştırmacı/yazar olarak da çalışmaktayım. Çeşitli gazete ve sitelerde köşe yazıları yazmaktayım. İhtisas alanı Alevilik olan bir yazar olarak yayınlanmış kitaplarım var. Evli ve iki çocuk babasıyım.
Alevi kültüründe her zaman söylenen ve hiç ağızdan düşürülmeyen temel bir terkip vardır; “Hak-Muhammed-Ali” bunun anlamı şudur. Burada bir anlamda hiyerarşik bir inanç yapısı vardır. Burada önce zikredilen ‘Hak’ ismi, alemlerin Rabbi olan Cenab-ı Hakk’tır. O her şeyin başındadır, yeri göğü yaratandır. Eşi ve benzeri yoktur. Muhammed ise Allah’ın elçisi ve habibi son peygamberdir. Hz. Peygamber, Ehl-i Beyt’in başı, Hz. Hatice’nin biricik eşi ve Hz. Fatıma’nın babası, Hz. Hasan ve Hüseyin’in sevgili dedeleri olarak çok sevilir. Tabi Hz. Ali’nin amcası ve ona sırlarını veren mürşidi olarak da baş üstünde tutulur. Ali ise, Ehl-i Beyt’in gözbebeği, peygamberin neslini sürdüren ve ilmin kapısı olan mürşid-i kâmil, evliyanın ser çeşmesidir. Bazı yörelerde bu yapı bozularak Hz. Ali’ye insanüstü vasıflar verilse de genel kanaat bu şekildedir.
Evet, Alevilik bir din değildir. Son din İslam’ın tasavvufi/mistik yönü ağır basan bir yorumudur. Malumunuz, İslam dünyası asırlar öncesinden gelişen bazı nedenlerle; Ehl-i Sünnet ve Şii-Alevi iki ana gövdeye ayrılmıştır. Alevlik bizde, Şii dünyadan bazı öğeler almakla birlikte kendine has bazı yorumlarla Anadolu Aleviliği şeklinde gelişmiştir. Bu anlamda Alevilik bir mezhep de değildir; etimolojik yapısından da anlaşılacağı üzere Hz. Ali başta olmak üzere Ehl-i Beyt muhabbetini esas alan, insana sevgi ve hizmeti çok önemseyen, belli birtakım kuralları olan bir yoldur. Muharrem ayına hürmet ve cem törenleri bunlardan birkaçıdır. İslam’ın temel değerleri olan Tevhid ve diğer inanç esasları konusunda ben bir aykırılık göremedim. Teferruat konularında ise, aldığınız eğitim ve bakış açısına göre farklılık arz eden bazı şeylere rastlamanız mümkün olabilir. Ancak ben bunlardan çok, ana konulara ve ortak değerlere vurgu yapılmasından yanayım. Bir kere cem töreni daha başlamadan önce insanlardan rızalık ve helallik alınması çok önemli. Kul hakkına azami dikkat eden bu insanların nazarında cemevi bir ibadet yeri ve ‘ölmeden önce ölünüz’ hükmünün tecelli ettiği bir tarikat evidir. Diğer Sünni tarikatlarla da benzer şeylerin yaşandığı bu meydanda önemli bir bölüm ‘Tevhid’ bölümüdür ki bu bölümde tevhid çekilir, Allah Teâlâ, ‘hü’ şeklinde tesbih edilir. Öncesinde tövbe ve istiğfarlar yapılır. Yine önemli bir bölüm, ‘Mirçlama’ bölümüdür. Bu bölümde Hz. Peygamberin miraca çıkışı ve dönüşünde uğradığı ‘Kırklar Meclisi’nden bahsedilir. Bu esnada Hz. Peygambere salâvatlar getirilir. Son bölüm mersiye bölümüdür. Burada da Kerbela’da şehit düşen Hz. Hüseyin ve Ehl-i Beyt’ten şehit düşenler, okunan mersiyelerle gözyaşları içersinde yâd edilir. Sonunda Dede’nin okuduğu dua ve niyazlarla cem sona erdilir…
Lise sonrasında Dine ve maneviyata yönelişim esnasında, Dinimi en üst düzeyde ve kaynağından öğrenme isteğim beni İlahiyata yönlendirdi. Yakın çevremden bazı tepkiler almakla birlikte ailemin bana verdiği destek ve moralle okulumu bitirdim. Belki bunda, Dini bilgiler noktasındaki açlığımız ve eksikliğimiz ve kendi çevremizde bu alanda okuyup dini hizmetleri yapabilecek kimselerin bulunmayışı da bir etken olabilir. Ama hepsinden önemlisi, bu Allah’ın bir lütfuydu ve ben dinimi öğrenmek, yaşamak ve yaşatmak arzusundaydım. Bu anlamda bu fakülteyi bitirip Din Kültürü öğretmeni olarak yeni nesilleri yetiştirip insanlara faydalı olmayı çok istemiştim.
-Bugün ülkemizde izlenen politikaların, alevi vatandaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılayıp karşılamadığı konusunda ne düşünüyorsunuz? Bugün, bu konuda ciddi bir politika izlendiği söylenemez. Hükümetin, Muharrem ayında verilen bir iftar yemeğiyle birlikte başlatacağını söylediği Alevi açılımıyla ilgili henüz somut bir adım atılmamıştır. Temel insan hakları ve özgürlükleri bağlamında çok tartışılan konular arasına ve yapılacak olan yeni anayasa programına mutlaka Alevi vatandaşlarımızın da haklı talep ve ihtiyaçları da konmalıdır. Artık temel bir ihtiyaç halini almış cem evleri mutlaka bir statüye kavuşturulup buraların da temel ihtiyaçlarına destek verilmeli. Alevi inanç önderleri tespit edilip kadro verilerek eğitime tabi tutulmalı. Alevi inanç ve kimliğinin aslına uygun bir tarzda dönüşmesine imkân sağlayacak yeni yapılanmalara gidilmeli. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde, Alevi kanaat önderlerinin de görüşü alınarak, Alevilik/Bektaşilik konularına da yer verilmelidir. Alevi/Sünni ayrımcılığının mimarı, her bölücü ve ayrıştırıcı konularda olduğu gibi elbette öncelikle bizi hazmedemeyen ve diri değil ölü bir Türkiye isteyen dış güçlerdir. Bu ülke üzerinde öteden beri gizli emelleri olan bu mihrakların önlerindeki en büyük engel bu ülkenin birlik –beraberliği ve kardeşliğidir. Bunu bozmanın yegâne yolu da insanların en zayıf noktası olan, etnik ve inanç kökenleridir. Son hadiseler de açıkça göstermiştir ki, insanlar sağcı-solcu, laik-anti-laik, kürt-türk, alevi-Sünni gibi sıfatlarla ayrıştırılarak ülkede kaos ortamı yaratmak ve böylece hain emellerine daha çabuk ulaşmak istenilmektedir. Tabi, bu mihraklara çanak tutan ve içten kaleyi teslim etme sevdasında olan çıkarcı ve bölücü zümreler de ne yazık ki bu süreci tırmandırmıştır. Ama hamdolsun, bu kirli oyunlar tutmamış bedeli biraz ağır olsa da maskeler inmiştir. Yıllardır Anadolu’da yaşayan bir eğitimci olarak, gittiğim çeşitli yerlerde ve katıldığım değişik toplantıların sonunda, farklı meşrep ve görüşten insanların hasretle ve gözyaşıyla kucaklaştığına şahit oldum.
“Hepimiz kardeşiz, bu öfke ne diye!” türküsünü birlikte söyleyen; “Bu vatan bütündür; bölünmez, böldürmeyiz!” sloganını birlikte atan insanlarla bir arada bulundum. Bu kadar çirkin oyun ve entrikalara rağmen hala ayakta isek ve ülkemiz bir iç savaşa sürüklenememişse, bunda milletimizin engin sağduyu ve hoşgörüsünün büyük önemi vardır, diye düşünüyorum. -Alevi dernekleri ve bu konuda tutumları konusunda ne söylersiniz? Benim gördüğüm, bildiğim Alevi dernek ve vakıfları bu konuda oldukça sağduyuludur. Yıllardır Erzincan’da yaşayan bir eğitimci ve yazar olarak, aynı zamanda o kesimle de diyalogları olan birisi olarak, kendilerinden herhangi bir olumsuzluk görmedim. Ülke çapında elbette hepsini aynı kefeye koymak olanaklı değil. Her kesimde olduğu gibi elbette oralarda da yanlış düşünenler ve yapanlar olacaktır. Ancak ben Alevi vatandaşlarımızın kahir ekseriyetinin bu vatana ve millete düşkün olduğunu ve her şeye rağmen barış ve kardeşlikten yana olduklarını biliyorum. - “Hoşgörü” kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz? Hoşgörü, bir insanın farklı düşünce ve inançta olan insanlara karşı saygılı olması demektir. Yani bir anlamda fikirlerine tahammül ve anlayış göstermektir. Bu durum ise, insanın kendi inancına, düşüncesine, değerler sistemine güveninin bir tezahürüdür. Kendinden emin, düşüncelerinin ve yaptıklarının doğruluğundan şüphe etmeyen asil ruhlu insanlar bu erdemi gösterebilir. Kendine, değerlerine güveni olmayan insanlar hoşgörüsüz ve saldırgan olur. Her şeyden önce engin bir hoşgörüye sahip olabilmek için engin bir sevgi atmosferine girmek gerekiyor. Yunus’un tabiriyle, yaratılmışı Yaratan’dan ötürü sevmekle işe başlamak gerekiyor. Bunun için de insanların hatasız olamayacağını, değişik zaaflarla yaratılmış olduğunu bilmek gerekiyor. Kendisi çok büyük affedici ve ayıpları örtücü olan Yüce Yaratıcı, kullarının da vicdanına bu duyguyu koymuş ve onların da affedici ve toleranslı olmalarını ferman buyurmuştur. Dinde en büyük erdemlerden birisi de affedici olabilmek, imkânı varken ceza vermeyip bağışlayabilmektir Tabi bütün bunlar güzel ve umut verici şeyler. Peki, hoşgörü dediğimiz şey, sınırsız mı acaba? Bunun belli bir ölçüsü olmayacak mı? Elbette, her şeyde bir sınır olduğu gibi hoşgörüde de bir sınır olacaktır. Bununla ilgili güzel bir fıkra anlatılır: bir münazara sırasında papazla imam anlaşamaz. Biraz da sinirlenen imam kalkar, papaza kuvvetli bir tokat vurur. Papaz tam karşı atağa geçtiği sırada imam efendi, “Hayır, inancınıza göre şimdi öbür yüzünü çevir, ona vuracağım” der. Canı fena yanan papaz, “Olmaz, bu seferlik senin Dinine göre amel edeceğim” karşılığını verir. Hoşgörü, her şeyi hoş görerek kendi değerlerinden taviz vermek demek değildir. Yine hoşgörü demek, başkalarının fikirlerine teslim olarak kendini inkar etmek de değildir. Bilakis hoşgörü, kendi değerlerine güvenerek başkalarının da görüş ve değerlerine saygı gösterme, onlarla iyi geçinme demektir. Çünkü, bu ülkede herkes aynı düşüncede ve kanaatte değildir. Farklı düşünen, inanan; farklı hayat tarzını benimseyen nice insan vardır. Böyle bir ortamda çatışmadan ve uzlaşarak yaşamaktan başka çare olmadığına göre, insanların asgari müşterek noktalarda anlaşması gerekir. Örneğin temel hak ve hukuk kurallarında ihlalin hoşgörüsü olamaz. İnsanların doğuştun getirdiği; yaşama, düşünme ve ifade etme, vicdan ve kanat sahibi olma, mal ve mülk edinme, inancının gereğini yerine getirme gibi konuların ihlali elbette hoşgörüye gelmez. Yine hoşgörü, din ve milliyetimizden, gelenek ve göreneklerimizden vazgeçmek demek değildir. İslam Tarihine baktığımızda öncelikle sevgili Peygamberimizin şahsi hiçbir meselesinden, uğradığı zararlardan dolayı kimseyi incitmediğini, kimseden intikam almaya kalkmadığını; ancak Allah’a ve kamuya ait bir hukukun çiğnenmesi durumunda hiç affetmediğini, derhal savunmaya geçtiğini görüyoruz. İnsanların Hak-hukuk için değil, kendi şahsi meseleleri için olabildiğince hoşgörülü davranmaya çalıştığı dönemlerden biri de Hz. Ali’nin hilafet dönemidir. Bu dönemde yaşanmış ilginç bir örnek vardır: Hz. Ali bir gün bir kâfiri yere yıkar. Tam, kılıcıyla başını uçuracağı zaman kâfir onun yüzüne tükürür. Bunun üzerine Ali, kâfiri bırakır. Duruma şaşıran kâfir, İmam’a: “Beni neden öldürmedin?” der. İmam da, “Seni Allah için öldürecektim, sonra yüzüme tükürünce öfkelendim; araya nefsim girdiği için ihlâsım zedelendi. Bu nedenle seni öldürmekten vazgeçtim” der. Bunun üzerine kâfir; “Amacım, beni çabuk öldürmen için seni öfkelendirmekti. Mademki dininiz bu kadar saf ve halistir, öyleyse bu din haktır.” dedi. Son cümle olarak şöyle bağlamak istiyorum; Bu güzel değerlerin tarihte kalmaması ve hoşgörü ikliminin yeniden yürekleri sarması için toplumsal bir mutabakat ve engin bir hoşgörü bilincine sahip olmamız gerekir diye düşünüyorum. Herkesi kendi değer yargılarıyla kabul edip kendi değerlerimize de sahip çıktıktan sonra hiç problem kal ;separator:+;badges:p} Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin.Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu, kopyalayip, sayfanize yapistirin. Preview :
İhsan ÜNLÜ: "Alevilik bir din değildir, İslam son dindir" Pazartesi, 23 Kasım 2009 © 2010 - İDEAL DÜŞÜNCE Powered by QuoteThis © 2008 |
Yorumunuzu ekleyin
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 86 ziyaretçi çevrimiçiAnket
Sözün Gücü
Son Videolar
| Sigaramın Dumanına Sarsam 2010-07-26 15:16:27 |
| Hoşçakal 2010-07-26 14:52:17 |
| Tv Net Gazze Fragman 2010-07-19 01:23:24 |
| Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm 2010-07-13 22:54:46 |
| Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy 2010-07-13 05:27:16 |
ANALİZ
Google Analytics Verilerine göre
9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010
tarihleri arasında
İDEAL DÜŞÜNCE'ye
101
farklı ülkeden
112007
kullanıcı
156317
ziyaret gerçekleştirmiş
414149
sayfayı görüntülemiş
ortalama olarak sitede
4 dakika 02 saniye
geçirmişlerdir.
İstatistikler
Üye : 129İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331






![]() | Bugün | 614 |
![]() | Dün | 732 |
![]() | Bu hafta | 3714 |
![]() | Geçen Hafta | 6181 |
![]() | Bu Ay | 26160 |
![]() | Geçen Ay | 27075 |
![]() | Toplam | 267163 |
IP: 38.107.191.80
,
Bugün: Tem 30, 2010





























Alevilik bir din değildir, İslam son dindir
- Aleviliği bir din olarak görmediğiniz aşikâr. Size göre Alevilik nedir? Alevi kavramına nasıl bir anlam yüklüyorsunuz?
-Peki neden İlahiyat Fakültesi? Ailenizin ve yakın çevrenizin buna tepkisi ne oldu?
“Meğer birileri bizi farklı kamplarda göstererek bölmeye çalışıyormuş; halbuki biz aynı şarkıyı farklı dillerde söyleyen dostlarmışız.” diyen insanlara tanık oldum.











