You are here:   İdeal Düşünce Yazarlar Hüseyin ERKAN Gerçeği İnkâr Etmek Ne Kazandırır Bize?

Yazarlarımızın Eserleri

JT Slayt Gösterisi modülü resimleri yüklüyor. Lütfen bekleyiniz...
Entegre Muhafazakar - Vedat ÖZCANDiyaloğun Acı Meyveleri - Vedat ÖZCANHikayelerle Karakter Eğitimi - Vedat ÖZCANBelediyelerde Proje Yönetimi - Akif ÇARKÇIKent Yönetimine Farklı Bakışlar - Akif ÇARKÇIYaşamak Zamanı - Hüseyin ERKANCam Kırığı Sancım - Türkan ASLANYerel Siyaset Üzerine Söyleşiler - Akif ÇARKÇIUlusal Kalkınma İçin Yerel Teklifler - Akif ÇARKÇIYeni Kamu Yönetimi Çağında... - Akif ÇARKÇIAkıl Eğitimi - 1 Teori - Haki DEMİRAkıl Eğitimi - 2 Pratik - Haki DEMİRAklı Geliştirmenin Yolları - Haki DEMİRAklı Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRBeyni Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRHayata Karşı Mukavemet Usulleri - Haki DEMİRİnsanları Keştefmenin Yolları - Haki DEMİRMukavemet Merkezleri - Haki DEMİRZekayı Kullanabilme Metodu - Haki DEMİRLatifeler&Letaif - Ebubekir AYTEKİN

Anket

Anayasa değişikliği oylamasında oyunuz ne olacak?
 
Gerçeği İnkâr Etmek Ne Kazandırır Bize? PDF Yazdır E-posta
Yazar Hüseyin ERKAN   
Salı, 22 Aralık 2009 14:21
0.0/5 (0 oy)

Bugüne kadar, Kürt soylu yurttaşlarımıza yapılan haksızlıkları, insan onuruyla asla bağdaşmayan baskı, zulüm ve gaddarlıkları, çeşitli bahaneler ileri sürerek haklı göstermeye çalışmanın “milliyetçilik”“vatanseverlik” olduğu sanılıyor birçoklarınca.

“1920’li 30’lu yıllar” dememe kalmadan:

“-Boş ver geçmişi. Olan olmuş biten bitmiş. Bugüne bak sen!” diyorlar…

“-Pekiyi, sizin dediğiniz olsun. Bugüne bakalım. Son örnek gözümüzün önünde işte: Kürt soylu yurttaşlarımızın tek temsilcisi olan DTP’yi kapattılar. Ulusal ve legal yollardan sesini duyuramayan insan ne yapar?”

“-25–30 yıldır başımızın belası olan PKK gerçeğini bilmiyormuş gibi konuşuyorsun ama. Daha dün,  Reşadiye’de 7 askerimizi şehit etmedi mi bunlar?”

“-Siz de sonuçlar üzerinde duruyorsunuz ama. Sonuçları yaratan nedenler üzerinde durmuyorsunuz ki hiç.”

“Pekiyi, neymiş bu nedenler?” deyip de beni dinlemeye hazır bir arkadaş,  bir dost bulamıyorum karşımda.

“-Sen eskiden böyle değildin. Sana bir haller olmuş! Ne anan Kürt, ne baban… Eşin Güler Hanım dersen, o da Kırım Tatarlarından… Ne ilgin var senin Kürtlerle be Hüseyin Erkan?” diyerek kalkıp gidiyorlar; cevabımı beklemeden.

Konuşamadığım için, yazmaktan başka çarem kalmıyor. Çatlardım sanırım, yazama-yacak olsam.

Ancak bugün, işin biraz kolayına kaçıp baştan sona nice dersler alarak okuduğum bir eserden, aynen onayladığım birkaç bölüm aktaracağım size:

“Cumhuriyet olmasına rağmen devletin özü, kapıkulu Osmanlı Devleti’nin devamı olmaktan kurtulamamıştı. Bu devlet yasağa dayanıyordu. Atatürk devrimlerini gerçekleş-tirme aracı olarak tek vasıta devlet olunca, onları şiddetli yasaklarla yürütmekten başka yol tutulamazdı. Laiklik devriminde olduğu gibi, milliyetçilik devriminde de bu vasıta kullanıl-dı. Herkese zorla Türk olduğu ve Türk ırkından geldiği kabul ettirilmek istendi. Özellikle nüfusumuzun büyükçe bir azınlığını teşkil eden ve Osmanlı devrinde de bütünüyle toplu-mumuza karışmamış olan Kürtler üzerinde şiddetli baskı yapıldı. Kürt’e “Kürdüm” demek bile yasak edildi ve onun Türk boylarından geldiği hakkında, tarih zorlanarak, uydurmaca iddialar ortaya atıldı. Tek Şef devrinde bu baskı, jandarma ve silah korkusuyla hayli arttı. Doğu illeri mahrumiyet bölgesi, ceza yerleri sayıldığından, oraya sürülen idare âmirleri ve memurlar bu vatandaşlarımız üzerinde devlete ve Türk milletine karşı direnme içgüdüsünü doğuracak ve besleyecek ne varsa hepsini yapmaktan çekinmediler. Bu devirlerde -ki 1950’den sonra da hafiflemekle beraber az çok devam etmiştir- Doğu illerinde Kürt vatandaşlarımıza karşı yapılan baskı ve haksızlıklar, yüzde yüz Türk olan Kastamonu halkına yapılsaydı, orada bile toplumdan ayrılmak duygusu doğardı.”

Ne olursunuz, şu son cümleyi bir kez daha okuyun lütfen:

“Doğu illerimizde Kürt vatandaşlarımıza karşı yapılan baskı ve haksızlıklar, yüzde yüz Türk olan Kastamonu halkına yapılsaydı, orada bile toplumdan ayrılmak duygusu doğardı.”

Gerçekten de ana dilimizle konuşmayı, yazmayı ve çocuklarımıza istediğimiz ismi koymayı yasaklasalardı, ne yapardık biz?

Bulgaristan’da, 20 yıl kadar önce, denemeye kalktılar da bunu, ne yaptı oradaki Türkler?

“-Aman ne iyi ettiniz? Biz zaten Türk değildik. Aslımız neslimiz Bulgardı. Çocuklarımızı da Murat, Fatih, Yıldırım; Aysel, Güllü, Nazlı diye çağırmaktan utanç duyuyorduk. Büyük önder Jivkov sayesinde biz de Bulgar olduğumuzu öğrendiğimiz için çok mutluyuz!” mu dediler?

“Millet, beraber yaşamayı gönül rızasıyla isteyen toplum demektir. Beraber yaşama özlemini bozan her davranış milleti parçalar ya da millet halinde birleşimi önler. Niye realiteleri, hayatta yaşayan sosyal müesseseleri inkâra gitmeli? Bir grup vatandaş Türkçe bilmiyorsa ve kendisinin Kürt olduğuna inanmışsa, neden onu kurmaya çalıştığımız millî birlik dışına itelim? Ne olur Kürt olursa ve Kürtçe konuşursa?”

Gerçekten, ben de sormak istiyorum:

Radyo ve televizyonlarımızda İngilizce, Fransızca, Almanca şarkılar çalınır, söylenir de on yıllardır, kendi yurttaşlarımızın, hem de önemli bir kısmının anadili Kürtçe ile neden türküler söylenmesin?

12 Eylül yönetimi, başka hiçbir şey yapmamış olsa bile “Kürtçe konuşma yasağı” koymakla ülkemize yaptığı fenalık, tarihin çöplüğüne atılmak için yeter de artar.

Nitekim, PKK’nın kuruluşu bu yasakla başlamış, Diyarbakır hapishanesindeki zulüm ve işkenceyle kökleşmiştir. Oysa:

“Kürtçe okutmak, yayım yapmak, Kürt tarihi ve kültürü üzerinde araştırmalarda bulunmak, bir vatandaşı Kürt olduğu için kendimizden ayırmamak, Türk Milleti halinde oluşumun en esaslı şartıydı.”

Bir ülkede devlet her ırka, her dile, her dine, her mezhebe en geniş özgürlüğü tanıdığı sürece, o ülkenin halkı huzur içinde yaşar. Bunlar arasında fark gözetirse, birine öz, ötekilere üvey evlat muamelesi yapmaya başlarsa, huzurun h’si kalmaz o ülkede. Irklar, dinler, diller, mezhepler birbiriyle çatışmaya başlar ki, asıl bölücülük budur işte!

Mareşal Tito, Yugoslavya’yı halklar arasında hiçbir ayrım yapmadığı için yıllarca birlik halinde tuttu.

O ölünce, yerine geçenler: “Bu ülkede yalnız Sırplar var. Biz ne dersek o olur; biz ne istersek o yapılır.” dedikler için, ordularına, silahlarına güvendikleri için bölük börçük dağıldı. Yugoslavya diye bir devlet var mı şimdi?

Bu yazımızı yine bir alıntıyla bitireyim:

“Kürt davamız diye bir davamız vardır. Başımızı kuma sokarak buna “yok” dediğimiz ve yok etmeye yönelen akılsızca davranışlarda bulunduğumuz için bu dava vardır. Yoksa Türk Topluluğu içinde Kürt’ün vazgeçilmez yeri vardır ve Kürtler Türklerle beraber bir millet halinde yaşamayı en az Türkler kadar istemektedirler.” (*)




(*) Meşrutiyet, Cumhuriyet ve Tek Parti Dönemi (1), Ahmet Hamdi Başar’ın Hatıraları (Yayına Hazırlayan:  Murat Koraltürk, İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları, Sa. 740 -741 -743)




Dilem Yayınevi Genel Yönetmeni

herkan1942@hotmail.com


p} Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin.

Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu,
kopyalayip, sayfanize yapistirin.




Preview :


Powered by QuoteThis © 2008
Salı, 22 Aralık 2009 14:23 tarihinde güncellendi
 
Yorumlar (2)
kimlik, kimliği kullanma
2 Pazartesi, 28 Aralık 2009 14:17
adalet bilir
yazı hoş.hoşta geçmişe takılıp kalmak ne kazandırır. bir baba hata yapmıştır. şartlar öyle gerektirmiştir ya da başka türlü .yanlış varsa, bu yanlış konuşarak halledilebilecekken ,yapılan yanlışı bahane edip ,her fırsatta ,evin camını çerçevesini indirip, evde huzursuzluk yaratmak kime ne fayda sağlamıştır.kastamonuya gelince orda olanları da araştırın. o insanların ne yaşadıklarını öğrenin. geçmişe takılmanın nelere sebep olduğunu görün.şimdi bu babaya, zaten isyanla yaşatılan acılara ek, öldürelim mi demek isteniyor.
kurtdun bitmeyen acisi
1 Salı, 22 Aralık 2009 23:49
baro
merhaba ustadim gercekten yazin cok harika cok begendim .ben kurtdum ve kendi anadilimi ve kendi orf ve adetlerimi bende yasamak isterim;ama gel gorelimki bu devlet dilimizi nede bizim varligimizi kaldirmiyacak tarzda bir yonetim uyguluyor; ve kuranda bu ayetle hatirlatmak isterim ,°°biz sizi kavimlere ayrdikki birbirinizi taniyasiniz diye°°ama ne yapalim biz yine kendi orf ve adetlerimizi butun zorluklara ragmen bende varim diyerek ve onurlu bir mucale vererek korumaya calisacagiz.

Yorumunuzu ekleyin

İsminiz (Rumuzunuz):
YOUREMAIL:
Başlık:
Yorum:

Giriş Formu



Kimler Sitede

Şu anda 62 ziyaretçi çevrimiçi

Haber Kanalları

Anket

Bugün seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz?
 

Sözün Gücü

Yeni Sayfa 1

Son Videolar

Sigaramın Dumanına Sarsam
Sigaramın Dumanına Sarsam
2010-07-26 15:16:27
Hoşçakal
Hoşçakal
2010-07-26 14:52:17
Tv Net Gazze Fragman
Tv Net Gazze Fragman
2010-07-19 01:23:24
Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm
Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm
2010-07-13 22:54:46
Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy
Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy
2010-07-13 05:27:16
Yeni Sayfa 1

ANALİZ

Google Analytics Verilerine göre

9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010

tarihleri arasında

İDEAL DÜŞÜNCE'ye

101

farklı ülkeden

112007

kullanıcı

156317

ziyaret gerçekleştirmiş

414149

sayfayı görüntülemiş

ortalama olarak sitede

4 dakika 02 saniye

geçirmişlerdir.

 

İstatistikler

Üye : 129
İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün556
mod_vvisit_counterDün732
mod_vvisit_counterBu hafta3656
mod_vvisit_counterGeçen Hafta6181
mod_vvisit_counterBu Ay26102
mod_vvisit_counterGeçen Ay27075
mod_vvisit_counterToplam267105

Online (20 dakika önce): 18
IP: 38.107.191.80
,
Bugün: Tem 30, 2010
JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval