| Prof. Dr. Alpaslan KULALI |
|
|
|
| Yazar Hüseyin ERKAN |
| Çarşamba, 13 Ocak 2010 20:31 |
|
Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Kanûnî Sultan SÜLEYMAN
Tam tamına 38 yıldır İstanbul’dayım. Bırakın İstanbul’un İ harfini, İ’nin üstündeki noktayı bile öğrenemedim daha. Hemen benin yeteneksizliğime hükmetmeyin canım! Gerçi: “Yetenekli ve becerikli bir insanım ben.” gibi bir iddiam olmadı hiç ama bu İstanbul da bir kent, beş kent falan değil, koca bir ülkedir be dostlar! Neyse efendim! Gelelim biz öykümüze: Üç yıl önce… Bir bahar sabahı… Her günkü gibi, sabah 07.00’de uyandım yine. Dişi-mi fırçalayıp tıraş olduktan sonra, alışılmış bir ibadet gibi, her sabah on dakika yaptığım egzersizlerime başlamak üzere banyodan çıkmıştım ki!.. O da ne?.. Basınca sol ayağıma, müthiş bir ağrı hissettim sol kalçamda. İster istemez durdum bir-den: “Demek ki bir uyuşma oldu. Geçer birazdan.” diye düşünüp bekledim bir süre. Yavaşça bir adım daha attım, denemek için. Hiçbir şey yoktu değişen. Bu sabah, eg-zersiz yapamayacaktım anlaşılan: “Olsun, öğleyin yaparım; akşama yirmi dakika yaparım. Giyineyim ben en iyisi.” diyerekten giysi dolabına yöneldiysem de gitmek ne mümkün!.. Bende bir anormallik olduğunu anlayıp duruma hemen el koydu eşim: Giyinip işe git-mek niyetimi öğrenince: “-Bu halde nereye, nasıl gidiyormuşsun ki?..” deyip koluma girerek yatağa yöneldi hemen. İtiraz edecek güç nerde? Basmıyordu ki sol ayak yere. Vazgeçtim sol ayaktan, sağa basınca da bir hançer saplanıyordu kalçama. Haklıydı eşim. Bin bir zorlukla çıkabildim yatağa. “Ah anam! Of anam!” diyerek güzel karımı üzmemek için, sıktıkça sıktım dişimi ama bir ben bilirim ne çektiğimi. Ancak, on dört yıldır bildik ve tanıdık bir ağrı olduğu için, asla moralimi bozmuyor ve asla korkmuyordum ondan. “Hiç vakit geçirmeden Prof. Dr. Serdar Erdine’ye gidelim.” diyor eşim. Biraz sonra gelen kızım da aynı görüşte. “-Acele etmeyin!.. Birkaç gün dinleneyim. Her gün bir ağrı kesici, bir kas gevşetici iğne yaptırayım, geçer!..” diyorum. Daha önceleri birçok kez olduğu gibi, yedinci gün sonunda birden bire iyileşivere-ceğim umudu ve inancıyla, mecbur olmadıkça, hiç kalkmadan yataktan, ısrarla sürdürdüm tedaviyi. Bir hafta sonra, hiçbir şeyin değişmediğini gören kızım el koydu bu kez duruma: “-Hiç itiraz dinlemem. Bugün, ben götüreceğim seni doktora” deyip randevu alarak aldı götürdü beni Prof. Serdar Bey’e. Muayenede ayak parmakları üzerinde de yürüyebildim, topuklar üzerinde de… Haklı olarak: “-Korkacak bir şey yok.” deyip yazdı reçetesini. Her gün kabadan bir iğne… Sabah, akşam tok karnına iki ilâç… On gün sonra kontrol… “-Oh, içim rahatladı şimdi! Düşünebiliyor musun baba, emar çektirmeyi bile gereksiz gördü bu kez. Belden iğne yapmaktan da söz etmedi hiç. Bu durumda bir hafta sonra ayaktasın inşallah!” diyerek sevincini yansıtıyordu kızım. Evdeki hesap çarşıya uymadı ama. İğneler bitti, ilâçlar tükendi; ağrılar bitmedi. Bu arada, eşimin bir arkadaşını ameliyatla iyileştiren bir nöroloji uzmanının isteği üzerine A’dan Z’ye genel bir emarını çektirdik belin. Filmi inceledi ama kesin bir teşhis koyamadı uzman. Tam o sıra, Silivri Onur Hastanesi’nden Prof. Dr. İlhan Sungur dostumuz aradı: “-Hüseyin Bey, iki-üç haftadır görüşemedik. Özledik, nerelerdesiniz?..” Böylece, rahatsız olduğumu söylemek zorunda kaldım bir dosta. “-Bizim niye haberimiz olmuyor bu durumdan?” diye gönül koydu haklı olarak. Meğer, çok değerli bir meslektaşı varmış: Beyin, Omurilik ve Sinir Cerrahı Prof. Dr. Alpaslan Kulalı… İşe bakın, tam bizim aradığımız adam! “Gökte ararken yerde bulmak” diye buna denir işte! Telefonlarını veriyor. Ve hemen arıyorum ben de: (*) Ertesi gün, sözleştiğimiz gibi, tam saat 10’da muayenehanesine giriyoruz. Emar filmlerini dikkatle inceleyen doktorumuz, kısa sürede koyuyor kesin teşhisini: “-Omurilik kanalında daralma…” Film üzerinde göstererek anlatıyor, ağrının nedenini. “-Çözüm?..” “-Ameliyat… On dört yıldır her çeşit tedavi yöntemlerini denemişsiniz zaten. Bildi-ğiniz gibi, kesin çözüm olmamış hiçbiri. Kanalı açıp genişleterek sinirlere baskı yapmayan bir ortam hazırladık mıydı, ağrı da kalkar kendiliğinden…” Akla ve mantığa uygun bir çözüm gibi geldi bu açıklama bize. “-Ameliyat… Olabilir… Ne zaman?” “-Yarın…” Hiç tereddütsüz , “tamam” diyoruz. Kan tahlilleri ve röntgen filmleri için aç karna ve sabah erken gelmemiz gerekiyor-muş. Ertesi gün, saat 11.00’de ameliyathanedeydim. Öyle bir şiddetliydi ki kalçamdaki ağrı, bağırıp çağırmıyordum ama boncuk boncuk yaş dökülüyordu gözlerimden. “-Ne olur sevgili doktorum, kurtarın beni bu belâdan!” dediğimi anımsıyorum yalnızca! Üç buçuk saat süren ameliyattan sonra, üç yıl geçti aradan. O gün, bugün, bel ağrısı çekmedim hiç. Çoktan unuttum ben, bir zamanlar bel fıtığı olduğumu. Her türlü egzersizimi de yapıyorum şimdi; sporumu da… Yürüyorum da, yüzüyorum da, kayıyorum da… Prof. Dr. Alpaslan Kulalı dostuma minnettarım! Elleri dert görmesin! ;badges:p} Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin. Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu, kopyalayip, sayfanize yapistirin. Preview : Powered by QuoteThis © 2008 |
| Çarşamba, 13 Ocak 2010 20:33 tarihinde güncellendi |
Yorumunuzu ekleyin
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 92 ziyaretçi çevrimiçiAnket
Sözün Gücü
Son Videolar
| Sigaramın Dumanına Sarsam 2010-07-26 15:16:27 |
| Hoşçakal 2010-07-26 14:52:17 |
| Tv Net Gazze Fragman 2010-07-19 01:23:24 |
| Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm 2010-07-13 22:54:46 |
| Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy 2010-07-13 05:27:16 |
ANALİZ
Google Analytics Verilerine göre
9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010
tarihleri arasında
İDEAL DÜŞÜNCE'ye
101
farklı ülkeden
112007
kullanıcı
156317
ziyaret gerçekleştirmiş
414149
sayfayı görüntülemiş
ortalama olarak sitede
4 dakika 02 saniye
geçirmişlerdir.
İstatistikler
Üye : 129İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331






![]() | Bugün | 609 |
![]() | Dün | 732 |
![]() | Bu hafta | 3709 |
![]() | Geçen Hafta | 6181 |
![]() | Bu Ay | 26155 |
![]() | Geçen Ay | 27075 |
![]() | Toplam | 267158 |
IP: 38.107.191.81
,
Bugün: Tem 30, 2010









































