You are here:   İdeal Düşünce Yazarlar Vedat ÖZCAN Yolculuk Ne Zaman Komutan?

Yazarlarımızın Eserleri

JT Slayt Gösterisi modülü resimleri yüklüyor. Lütfen bekleyiniz...
Hikayelerle Karakter Eğitimi - Vedat ÖZCANBelediyelerde Proje Yönetimi - Akif ÇARKÇIKent Yönetimine Farklı Bakışlar - Akif ÇARKÇIYaşamak Zamanı - Hüseyin ERKANCam Kırığı Sancım - Türkan ASLANYerel Siyaset Üzerine Söyleşiler - Akif ÇARKÇIUlusal Kalkınma İçin Yerel Teklifler - Akif ÇARKÇIYeni Kamu Yönetimi Çağında... - Akif ÇARKÇIAkıl Eğitimi - 1 Teori - Haki DEMİRAkıl Eğitimi - 2 Pratik - Haki DEMİRAklı Geliştirmenin Yolları - Haki DEMİRAklı Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRBeyni Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRHayata Karşı Mukavemet Usulleri - Haki DEMİRİnsanları Keştefmenin Yolları - Haki DEMİRMukavemet Merkezleri - Haki DEMİRZekayı Kullanabilme Metodu - Haki DEMİRLatifeler&Letaif - Ebubekir AYTEKİNDiyaloğun Acı Meyveleri - Vedat ÖZCANEntegre Muhafazakar - Vedat ÖZCANTürk'ü Bilmek Türk'ü Sevmek - Hakan YAVUZ

Anket

Anayasa değişikliği oylamasında oyunuz ne olacak?
 
Yolculuk Ne Zaman Komutan? PDF Yazdır E-posta
Yazar Vedat ÖZCAN   
Pazar, 04 Nisan 2010 21:28
0.0/5 (0 oy)

BİR MÜNZEVİNİN NOT DEFTERİNDEN

Yolculuk Ne Zaman Komutan?

Vedat ÖZCAN

ok acelem var o yüzden bana acele çay!” diyerek yan masaya oturan adam, daha ikinci nefesini almadan: “Yolculuk ne zaman komutan?” diye bir soru sordu.

Soru ilk sorulduğunda üzerime alınmamıştım. Aynı soru, sakallı ve neşeli adam tarafından ikinci kez tekrar edilince, merak saikiyle başımı önümdeki dergiden ister istemez kaldırıp muhatabın ben olduğunu anladım ve: “Belli bir zamanı yok. Her an başlayabilir!” diye cevap verdim. Aldığı cevapta, riyakârlık olduğunu düşünmüş veya bir kinaye sezmiş ya da verilen cevabı anlamsız bulmuş olacak ki, kendisine “acele çay” getiren sâkisine aynı acelecilikle döndü. İşaret parmağı ile beni gösterdi ve yüzüne hafif alaycı bir ifade takınarak: “Her an başlayabilir diyor!” diye sürdürdü neşeli halini.

Başımı okuduğum dergiden kaldırdığımda, sakallı ve neşeli adam tepemde dikilmiş, mekanın kasadarına çayın parasını ödemiş, belki de “Çok acelem var o yüzden bana acele çay!” cümlesinin sahibi olduğunu iyice hissettirmek için acele adımlarla, mekanın çıkışına doğru ilerledi. Aniden bana döndü, sağ elini kaldırdı ve “Hayırlı yolculuklar!” dedi. Herkesin avazı çıktığı kadar bağırarak konuştuğu ve diz dize oturduğu o mekanda sesini duyuracak kadar yüksek sesle ifade etmişti temennisini.

“Meczup mu?” dedim

“Hayır” dediler

“Veli mi? dedim

“Hayır!” dediler

“Araf’ta o zaman” dedim, anlam veremediler!

Velilik ile delilik arasındaki ince çizgide belli ki!

Aradan çok uzun zaman geçmeden, başımı okuduğum dergiden kaldırıp gayr-i ihtiyarı çevirdiğimde, “acele çayını” içip kalkan sakallı ve neşeli adamın kalktığı masaya yeni oturmuş adamla göz göze geliverdim.

Göz göze gelmemiz kendisine cesaret vermiş olacak ki, her halinden uzunca süredir emekli olduğu anlaşılan adam “Selamün aleyküm hemşehrim!” deyiverdi.

“Ve aleyküm selam!” diyerek karşılık verdim ve artık klasikleşmiş ve her selamdan sonra sorulması farz olan o malum soruyu beklemeye başladım.

Beni çok uzun süre bekletmedi yeni muhatabım:

“Memleket nere?”

Bu soruya hazırlıklı olduğumu düşündüm. Vereceğim cevaptan sonra, yeni bir soru sorulmasının önüne geçmek ve muhatabımın susmasını umarak, biraz da kinayeli bir biçimde “Hemşerim dedin ya!” diye cevap verdim ve önümdeki dergiye gömüldüm.

Herhalde bugün, alınması gerekmeyenlerin alındığı, alınması gerekenlerin de alınmadığı bir gün olmalı… Tezkiretü’ş Şuarâ’dan çeşitli şairlerin hayatlarının alıntılandığı yazıda, tam da fahrî hemşeri ilan ettiğim Hasbi’nin hayatını okumayı bitirecekken, yeni muhatabım ilk selamın ardından beklenen ikinci soruyu sordu ve mahremime bir soru daha düşürdü yan masadan:

“Hemşehrim neyle meşgülüz?”

“Seninle” diyecektim ki, saygısızlık olacağını düşünerek böyle bir cevaptan vazgeçtim. Muhatabımın zeka seviyemden kuşkulanması ihtimalini aklıma getirip, göze alarak, hatta umarak, önümdeki dergiyi gösterdim ve “Tezkire” ile dedim.

Verdiğim cevaptan sonra hem kendime hem de adama acıdım.

Ama cevabımın karşılığı “sükût”tan başka bir şey olmadı ve adamcağız biraz önceki tavrını sürdürüp, o geniş gönlünde, kinayeli cevaplarımı eriterek, yan masaya döndü:

“Selamün aleyküm hemşehrim!” dedi.

Bilmek değil de en azından bilmeyi istemek, pek de bana yakışmayan bir tarzda, beni mahremime tecavüz eden sorulardan bir kez daha kurtarmıştı.

Kurtardı kurtarmasına ama kimin umurunda?

Adamcağız, yan masada oturanlardan koparabildiği zoraki bir “aleykümselam” cevabından sonra, sorduğu her soruyu “sessizliğin derinliklerine” gönderdi.

O an fark ettim adamın içine düştüğü yalnızlığı!

Ve bir şey daha fark ettim ki, bugün, tek başına kalmış insanlardan, yalnız görünen insanların mahremine düşen benzeri sorulara defalarca şahit oldum.

Tek başına kalmış bir insanı yüzüstü bırakan ve “hep yalnız görülen bir adam” olarak, biraz da utanarak kalkıp uzaklaştım oturduğum mekândan.

Nasılsa acelem yok!

Yetişmem gereken ne bir yer ne de bir mekân var!

Bu yüzden yavaş atıyorum adımlarımı, acelesi olan ve telaşı hiç bitmeyen şu dünyada.

Attığım her adımda tek başına kalmışlıktan, yalnızlığa, yalnız bırakılmışlıktan, tek başına kalmışlığa ilerlediğimizi fark ederek!

Nedense Kafka’nın, bir sabah uyandığında böceğe dönüşen kahramanı geliveriyor aklıma!

 

“Uzaklaşıyorum kırkım biterken kendimden” diyesiymiş Hüseyin ALEMDAR bir şiirinde.

Kırkıma daha birkaç sene olduğu için bilemem, kırkı biterken insan kendinden uzaklaşır mı uzaklaşmaz mı?

Ama bildiğim bir şey varsa, toplum olarak, hangi yaşta olursak olalım, birbirimizden uzaklaşıyoruz.

Daha böceğe dönüşmedi insanımız ama belli ki tek başına!

es:p}
Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin.

Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu,
kopyalayip, sayfanize yapistirin.




Preview :

Yolculuk Ne Zaman Komutan?
Pazar, 04 Nisan 2010

Powered by QuoteThis © 2008
Salı, 13 Nisan 2010 22:45 tarihinde güncellendi
 
Yorumlar (1)
Yalnız
1 Pazar, 04 Nisan 2010 23:16
lulubar
Yalnızlık, yalnız olmak isyetenlerin bilinçli tercihidir. Öyle bir tercih ki ömrün süt mavisi döneminde 'özel' olma hissinin dayanılmaz hafifliğini verirken ömrün toprak rengine çalmaya başladığı zamanlarda hafifliği gider 'dayanılmazlığı' kalır. Ve yalnızlık veren yalnızlık alır. Kaleminize sağlık olsun..

Yorumunuzu ekleyin

İsminiz (Rumuzunuz):
YOUREMAIL:
Başlık:
Yorum:

yazarin diger yazilari icin tiklayiniz

Giriş Formu



Kimler Sitede

Şu anda 55 ziyaretçi çevrimiçi

Haber Kanalları

Anket

Bugün seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz?
 

Sözün Gücü

Yeni Sayfa 1

Son Videolar

Kara Kız
Kara Kız
2010-09-04 23:59:58
Çıkayım Gideyim
Çıkayım Gideyim
2010-08-30 02:38:18
Yalgızam Yalgız - Reşid Behbudov
Yalgızam Yalgız - Reşid Behbudov
2010-08-30 01:53:07
Çıkayım Gideyim
Çıkayım Gideyim
2010-08-30 00:39:41
Kağıt
Kağıt
2010-08-27 22:25:13
Yeni Sayfa 1

ANALİZ

Google Analytics Verilerine göre

9 Şubat 2006 / 30 Temmuz 2010

tarihleri arasında

İDEAL DÜŞÜNCE'ye

101

farklı ülkeden

119040

kullanıcı

165094

ziyaret gerçekleştirmiş

432901

sayfayı görüntülemiş

ortalama olarak sitede

3 dakika 56 saniye

geçirmişlerdir.

İstatistikler

Üye : 135
İçerik : 2202
Web Bağlantıları : 331
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün615
mod_vvisit_counterDün703
mod_vvisit_counterBu hafta615
mod_vvisit_counterGeçen Hafta5628
mod_vvisit_counterBu Ay4377
mod_vvisit_counterGeçen Ay22887
mod_vvisit_counterToplam295300

Online (20 dakika önce): 18
IP: 38.107.191.82
,
Bugün: Eyl 06, 2010
JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval