| Üretmeden tüket, sonra da iflas et! |
|
|
|
| Yazar Akif ÇARKÇI |
| Pazartesi, 04 Ocak 2010 00:19 |
|
Gsmanlı İmparatorluğu'nun dünya tarihine elveda edip yeni cumhuriyetin kurulduğu yıllarda genç Türkiye Cumhuriyeti sermaye birikimi açısından oldukça zayıf durumdaydı. Batılı kapitalist ülkeler endüstri devrimi sonrasında epey gelişip serpilmişler, sanayileşme çağının başat aktörleri olarak piyasada varlık gösteriyorlardı. Genç Türkiye cumhuriyeti ekonomik düzen olarak başta devletçi ekonomiyi tercih etmiş, devlet ekonomik yapıdaki ağırlığını bir süre devam ettirmiştir. Sonraları devletin ekonomik hayatta tek başına başarılı olamayacağı anlaşılınca karma sistem benimsenmiş, bu sistemin oturması için devlet eliyle bir girişimci/zengin zümre üretilmiştir. Bu zengin-girişimci zümre uzunca bir dönem devlet tarafından bilinçli olarak desteklenmiş, resmi ideoloji ile sorunu olmayan söz konusu elit tabaka sonraları rejime ait değerlerin de taşıyıcısı olarak ekonomik ve siyasal hayattaki yerlerini almışlardır. 1980'lerde Özal tarafından tetiklenen bize özgü glasnost ve perestroika açılımları sonucunda serbest piyasa ekonomisi düzenini tercih eden Batılı ülkelere yetişebilmek gayesiyle karma sistemin bir süre daha devam ettirilmesi benimsenirken, diğer taraftan dışa açılım, dövizde serbestleşme gibi politikalar devreye sokularak Türkiye'nin içe kapalı yapıdan dışa açık yapıya getirilmesi planlanmıştır. Özel sektör, 1980'lerde, yani Özal liderliğinde ülkenin başbakanının işadamlarına yurt dışı gezilerde mihmandarlık ettiği bir dönemi yaşamıştır. 90'lı yıllara gelindiğinde serbest piyasa ekonomisi ve liberalleşme, adına küreselleşme denilen güçlü akımla birlikte, komünist Rusya'nın da gördüğü rüyadan uyanmasıyla bütün dünya ülkelerini etkisi altına almıştır. Uluslar arası ilişkilerde belirleyici önemli bir güç haline gelen finans devleri ulus devlet yapılarını bir bir aşındırmaya başlamış, milli egemenlik meselesi ulusal sınırlar dahilinde bile konuşulur hale gelmiştir. Yani bu dönemde milli egemenlik küresel, çok uluslu şirketler tarafından paylaşılmaya başlanmış, milli ekonomiler ciddi şekilde yıpranmıştır. Türkiye de bu gidişattan doğal olarak nasibini almıştır. Uluslararası tahkimin kabulü, gümrük birliği vb süreçler kimi zaman Türkiye'nin de aleyhine işleyerek yerli ekonominin küresel planda rekabetini baltalamıştır. Tabi bütün bu gelişmelerin, yani yavaş yavaş da olsa uluslar arası modern dünya sistemine, kapitalist-finans kapital sisteme eklemlenmenin belli başlı maliyetleri ortaya çıkıvermiştir. Bunlardan birincisi yerli imalatın kalitesizlik ve maliyet yüksekliği nedeniyle ithal mallar karşısında direnç gösterememesidir. İthalat ihracatı kat be kat katlayınca da iç ekonomik dengeler bozulmuş, dış ticaret dengesi sarsılmıştır. Bu dönemde KOBİ'ler ayakta durmakta güçlük çekmiş, esnaf bir bir kepenk kapatmak zorunda kalmıştır. Yüksek enflasyon nedeniyle satın alma gücü düşmüş, sefalet yoksulluk düşük ücretler sebebiyle katlanmış, işsizlik tavan yapmıştır. Bu arada bu süreci fırsat bilen seçkinci sermaye ürettiği kalitesi düşük ürünleri iç piyasada çatır çatır eriterek servetini katlamıştır. Diğer taraftan yüksek faiz nedeniyle üretmeden rantiyeden geçinenler de köşeyi dönmüştür. Köşeyi dönenler büyük balık-küçük balık örneğinde olduğu gibi daha da büyüyerek küçük balıkların ekonomik yaşamdan çekilmelerini kolaylaştırmıştır. Bütün bu olan bitenin sosyal ve kültürel maliyeti oldukça yüksektir elbette. Dünyanın her yerinde tüketilen küresel şirketlere ait ürünler Türkiye'yi bir istila alanı olarak görmüş, tasarruftan çok tüketmeye eğilimli toplum ise bu gidişata teşne olmuştur. Asgari ücretlerle geçinen insanlar aldıkları ücretin iki katı değere sahip cep telefonlarına sahip olmaya kalkınca, vatandaşlar elde ettikleri geliri kat be kat aşan otomobilleri banka kredisi ile almaya heveslenince toplumsal iflas tetiklenmiştir. Bankalar hacizli araçlar için arsa kiralar olmuştur. Aileler kredi kartları yüzünden mahkemelik olmuşlar, evlerde bir bir haciz işlemleri gerçekleştirilmiş, ekonomik ve psikolojik bunalım katlanmıştır. Modern dünya sistemi zaten bizden bunu istemektedir. Tüket, tüket, tüket... Sadece tüket... Üretme sadece tüket... Üretmeden tüketmek bize pahalıya mal olmuştur. Kültürel emperyalizmin etkisi altına giren insanlık aynı zamanda ekonomik küreselleşmenin de pençesinde sömürülen birer varlığa dönüşmüştür. Artık dünyanın her yerinde insanlar aynı marka ayakkabıyı giymekte, aynı marka hamburgeri yemekte, aynı marka elbiseyi giymekte, aynı marka otomobile binmektedir. Bütün bu homojenizasyon ve tek tipçilik kültürel anlamda dönüşüm ve değişimi de tetiklemektedir. Kendi medeniyet kodları ile kalkınmayı esas almayan milletler dışarıdan gelen her türlü sert rüzgar karşısında bir fidan gibi eğilip bükülmeye hatta yok olmaya mahkumdur. Tasarruf yatırımın esasıdır. Yatırım da kalkınmanın. Yatırım yapanlar üretebilirler ve ürettiklerini tüketme hakkına sahiptirler. Gerisi palavra gerisi boş laftır.
Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu, kopyalayip, sayfanize yapistirin. Preview : Powered by QuoteThis © 2008 |
| Pazartesi, 04 Ocak 2010 00:21 tarihinde güncellendi |
Yorumunuzu ekleyin
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 61 ziyaretçi çevrimiçiAnket
Sözün Gücü
Son Videolar
| Sigaramın Dumanına Sarsam 2010-07-26 15:16:27 |
| Hoşçakal 2010-07-26 14:52:17 |
| Tv Net Gazze Fragman 2010-07-19 01:23:24 |
| Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm 2010-07-13 22:54:46 |
| Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy 2010-07-13 05:27:16 |
ANALİZ
Google Analytics Verilerine göre
9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010
tarihleri arasında
İDEAL DÜŞÜNCE'ye
101
farklı ülkeden
112007
kullanıcı
156317
ziyaret gerçekleştirmiş
414149
sayfayı görüntülemiş
ortalama olarak sitede
4 dakika 02 saniye
geçirmişlerdir.
İstatistikler
Üye : 129İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331






![]() | Bugün | 592 |
![]() | Dün | 732 |
![]() | Bu hafta | 3692 |
![]() | Geçen Hafta | 6181 |
![]() | Bu Ay | 26138 |
![]() | Geçen Ay | 27075 |
![]() | Toplam | 267141 |
IP: 38.107.191.83
,
Bugün: Tem 30, 2010









































