| Yahudi-Hıristiyan İttifakında İsrail-Filistin Savaşı-9 |
|
|
|
| Yazar M. Emin POYRAZ |
| Pazar, 25 Ocak 2009 22:45 |
|
YAHUDİ-HIRİSTİYAN İTTİFAKINDA İSRAİL – FİLİSTİN SAVAŞI - 9 M EMİN POYRAZ Bundan evvelki yazımızda, “0rtadoğu Türkiye- Filistin” yazı dizimize bundan böyle “Yahudi-Hıristiyan İttifakında İsrail-Filistin Savaşı” başlığı altında devam edeceğimizi ifade etmiştik. Bu cümleden hareketle konuyu daha mufassal kriterler muvacehesinde izaha devam etmekte fayda mülahaza ediyoruz. ABD ve diğer sömürgeci devletlerce, “insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğüne riayet” gibi sulandırılarak kullanılan kavramların ihtiva ettiği yenidünya düzeni “böl ve yönet” stratejidir. Merkezi 0rtadoğu’da tescil ettirilen hadise de bu stratejinin hedefe kavuşturulması hadisesidir ve dolayısıyla Filistin Halkına, imhaya müteveccih İsrail’in müdahalesi, bu stratejinin tatbikat sahasına zaman zaman girmesini kolaylaştırma hedefine yönelik bir faaliyettir. Özetleyecek olursak, Yahudi-Hıristiyan ittifakının temel umdelerinden biri, İsrail devletinin mutlaka korunma altına alınmasıdır. Çünkü bu koruma keyfiyeti, Batı ve ABD’nin hareket kabiliyetini kaybetmemesi için İsrail’in bir güçlü üs olarak yapılandırılması, silahlandırılması, terör hareketlerinin görmezden gelinmesi, icabı halinde BM. de İsrail aleyhine çıkabilecek kararların veto edilmesi v.s. mutlaka korunması gerekir. İsrail’in bölgede korunması ve desteklenmesi, güçlendirilmesi demek iki muhtemel hadisenin zuhurunun da kontrol altında bulundurulması anlamına geliyor. a) Batı ve ABD’nin bu bölgede İsrail’i güçlendirmeleri, bundan cesaret alan İsrail’in sürekli bir silahlanma yarışına girmesi ve dolayısıyla uluslar arası değerleri ihlali ile diğer ekonomik ve dış ilişkiler muvacehesinde stratejik savunma meselelerinde Pakistan, İran ve Türkiye’nin sürekli olarak kontrol altında bulundurulmasını sağlamak, b) ABD’nin ihdasıyla yerini koruyan ve her gün yeni stratejilerle sınırları genişletilen “yenidünya düzeni”nde daha evvel ifade ettiğimiz gibi Pakistan, İran ve Türkiye’nin kontrol altında tutulmasını hedefleyen Yahudi-Hıristiyan ittifakının güçlü olduğunun gösterilmesi, psikolojik baskı uygulamalarının karşı taraflarca kabul edilmesi, gibi faydaları getirmiştir. (a) ve (b) paragraflarında söz konusu ittifakın esprisinde ifadesine çalıştığımız psikolojik baskı mekanizmalarının devreye sokulması ve psikolojik savaşa dönüşmesidir. Bu psikolojik savaşın her an yürürlükte olduğunun ispatını göstermek adına Irak’ta ve Filistin’de bugüne kadar denenmemiş silahların denenmesi, dünyada oluşma ihtimali olan üç hadisenin ve belki dünya düzenlerini temelden değiştirecek gelişmelerin önünü kesmek ve onu akamete uğratmaktır. 0lgunlaşması halinde aslında dünyayı değiştirecek hadise, ABD ve Batı sistemlerini korkutmaktadır. Korkutan bu hadiseleri şu üç basamakta ifade edebilmek mümkündür. 1- Dünya genelinde uyanan Müslüman milliyetçiliğinin politik hüviyet kazanması, 2- Yükselen Müslüman milliyetçiliğinin kendi ulusal sınırlarını kabul ve korumakla birlikte kendisi dışında ancak din-inanç mefkuresini paylaşan, bir parçanın değişik uzuvları gibi bir bütün olan Müslüman ülkelerin siyasi ekonomik ve kültürel değerlerinin muhafazasının politik karakter kazanması, 3- İslam milliyetçiliğinin kendi sınırlarını aşarak Bir “İSLAM ÜMMETİ” kimliğine inklabı ve bu kimliğin dinsel bir ideolojiye kazanması, Yahudi ve Hıristiyan dünyasını derinden düşündürüyor. Yazılı basının geçmiş sahifeleri karıştırılacak olursa, Sovyet komünizminin yıkılmasıyla emperyalist devlet yöneticilerin ağzından dökülen ve gazete sayfalarına yazılan sözlerini buraya aktarmamızın bir faydası yoktur ancak bunların, İslam dinini yeni hedef olarak gösterdiklerini biliyoruz. Burada küçük bir not düşürmek mecburiyetini vicdani bir vazife telakki ettiğim özel bir hadise, İsrail’in Filistin halkına uygulamaya koyduğu imha hareketi esnasında Güneydoğuda PKK eylemlerinin olmaması dikkatlerden uzak düştü. Uzun soluklu bir terör hadisesine şahit olunmadı. Bu, herhalde PKK vasıtasıyla İran ve Türkiye’nin kontrol altında tutulma maksadına matuf PKK teröre örgütlerini organize eden İsrail ajanlarının Filistin ve diğer Arap ve İslam ülkelerine kaydırıldığı düşüncesine götürmektedir. Mevzumuza tekrar dönecek olursak diyebiliriz ki 18. yüzyıl itibariyle 19. yüzyılda genişlemeye başlayan ulusal milliyetçilik hareketleri, yenidünya galiplerini doğurdu; nasıl ki bu dünya galipleri, dünyayı paylaşma stratejisinin hayat bulması noktasında anlaşıp ABD, İngiltere, Almanya, Fransa, Çin, Rusya ve Japonya gibi galiplerin ortaya çıkışını hazırladıysa 21. yüzyılda da ayni şekilde sanayileşen, ekonomik ve siyasal bağımsızlık yanında teknolojik gelişmeyi de hayatın her alanına dahil etmeye hazırlanan, şimdiden teknolojiyi hayatın her alanına dahil eden genç ve dinamik nüfuslarıyla, zengin yer altı kaynaklarıyla yeniden tarihi şahsiyet kazanma yarışında uyanan bir “İSLAM ÜMMETİ BİLİNCİ” yerini koruyor. Bu bilincin gelişmesi, hayatın pratikleri içerisinde ideolojik hüviyet kazanması, dünya siyasetinin temelden değişmesine sebep olacağı korku ve endişesiyle, dünyayı paylaşıma tabi tutan emperyalist devlet ve siyaset mekanizmalarını düşündürmeye aday bir keyfiyet olarak yerini korumaya devam ediyor. Çünkü 0smanlının bu coğrafyadan zorla ve hile ile çıkarılmasının temel sebeplerinden biri de, hiç şüphesiz Efsane Sultan 2. Abdulhamid Han’ın başlattığı ve Hindistan’dan Fas’a kadar Afrika’yı içine alan bütün bir İslam dünyasını “Hilafet Merkezli” bir çatı altında birleştirme niyeti ve gayretiydi. İslam dünyasının 21. yüzyılın teknolojik imkanlarını kullanarak Müslüman’ın kutsal savaşı demek olan “cihad” hareketini başlatması, Batı’nın en büyük korkularından biridir. Eğer bu niyet tarihteki yerini almış olsa idi her halde bugünkü dünya siyaseti bir başka şekillenecek ve ABD’nin himayesinde hayat bulan bir İsrail terör devleti olmayacaktı. Hiçbir endişeye veya münafıklığa tevessül etmeden belirtmek gerekirse denilebilir ki, 0rtadoğu’daki İslami milliyetçilik ruhunu yok etmek için nüfuzunu Filistinlilere karşı kullanan İsrail’in, kuruluşundan beri süre gelen bu savaşı hem Tevrat’ta ima edilen Siyonist imparatorluğunun kurulmasına hizmet etmek hem de İslam dinine olan husumetini ispatlama ve meydan okuma yarışıdır. Tarihe kısa bir yolculukta bulunursak göreceğiz ki, Rusya ile birlikte Avrupa Sanayi devletlerinin 0rtadoğu’ya yakınlıklarını ve ona sahiplenme siyasetlerini yakın tarih bilgisi olan hemen herkes bilir. Bu itibarladır ki 0smanlının 0rtadoğu’dan çıkarılmasını hazırlayan savaş stratejilerini burada hikaye edecek değiliz. Ancak bir hususun, yani bir iki noktanın tebarüz edilmesinde fayda mülahazasından hareketle, yukarıdaki paragrafta atıfta bulunduğumuz sebeplerle birlikte tecrübesiz siyasi kadrolarca savaşa sürüklenen 0smanlı kaybedince, 0rtadoğu’ya nüfuz yolları açılmış oluyordu. 11 Mart 1917 tarihinde Bağdat’ı, hemen müteakip günlerde Küdüs ve 1 Ekim 1918de de Şam vilayetlerini yani Irak ve Suriye cephesini İngilizlere, Beyrut ve İskenderiye limanlarının da Fransızların işgaline teslim edilmesine mecbur bırakılan 0smanlı Türk egemenliği fiili olarak son bulacaktır. Dolayısıyla tarihte “Sykes Picot” adı verilen anlaşma ile İngiltere ve Fransa’nın önünde son engel kaldırılmış, böylece 0rtadoğu bu iki Batı Devleti tarafından paylaşılacaktır. İsrail terör devleti, yıkılan 0smanlı mirası üzerinde yürürlüğe konulan paylaşmanın sonunda doğan gayri meşru çocuğudur. SONUN BAŞLANGICI İngiltere, Fransa ve Rusya üçlüsü tarafından 0smanlı imparatorluk coğrafyası, aralarında teati ettikleri gizli bir anlaşma ile paylaşılmış; ancak 1917 de patlak veren Bolşevik ihtilal hareketiyle Rusya’nın açıklamasıyla bu anlaşma gün yüzüne çıkmıştı. Rusya’nın çekilmesiyle bundan böyle 0rtadoğu, İngiltere ve Fransa arasında paylaşılacak, paylaşılan bölgeler değişik renklerle belirlenecektir. Bugün de egemenliği tesis edildiği zaman Irak, Pakistan ve Çin’in de kontrol altında bulundurulabileceği imkanını veren ve Irak petrollerini dünya pazarlarına akıtmada rol oynayan Akka limanını takip eden Basra, Bağdat, Hayfa’yi içerisine alan bölge kırmızı renkle belirlenerek İngiltere’ye, Hatay, Lazkiye, Trablus, Beyrut, Sur ve Sayda gibi şehirler ile Anadolu’nun güneyinden Adana, Maraş, Gaziantep, Urfa illerinden oluşan topraklar mavi renkle Fransa’ya, kahverengi işaretle, üç semavi dinin de çevresiyle beraber kutsadığı Küdüs ise uluslar arası geçici bir kurulun yönetimine bırakılıyordu.(1) Kırmızı, mavi ve kahverengiyle sınırları belirlenen mirasın üzerinde yeni bir medeniyetin, refahın, demokrasinin, hak ve özgürlüklerin pratik hayatta tezahürü değil; kan ve gözyaşının, ölümün renkli çizgilerinin başlangıcı olacaktır. ______________________________________________________ (1- TURAN, Ömer, Medeniyetlerin Çıktığı Nokta 0rtadoğu, s.104, Yeni Şafak yy, Kültür serisi.) Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin. Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu, kopyalayip, sayfanize yapistirin. Preview : Powered by QuoteThis © 2008 |
| Pazar, 25 Ocak 2009 22:51 tarihinde güncellendi |
Yorumunuzu ekleyin
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 61 ziyaretçi çevrimiçiAnket
Sözün Gücü
Son Videolar
| Sigaramın Dumanına Sarsam 2010-07-26 15:16:27 |
| Hoşçakal 2010-07-26 14:52:17 |
| Tv Net Gazze Fragman 2010-07-19 01:23:24 |
| Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm 2010-07-13 22:54:46 |
| Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy 2010-07-13 05:27:16 |
ANALİZ
Google Analytics Verilerine göre
9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010
tarihleri arasında
İDEAL DÜŞÜNCE'ye
101
farklı ülkeden
112007
kullanıcı
156317
ziyaret gerçekleştirmiş
414149
sayfayı görüntülemiş
ortalama olarak sitede
4 dakika 02 saniye
geçirmişlerdir.
İstatistikler
Üye : 129İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331






![]() | Bugün | 558 |
![]() | Dün | 732 |
![]() | Bu hafta | 3658 |
![]() | Geçen Hafta | 6181 |
![]() | Bu Ay | 26104 |
![]() | Geçen Ay | 27075 |
![]() | Toplam | 267107 |
IP: 38.107.191.82
,
Bugün: Tem 30, 2010









































