You are here:   İdeal Düşünce Yazarlar M. Emin POYRAZ PLÜTOKRASİ - SİYASET-İKTİDAR-SİVİL TOPLUM KAVGASINA GENEL BAKIŞ - 2

Yazarlarımızın Eserleri

JT Slayt Gösterisi modülü resimleri yüklüyor. Lütfen bekleyiniz...
Entegre Muhafazakar - Vedat ÖZCANDiyaloğun Acı Meyveleri - Vedat ÖZCANHikayelerle Karakter Eğitimi - Vedat ÖZCANBelediyelerde Proje Yönetimi - Akif ÇARKÇIKent Yönetimine Farklı Bakışlar - Akif ÇARKÇIYaşamak Zamanı - Hüseyin ERKANCam Kırığı Sancım - Türkan ASLANYerel Siyaset Üzerine Söyleşiler - Akif ÇARKÇIUlusal Kalkınma İçin Yerel Teklifler - Akif ÇARKÇIYeni Kamu Yönetimi Çağında... - Akif ÇARKÇIAkıl Eğitimi - 1 Teori - Haki DEMİRAkıl Eğitimi - 2 Pratik - Haki DEMİRAklı Geliştirmenin Yolları - Haki DEMİRAklı Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRBeyni Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRHayata Karşı Mukavemet Usulleri - Haki DEMİRİnsanları Keştefmenin Yolları - Haki DEMİRMukavemet Merkezleri - Haki DEMİRZekayı Kullanabilme Metodu - Haki DEMİRLatifeler&Letaif - Ebubekir AYTEKİN

Anket

Anayasa değişikliği oylamasında oyunuz ne olacak?
 
PLÜTOKRASİ - SİYASET-İKTİDAR-SİVİL TOPLUM KAVGASINA GENEL BAKIŞ - 2 PDF Yazdır E-posta
Yazar M. Emin POYRAZ   
Çarşamba, 29 Nisan 2009 00:46
0.0/5 (0 oy)

PLÜTOKRASİ

SİYASET-İKTİDAR-SİVİL TOPLUM

KAVGASINA GENEL BAKIŞ

(2)

MEHMET EMİN POYRAZ

     Cumhuriyet, umumi mana muhtevasında sivil toplumun kendi müşterek iradesinin bir tezahürü olmasına mukabil, bu iradeyi tesis edememiş; büyük sermaye ve derin bürokrasinin gücünü arkasında gören grupların sistem üzerinde vesayetinin idamesi şeklinde kendini göstermiştir.

    

      Devletçilik fikri 1929 yılında başlayan dünya krizi geç Türkiye Cumhuriyetini de etkiledi dolayısıyla devleti, krizi asgariye indirmek için yeni bir takım iktisadi tedbirlerin alınmasına mecbur etti ve bu tedbirlerden biri olan1931 yılında devletçiliği programının temel esası olarak benimsedi.

     Batıda gelişen kapitalizm, komünizm, sosyalizm, iktisadi liberalizm gibi fikir akımlarının tesiriyle Türkiye’de kapitalizm aleyhtarlığına dönüşen duyguların canlı tutulmasını zorunlu hale getiriyordu. Binaenaleyh bu canlılık sanıldığı kadar ithal edilen bir takım fikirlerin saikiyla olmamakla birlikte Türkiye’nin Sovyet Rusya’sıyla yakın siyasi ve iktisadi işbirliğini tesisine de engel değildi. 

      Rusya ile kurulan yeni ilişkiler kültürel anlamda da yeni bir sayfa açacaktı. Bu yeni kültürel ilişkilerin deruhte ettiği ideolojik eğilimleri beraberinde getirmesi kaçınılmaz olarak zaruri kılacak ve bu itibarla da yeni bir takım faaliyetlerin yürütülmesi zaruretini yürürlüğe koyuyordu. İlişkilerin devamını sağlayacak kültürel faaliyetlerin devamını ve bürokrasiye kazandırılmak üzere bir kadroya ihtiyaç vardı. Çünkü devlet ve hükümet işleri, köylülere yani sivillere ve birkaç zengin kişilere bırakılamazdı. Tıpkı 0smanlıda olduğu gibi –Enderun tipi- belli bir eğitimden geçirildikten sonra siyaset ve bürokrasi kadrolarında görev yapacak genç kadrolara ihtiyaç vardı. Bunun için önde gelen, daha sonraki kuşaklar üzerinde büyük tesirleri görülecek olan romancı ve aynı zamanda diplomat olan Yakup Kadri Karaosmanoğlu başkanlığında “kadro” dergisi, devletin ve siyasi iktidarın büyük oranda desteğini alacaktır. Kadro, politik ve ideolojik olarak CHP’nin yanında ve onun emrinde bulunuyordu ve onun bir yan kuruluşu olarak kendine bir strateji çiziyordu. Politik yapısı itibariyle “Türk milliyetçiliği” üzerine oturtulan yeni ideoloji, yeni bir model ve genç cumhuriyetin de ruhuna uygun marksizim ve korporatizmin harmanlanmasından ibaret yeni bir bileşimden ibaretti.

    Bilindiği korporatizmin çıkış yeri Mussolini İtalya’sıdır. Tüketici olan üreticiler tarafından bütün tüketiciler için düzenli bir üretim biçimine korporatizm model deniyor. Bir taraftan işçilerle işletilenler, diğer taraftan da üretimi ile tüketim arasındaki ilişkileri değiştirme ve değiştirmeye yönelik bir ekonomi-politik modeldir. Bu modelin iki amacı vardı:

1-    Ekonomik hayatı yeniden kurmak,

      2-Sosyal adaletin tesisini sağlamaktır. Zaten mousolini de  devleti bir korporatif şeklinde değerlendiriyordu.

  Sanayi devrimi, Avrupa kıtasında ve Rusya’da büyük sosyal gelişmelerin meydana gelmesine sebep olduğu bütün dünyada de büyük tesirleri görüldü. İletişim araçlarının gelişim çıtası yükseldikçe tarih içinde oluşturulmaya çalışılan totaliter baskılara karşı toplum katmanlarında bir başkaldırı kültürünün gelişimini beraberinde getirdiği gibi bir hareketlilik ve kadrolaşmayı da beraberinde getirdi.

    Bu cümleden yola çıkarak diyebiliriz ki sivil toplum, tarih boyunca Batı’da egemen güç olan ve resmi toplumu oluşturan mutlakıyetçi siyasi iktidara, büyük sermaye aristokrasisine, kilisenin içi boşaltılmış ama sömürü ve istismar düzenine karşı gelişen sivil başkaldırının adı olarak ifade edebiliriz. Yani burjuva sınıfının oluşması ve bu sınıfın da sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta kendine alan açması kavgasından doğmuştur. Sınıf egemenliğine dayanan ve bir tür plütokrasi denilen aristokrasiye ve doğmalara boğulmuş kilisenin istismar ve baskılarına karşı bir başkaldırı, tarih içinde değişik safhaları yaşamış ise de sanayi devriminin getirdiği yeni değişim gibi bir düzeni temin edebilmiş değildir. Bu nedenle, Batı’da gelişen her sosyal patlamanın, her hareketin temelinde, kiliseden ve aristokrasinin baskısından kurtulup kendine yeni alanlar açması vardır ve dinden uzaktır. Yani burjuvanın sosyal, iktisadi ve siyasi hayatta kendine alan açarken dinden ve dinin telkin ettiği ritüellerinden kurtulma düşüncesi ağır basmaktadır. Dini hayatın dışına itmektir. Laikliğin ortaya çıkışı da bu düşüncenin ürününden ibarettir; içi inanç değerlerinden boşaltılmış kiliseye karşı tavır alma eyleminden doğmuştur.

     rkiye’de gerek aydınlar ve gerekse büyük sermaye-kent aristokrasisi nezdinde modernleşme keyfiyetini, dine ait olan ve dolayısıyla dinin tayın ettiği tüm bağlayıcı esaslardan azade olma şeklinde değerlendirildiğini ifade edebiliriz. Binaenaleyh laikliği de bu çerçevede ele almak iktiza ediyor. Laikliği, din ve vicdan özgürlüğünün teminatı değil, daha çok dinin kamusal alan dışına çıkarılması, sosyal, siyasi ve kültürel hayatın dinden tamamıyla tecridini esas alan bir proje olarak değerlendirildiği içindir ki, sosyal ve siyasi hayatta manasını bulan her davranış, dinin siyasete alet edilmesi şeklinde kabul görmüştür. Devlet -iktidar seçkinleri ve kent aristokrasisinin müşterek icadıyla toplumu tek tipleştirme projesi olan “kamusal” dedikleri proje de, dinin sosyal, siyasi ve kültürel hayattan tecridinin tam bir ifadesidir.

    Türkiye şartları ve rejim mülahazası dikkate alındığında birbirinden farklı sivil derneklerin, sosyal, kültürel ve ekonomik projeleri olmayan olsa bile çağın zaruretlerinin dışında bir fonksiyonu ve ağırlığa sahip bulunmayan siyasi kuruluşların mantar gibi toplumsal ve siyasi hayatta kendine alan açmaya çalışması, demokratik özgürlüğün bir gereğidir. Ancak alan açarken bir mücadelenin içinde bulunması, siyasi ve kültürel çatışmanın da müsebbibi olduğu kanaatimizi saklı tutuyoruz. İsimlerinin bir liste halinde yazılması durumunda sahifelere tekabül edeceğine kanaat hasıl eden bunca dernek, vakıf, siyasi partilerin çokluğuna mukabil grupların birbirleriyle nasıl bir çatışma içerisine girdiklerini görüyoruz. Laik düzene hedef olmamak için isimleri farklı olmakla birlikte hemen hemen çalışma yani faaliyet alanları birbirinden pek farklı olmayan özellikle dini cemaatlerin kendi aralarında zahiren gözükmese de içerden çatışmacı bir karaktere sahip oldukları da inkar edilemez. Diyebiliriz ki bu çatışmacı tavır, Laik-Kemalist düzenin de taltifini kazanıyor. Aslında, liderleri farklı olmakla birlikte dünya görüşleri aynı olan siyasi partilerin, Tanzimat’tan beri toplum katmanları üzerinde –bunlardan bazılarının siyasi iktidar olmaları hüsnü kabul gördüklerinden değildir. Bu itibarla cumhuriyetin kuruluşundan beri, yürütülen siyasi hareketlilik karakteristik çözüm tedbirlerinin sonuçlarından biri her zaman yetersizliklerle sonuçlanmıştır. Ancak burada bir noktaya işaret edecek olursak, devlet mazileri Türkiye kadar olmayan, fakat insanı hedef alan demokratik düşünce itibariyle kalkınmış ve kalkınmalarını tamamlamış ülkelerin siyasi kadrolarıyla kıyaslandığı zaman, Türkiye toplum mühendis kadrosunun makul ve müspet rekabet esasına dayanan projeleri üretememeleri, dünyanın geçirdiği değişimlerine yerinde ve zamanında liyakat kesp edememeleridir. Bu liyakatsizliğin bir neticesi olarak çatışmacı psikolojiyi canlı tuttuğu gibi plütokrasinin kendini daha bir güvenceye almasını kolaylaştırmıştır. Burada bir parantez açma mecburiyetine dehalet edersek diyebiliriz ki medya ve siyaset gündeminden düşmeyen “terör örgütü Ergenekon” denilen yapılanmanın temel hedeflerinden biri kendilerini toplumun efendileri kabul eden bir azınlığın iktidar gücünü sağlama almak ve belirli güç odaklarının vesayetini devam ettirmeyi sağlamaktır. Böyle bir düzenin egemen güç olması demek bir nevi plütokrasi rejiminin idame ettirilmesidir.

 

    Kapitalist ülkelerin içinde bulunduğu yönetim şekli aslında bir tür plütokrasidir. Amerika, Rusya, Çin ve bugün hayatiyetlerini batılı iktidarlara borçlu olan bazı Ortadoğu ülkelerinden Suudi Arabistan, Ürdün, Mısır vb. ülkeler büyük sermaye sahiplerinin siyasal yönetimde ağırlıkta olduğu ülkelerdir.

    Bir ülkede egemenliğin zenginlere ait olduğu, yani siyasi iktidarların ve devlet yönetim kadrolarının köylülere bırakılamayacağı düşüncesinden hareketle siyasal iktidarın ancak zenginlere ait olabileceği, dolayısıyla yönetimin ancak zenginler tarafından oluşturulabileceğini hedefleyen oluşuma plütokrasi düzenidir. Bu anlamda plütokrasi, kapitalist rejimlerin bir özelliğidir. Hatta denilebilir ki demokrasinin nüvesini teşkil ettiğine inanılan Atina Demokrasisi aslında bir plütokrasi düzenidir.

   Tüm müdahalelere “tek adam” siyasetine mukabil 1950 li yıllarda düzenlenen yeni uygulamalar muvacehesinde  DP.nin büyük bir zaferle iktidarı CHP.nin elinden almasıyla Türkiye’de sivil hareketin başlama tarihi olarak kabul edenler varsa da şahsen bu fikre itibar edenlerden değilim. Zira “hükümet olmak başka iktidar olmak başkadır” tespitinden hareketle DP. hükümet olmuş ise de siyasal kadrosu itibariyle iktidar olamadığı içindir ki 1960 darbesiyle totaliter pederşahi Kemalist kuvvetler tarafından iktidardan düşürülmüştür. Bu itibarla sivil hareket teşebbüsleri, cumhuriyet rejiminin tanıdığı tabii haklardan istifadeyi temin ve topluma hizmet gayesiyle iki defa 1924 ve 1925 te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası ve 1930 larda Serbest Cumhuriyet Fırkası mücadele hedefi tayın etmiş ise de tek ve mutlak iktidar seçkinlerince, hareket kabiliyetleri sınırlandırılmış ve yok edilmişlerdir. Hatta 1935 yıllarında CHP kongresinde alınan kararların hayata geçirilmesiyle İçişleri Bakanlığı, parti genel sekreterliğine dönüştürülmüştür. Valiler, aynı zamanda parti il teşkilatının başkanı olarak görev üstlendikleri yakın tarihimiz açısından bilinen olaylardan biridir.

      Daha evvel ifade ettiğimiz gibi Fransız devriminin olgunlaştırdığı xıx yüzyıl Avrupa’sında ortaya çıkan milliyetçilik hareketleri yanında kapitalizm, komünizm, sosyalizm, hatta emperyalizmi meşrulaştırıcı söylemler gibi fikir akımlarının tesirlerinden kurtulamayan totaliter pederşahi rejimin dayandığı kuvvetler CHP.nin elindeydi ve onlara göre devlet yönetimi, birkaç şehirli-köylü zengine ve cahil sürüleri olan köylülere bırakılamayacak kadar önemlidir. 1. Dünya savaşında Fransa ve Rusya’nın, 0smanlı topraklarını aralarında paylaşan gizli ittifakının ifşa edilmesinden sonra başlayan süreci takip eden büyük mücadeleler sonunda 0smanlı mirası üzerinde kurulan cumhuriyet rejimi toplum katmanlarından yukarıları mecbur kılan bir iradenin şekillenmesi ve vücut bulmasıyla siyasal gündemi işgal etmiş değildir. Millet, savaşla yıkılan değerlerini tamir ameliyesiyle meşgul olurken, Avrupa’da gelişen fikir akımlarından etkilenen ve bu fikir akımlarından hareketle kendi tarihi mukaddeslerinin inkar zemini üzerinde hayat bulan İttihat ve Terakki kadrolarında yetişmiş dolayısıyla ihtilal tecrübeleri edinmiş ve tek liderin inisiyatifinde hareket kabiliyeti kazanmış ihtilal kadrolarının iradelerinin adına cumhuriyet denilmiştir.

     Geleneksel toplumlarda bir sivil toplum kuruluşu olarak güven ortamının teminine hizmet eden “cemaat” ile modern zamanımızda kullanılan kavram olarak “sivil toplum” dediğimiz, bir gaye ve hedefin tahakkuku için hedef birliği sağlayan kuruluşlar, aslına aynı mekanizmanın birer eşit parçalarıdır. Ancak seküler siyaset zihniyeti bir takım ideolojik mülahazalar ileri sürerek cemaati siyaset ve iktidar için büyük bir tehlike olarak mutalaa etmektedir. Cemaati yok saymakta, daha doğrusu irtica ile eş değerde görmektedir. Meselenin ruhuna dikkatle bakıldığı zaman, aslında gerek cemaat ve gerekse modern zaman içinde ifade edilen sivil toplum kuruluşları, bireyin refahını esas alarak “ insan ile devlet arasında yahut insan ile siyasi iktidar arasında bir ara mekanizma” görevini üstlenmektedirler. Birinde büyük sermaye varsa diğerinde de ahlaki ve kültürel değerlerin paylaşımı, muhafazası ve geleceğe intikali söz konusudur. Cemaat da olsa sivil toplum kuruluşu denilen sermaye temerküzü olsa, meşruiyetini vahye istinat eden ahlaki değerlerden almayan her rejim ve her kuruluş; siyasi iktidar, adına demokrasi de denilse veya başka bir sıfat da ilave edilse meşruiyetsizliği meşru sayan totaliter ve bir plütokrasi rejiminin kendisidir. Bireyi ve cemaati kendi hayatiyeti açısından birer tehlike objesi kabul eden ve bu itibarla da plütokrasi esasına istinaden hayat bulan rejimlerde cemaat fonksiyonsuz bırakıldığı için devletin veya siyasi iktidar elitinin nazarında bireyin, bilindiği gibi genel adı “vatandaş”tır.

    Batılı değerleri kabullenmekle tam anlamıyla uygulanamamış bir demokrasi, rayına bir türlü oturtulamamış bir modernleşme, toplumun refah düzeyini en azından batılı standartlara yükseltememiş bir ekonomik uygulama, laiklik Atatürk İlke ve İnklaplarına “zarar verir” mülahazasından hareketle özgürlükleri kısıtlayan bir demokrasi anlayışı benimsenmiştir. Bu itibarla da kriz mekanizmalarını pervasızca devreye sokma gayretleri, yani rejimi koruma ve kollana adına kriz faaliyetlerini meşrulaştıran her türlü meşruiyetsizliği meşrulaştırma ve yukarıdan emirlerle toplum mühendisliği devam ediyorsa bu, aslında aydınların yetersizliğini ve rüşdünü ispat edemediğinin bariz bir göstergesidir.

      Türkiye’de mesele, ekonomik kaynakların yetersizliği veya verimsizliği, “irtica” olarak değerlendirilen toplumun kültürel değerleri manzumesi bakımından çağın gerisinde kalması veya öyle algılanması meselesi değil, tam tersine Türk toplumunun hadiselerin tahlil ve tasavvurunda entelektüel denilen kesimin çok ilerisinde olmasıdır. Dolayısıyla Türkiye’de tek bir sorun vardır ve o da, entelektüel- aydınların, büyük sermayenin ve totaliter bürokrasinin, toplum pratiğinden uzak olmaları, sosyal ve siyasal ideolojik mülahazalarını evrensel değerlerin fevkinde görerek onları hayatın esasları üzerine uygulamalarındaki inadının fikri perişanlığıdır.

Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin.

Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu,
kopyalayip, sayfanize yapistirin.




Preview :


Powered by QuoteThis © 2008
Çarşamba, 29 Nisan 2009 00:48 tarihinde güncellendi
 

Yorumunuzu ekleyin

İsminiz (Rumuzunuz):
YOUREMAIL:
Başlık:
Yorum:

yazarin diger yazilari icin tiklayiniz

Giriş Formu



Kimler Sitede

Şu anda 85 ziyaretçi çevrimiçi

Haber Kanalları

Anket

Bugün seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz?
 

Sözün Gücü

Yeni Sayfa 1

Son Videolar

Sigaramın Dumanına Sarsam
Sigaramın Dumanına Sarsam
2010-07-26 15:16:27
Hoşçakal
Hoşçakal
2010-07-26 14:52:17
Tv Net Gazze Fragman
Tv Net Gazze Fragman
2010-07-19 01:23:24
Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm
Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm
2010-07-13 22:54:46
Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy
Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy
2010-07-13 05:27:16
Yeni Sayfa 1

ANALİZ

Google Analytics Verilerine göre

9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010

tarihleri arasında

İDEAL DÜŞÜNCE'ye

101

farklı ülkeden

112007

kullanıcı

156317

ziyaret gerçekleştirmiş

414149

sayfayı görüntülemiş

ortalama olarak sitede

4 dakika 02 saniye

geçirmişlerdir.

 

İstatistikler

Üye : 129
İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün611
mod_vvisit_counterDün732
mod_vvisit_counterBu hafta3711
mod_vvisit_counterGeçen Hafta6181
mod_vvisit_counterBu Ay26157
mod_vvisit_counterGeçen Ay27075
mod_vvisit_counterToplam267160

Online (20 dakika önce): 23
IP: 38.107.191.81
,
Bugün: Tem 30, 2010
JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval