You are here:   İdeal Düşünce Yazarlar M. Emin POYRAZ Dağınık Mülahazalar-2

Yazarlarımızın Eserleri

JT Slayt Gösterisi modülü resimleri yüklüyor. Lütfen bekleyiniz...
Entegre Muhafazakar - Vedat ÖZCANDiyaloğun Acı Meyveleri - Vedat ÖZCANHikayelerle Karakter Eğitimi - Vedat ÖZCANBelediyelerde Proje Yönetimi - Akif ÇARKÇIKent Yönetimine Farklı Bakışlar - Akif ÇARKÇIYaşamak Zamanı - Hüseyin ERKANCam Kırığı Sancım - Türkan ASLANYerel Siyaset Üzerine Söyleşiler - Akif ÇARKÇIUlusal Kalkınma İçin Yerel Teklifler - Akif ÇARKÇIYeni Kamu Yönetimi Çağında... - Akif ÇARKÇIAkıl Eğitimi - 1 Teori - Haki DEMİRAkıl Eğitimi - 2 Pratik - Haki DEMİRAklı Geliştirmenin Yolları - Haki DEMİRAklı Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRBeyni Güçlendirmenin Yolları - Haki DEMİRHayata Karşı Mukavemet Usulleri - Haki DEMİRİnsanları Keştefmenin Yolları - Haki DEMİRMukavemet Merkezleri - Haki DEMİRZekayı Kullanabilme Metodu - Haki DEMİRLatifeler&Letaif - Ebubekir AYTEKİN

Anket

Anayasa değişikliği oylamasında oyunuz ne olacak?
 
Dağınık Mülahazalar-2 PDF Yazdır E-posta
Yazar M. Emin POYRAZ   
Pazartesi, 29 Haziran 2009 21:42
0.0/5 (0 oy)

Dağınık Mülahazalar-2

M. Emin POYRAZ

İlber 0rtaylı’nın dediği gibi bu yeni yetişme merkez adamı kendi kültür mirasını tam kavrayamadığı gibi Batının tarihi seyri içinde gelişip kök salan kültürünü de tam manasıyla kavrayabilmiş değildir. Dolayısıyla bu yeni aydın tipi kendi kültür mirasından kopuktur. Süleymaniye kütüphanesindeki (mesela) gayet fesih bir şekilde okumasını bilmeyen, en az bir Doğu ve iki Batı dilinden eser veremeyen eğitim sisteminden gelen aydın, Türkiye modernleşmesini, bir başka ifade ile sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel sahada insanı merkeze alan bir Türkiye modernleşmesini ve dünya ile rekabeti ikame edecek misyon, ehliyet ve liyakat sahibi olamadığı gibi hayata sathi bakan sloganperest aydınından ileri gidememiştir.(1)

Türkiye aydınlarının, toplumla birlikte ve toplumun içinden gelen siyasal kadroların insanı merkez alan, yeni, modern, çağın zaruretleriyle insani değerleri birbiriyle mezcederek kendini yeniden yapılandırmalıdır. Türkiye aydınlarının dünyayı yeniden yorumlayan, hadiseleri mukayeseler yaparak kendi ideolojik saplantılarından uzak, sadece insanını ve insanlığı merkeze alan yeni yol haritalarını ihdas ve takip etmesi mecburiyeti vardır.

 

Diyebilirim ki yeni nesil Türkiye aydını, Türkiye’nin modernleşmesini, başka bir ifade ile sosyal, siyasi, ekonomik ve kültürel sahada, insanı merkeze alan bir Türkiye modernleşmesinin mümkün kılınabilmesi için, dünya ile rekabeti ikame edecek misyon, ehliyet ve liyakati en az Süleymaniye kütüphanesinden geçtiğinin şuur ve hassasiyetini hayata geçirmesine bağlı olduğuna inanması gerektiği hadisesidir. Bu keyfiyet, yeni bir Türkiye demektir. 0 zaman Türkiye, 0rta Asya geleneğiyle şekillenen dimağın Anadolu ve Batılı değerlerle gelişerek 0smanlı mirası üzerine oturan genç ve dinamik nüfusuyla dünya coğrafyasının gözde ülkelerinden biri olmaya aday ülkelerden biri olur.

 

0smanlı Türkiye’sinin ayakları 0rtadoğu Asya’sında ise de başı her zaman Batı’da olmuştur. Ama Batı’nın kendisi dışındaki dünyalara yaklaştığı mantıkla hiçbir zaman yaklaşmamış, daha çok şefkat ve merhamet esaslarını kaim kılan bir anlayışla yaklaşmıtır. Eğer hakikaten 0smanlı Türkiye’si Avrupa sömürge mantığıyla Avrupa insanına yaklaşmış olsaydı, her halde Avrupa coğrafyası bugünkünden çok farklı olurdu.

 

0smanlı Türkiye’si, Avrupa’da altı asır boyunca dayanışmanın, hoşgörünün ve insanlık medeniyetinin kurucusu kollayıcısı olmuştur. Eğer bu altı asır boyunca Avrupa’nın 0rtadoğu’da ve İspanya’da yaptığını yapmak gibi dini ve ideolojik zihniyet yıkımı ile yaklaşmış olsa idi bugün 0rta Avrupa ve Doğu Avrupa denilen coğrafya parçasının tamamıyla Müslümanlaşması ve Türkleşmesi gerekirdi. Yunanistan Bulgaristan, Romanya ve diğerleri, belki Rusya olmayacaktı.

Batı hiçbir zaman 0smanlı Türkiye’sinin yapıcı, birleştirici ve barışçı bir yaklaşımla kendisi dışındaki insana ve tabiata yaklaşmamış, yıkıcılığı, bozmayı kendine en uygun fırsat bilmiştir.

Başka bir ifade kalıbı içinde meseleyi tahlil edersek diyebilirim ki Batı’nın Doğu’yla, 0rtadoğu’yla ve kendi dışındaki dünya ile teması; birleştirici, yapıcı, tamamlayıcı olmamış, daima bölücü olmuş, maddi kaynaklarını sömürücü bir yaklaşım sergilemiştir. İstilacı olarak gelmiştir. Tıpkı Roma’nın 0rtadoğu’da yaptığı gibi. Roma 0rtadoğu’da kısa barışı da sağlayamamış, bu coğrafyanın kültürel ve ekonomik değerlerini bilmediği için sosyal hayatın bir kademesinde kargaşaların teşvik sebebi olmuş, kısa bir zaman diliminde de olsa bir gayret içerisine girip bir medeniyet projesi sahibi ve mucidi olarak görev üstlenen bir misyonla yaklaşmamış, daha çok ekonomik kaynaklarını merkeze taşımak suretiyle bir “gelir ambarı” düşüncesiyle yaklaşmıştır.

 

Bir Fransız, bir Alman ve bir İngiliz hukukçu, bir gayri hukuki ve insan haklarına aykırılığı tespit edilen bir haksızlık karşısında kendi vatandaşının haklarını sonuna kadar savunur, icap ederse yazılı ve yazılı olmayan bütün hukuki normların yerine getirilmesi hususunda her türlü çabayı yerine getirme gayreti içerisine girer. Ancak buna mukabil bir Filistinlinin İsrail askerleri tarafından kollarının dirseklerinden kırılmasını, Amerikan askerlerince bir Iraklı esir ve esirlerinin (kadın-erkek hiçbir ayırıma gidilmeden) din şeref, haysiyetlerini yerle bir eden her türlü taciz ve işkence merasimlerine gayet sakin ve rahat bir eda ile seyreder veya kısa zaman sonra unutuverebilir. Hatta hiçbir vicdani sorumluluk hissi duymadan yatağına uzanıp uyuyabilir.

 

İnsani değerlerin yeryüzünde tam anlaşılamaması, despot iktidarların hayat bulmasına mani olamamanın suçu evvela İslam’ın insanın maddi ve manevi hayatına taalluk eden esaslarını evrensel kaideler yekunu haline getirip kabul edilmesi için İslam’ın şefkat ve merhametini insanlık barışı adına dünyaya tebşir edemeyen Müslüman aydınların, sonrasında da kendi insanı için insani değerleri gaye edinme gayretine düşen Batılı aydınlarınındır. Müslüman aydın İslam’ın şefkat ve merhametini militanlaştırırken Batılı aydın da Batılı değerleri dünyevi menfaati istikametinde sömürge anlayışına dönüştürmüştür.

 

Bir Fransız, bir Alman ve bir İngiliz hukukçu, bir gayri hukuki ve insan haklarına aykırılığı tespit edilen bir haksızlık karşısında kendi vatandaşının haklarını sonuna kadar savunur, icap ederse yazılı ve yazılı olmayan bütün hukuki normların yerine getirilmesi hususunda her türlü çabayı yerine getirme gayreti içerisine girer. Ancak buna mukabil bir Filistinlinin İsrail askerleri tarafından kollarının dirseklerinden kırılmasını, Amerikan askerlerince bir Iraklı esir ve esirlerinin (kadın-erkek hiçbir ayırıma gidilmeden) din şeref, haysiyetlerini yerle bir eden her türlü taciz ve işkence merasimlerine gayet sakin ve rahat bir eda ile seyreder veya kısa zaman sonra unutuverebilir. Hatta hiçbir vicdani sorumluluk hissi duymadan yatağına uzanıp uyuyabilir.

 

İnsanlık uzun tarihi boyunca gerek Doğu ve gerekse Batı toplumları acı ve tatlı hatıralarıyla bu tip rejimleri yaşadılar. Doğu ve Batı toplumları bu rejimleri uzun zaman yaşadı. Batı toplumları bu yanlışı uzun tarihi içinde kolay atlamadıysa da kısmen kurtulmayı başarabilmiştir.

 

“Yeni Dünya Düzeni”nde aydını iki kavramı yeniden hayata geçirmesi lazımdır diye düşünüyorum. “Batı Medeniyeti”nden bahsedenlere şaşıyorum. Bana göre Batı’nın, kendi şahsına münhasır, çalışma sahalarına sınır tayın edilemeyecek kadar geniş vakıf müesseseleriyle, medreseleriyle, han ve hamamlarıyla, şifa dağıtan hastaneleriyle vahye istinaden gelişen ahlaki değerler üzerinden yükselen bir medeniyet anlayışı yoktur. Batı bir makine yükselişidir. Batı makineyi geliştirirken, insanı bu makinenin asli unsuru sayarken bireyi de devleti de olması gereken yerde bir görev-misyon yüklemesini başarıyla devam ettirdiğini itiraf etmeliyim. Bireye ve yaklaşımında, devletin tarifinde Batı Doğu’dan başarılı olmuştur.

 

Türkiye aydınlarının kendi siyasi mülahazalarından kurtularak evrensel değerler istikametinde sloganlardan, aklın ve iman-vicdan ameliyesine dayanan bir dirayetle “Devlet”in yeniden tanımlanması lazımdır.

 

Batı dünyasında “devlet” fikrinin ortaya çıkışı, değişik din ve mezheplerin, bireyci hayat yaşayan toplulukların kendi aralarında kararına rıza gösterdikleri müşterek esaslarda anlaşarak bir “kontrat” bir “sözleşme” etrafında toplanmasıdır aslında. Bu açıdan devletin her hangi bir kutsallığı yoktur. Yani “devlet” kontratlar yekünunun müesseseleşmesidir. Kontratların devamı için devletin sıhhatli bir şekilde sağlam olması gereği vardır. Bu açıdan devlete saygı esastır. Aramızdaki fark, yani laik ve demokratik Türkiye ile Batı demokrasisi arasındaki fark, polisiye tedbirlerle desteklenen ve anayasal çerçevesine sınır tayin edilemeyen “kamusal alan” tahdidi ile oluşturulmaya çalışılan ve onun kurumlarının mutlak “değer” olarak algılanması tasavvuru “devlet”i ifade eder. Batı veya insani refahı asgari de olsa hedef alan demokrasilerde “devlet” tasavvuru, aslında insani değerlerin koruyucusu, kollayıcısı vasıtasıdır. Bu açıdan devlet korunmalıdır. Esefle ifade edelim ki Türkiye’de sermayeyi elinde bulunduran sivil toplum kuruluşları, askeri vesayet bürokrasisi ile basın ve diğer azınlık gruplardan destek alan aydın-siyasetçi muhalefet, “devlet”i her türlü insani değerlerin koruyucu aracı değil, bizzat bir “mutlak değer” olarak kabulde yerini aldıklarını görüyoruz. Bu tip bir anlayış sebebiyledir ki, Batı demokrasisinin çok uzağında olduğu gibi nevi şahsına münhasır bir demokrasinin de mucidi konumunda olmuşlardır. Bir başka ifade ile “Allah ile kul arasına kimse giremez” safsata sözüyle ifade edilmek istenilen hedef, “yeryüzünün mutlak ilahı benim” iddiasının egemen güç haline gelmesini sağlama alma girişimi olsa gerek.

 

Batı’nın modernleşme süreciyle Türkiye’nin modernleşme zihniyetini birbiriyle kıyasladığımız zaman aradaki zaman diliminde cereyan eden “süreç”le “zihniyet”i yakından müşahede etmemiz gerekecektir. Ama hemen ifade etmeliyiz ki bütün gecikme şartlarına ve aradaki husumet cereyanlarına mukabil yarının enformasiyon dünyasını değiştirecek iki devlet vardır diyebiliriz. Bunlardan biri, 0rta Asya mücadeleci ruhunu Selçuklu ve 0smanlı ruhuyla mezcederek taşıdığı imparatorluk mizaç kültürü ve deneyimi ile Türkiye’dir. Bir diğeri ise İsrail Yahudi devletidir.

 

Gerçi İsrail oğullarının insanlık medeniyetine kazandırdığı bir değerler manzumesi yoksa da kendi din ve kültürel mirasına bağlılığı tarihten günümüze nakleden milli davaları inkar edilemez bir gerçektir. Tarihte reva görülen her türlü zulme ve sürgünlere rağmen birliklerinden ayrılmayan, geçmişinden kopmayan bir İsrail oğulları efsanesi vardır.

 

0smanlı Türkiye’si, İslam medeniyetini, 20. yüzyılın başına kadar başarıyla koruyan ve devam ettiren kesintisiz bir yönetim mirasına sahiptir. Bu zaman zarfında her ne kadar yeni Harezmi’ler, Muhammed Cabir’ler, Rüşt ve İbni Sina’lar, Mesudi ve Kindi’ler, Ali Kuşçu ve Harzerfend’ler gibi burada isimlerini sayamadığımız dünya çapında düşünürlerini bir daha üretememiş ve yetiştirememiş olsa da bu zengin kaynakların ve zengin mirasın sahibidir. Genç ve dinamik nüfusuyla bu mirası yeniden canlandırarak yeni düşünürlerini üretmeye her zaman müsaittir. Bu zenginliğin yeniden düşünürlerini üretmesi mukadderdir. Devleti idare edenler ve onun kurumları olan bürokrasi, kendi ideolojik saplantılarından, toplumun hassasiyetlerinden doğan korku objeleri üretmekten kurtuldukları zaman büyük çınarın kök salması gayet kolaydır. Unutulmamalıdır ki 21. yüzyılın Avrupa’sı eskimiştir ve bu haliyle yeni buluşlardan uzak eskiyen bir dünyadır. Avrupa yaşlanıyor, tarihi değerleriyle, kültürel kalıplarıyla yaşlanıyor. Yaşlandığı içindir ki eğitimde geriliyor, eğitimde istenilen noktada değildir.

 

Avrupa’nın yeniden hayat bulması Türkiye kapısında nefes almasıyla mümkündür. Türkiye aslında büyük Avrupa’dır. Unutmamak lazımdır ki kıta Avrupa’sının hiçbir ülkesi, Türkiye’nin sahip olduğu renkliliğe sahip değildir. İmparatorluk dönemlerinde de şüphesiz bundan daha renkli ve farklı değildi. Avrupa’nın hiçbir kentinde sadece İstanbul’daki kiliselerin dörtte biri kadar cami veya mescidin olmadığını iddia edilmesinde hiçbir istatistiki sakınca yoktur. Bu itibarla sadece İstanbul’un kendisi topyekun bir Avrupa’dır. Diyebilirim ki Avrupa’nın hiçbir kenti, İstanbul’un sahip olduğu kiliselere sahip değildir. İstanbul kiliseleri sayıldığı zaman, bu renkli kültür ve birlikte yaşama hoşgörü medeniyeti, Avrupa’nın muhtaç olduğu yeni modeldir. Mesela “Rum 0rtodoks Kilisesi, Ermeni Gregoryen, Ermeni Katolik, Ermeni Protestan, Suryani Kadim dediğimiz Suryani 0rtodoks, Suryani Katolik, Keldani, Nasturi” (2) kiliseleridir. Bu saydıklarımız üstelik bu topraklarda doğan ve gelişen veya önemli merkezleri burada olan kiliselerdir. Yani Türkiye aslında sayılamayacak kadar birçok dinlerin cemaatlerin bir arada ve hasımsız yaşadığı nadir ülkelerden biridir. Yani modern Avrupa’dır.

 

Yahudilik, İsevilik ve İslamiyet birinci derecede 0rtadoğu’ludur. Teşkilatlarını 0rtadoğu kültürel esasları üzerine bina etmişlerdir. Bu cümleden hareketle 0rtadoğu coğrafyasında havralar, kiliseler ve camiler dini ve sosyal hayatın içinde yer edinirken Avrupa, doğusuyla batısıyla iptidai bir hayat yaşıyordu. Batı medeniyetinin ilham kaynağından beslendiği iddia edilen Yunan mitolojisi de Batılı değil, gerçek hüviyetiyle 0rtadoğuludur. Yani İskenderiye merkezlidir. İslam, gelişim tarihi boyunca ne Yahudi ve ne de Hıristiyanlık düşmanlığı yapmıştır; o sevgiyi şefkati ve merhameti esas aldığı içindir ki tabiata ve insana sevgiyle, hoş görüyle yaklaşmış; bu sevgi ve hoş görüsünden dolayı Yahudi ve Hıristiyanları “ehli kitap” olarak vasıflandırmıştır. Aslında Yahudi düşmanlığı Batı’nın teşvik ve tahriki ile ortaya atılmıştır. Kısaca Yahudi düşmanlığı körükleyen Batı’nın kendisidir. Bu hükümden hareketle diyebiliriz ki 0smanlı Türkiye’si, birçok dinlerin, kültürlerin, dillerin bir arada yaşadığı bir büyük ve köklü medeniyetin sahibi olarak Avrupa devlerinden daha demokratik, daha laik ve daha hoşgörü ve barışın yaşandığı içtimai bünyeye sahiptir. Çünkü 0rtadoğu kültüründe her zaman barış vardır; düşmanlıklara yer yoktur olmamıştır. İspanya’da, Yahudiliğin, Hıristiyanlığın, İslamiyet’in ve halen unutulmaya yüz tutmuş daha birçok din ve mezheplerin tarih boyunca beraber, birlikte inşa etmelerine rağmen hiçbir zaman 1492 de sekiz asır boyunca bugün dahi unutulmayan muhteşem eserler bırakan Müslümanlarla Yahudilerin soykırımdan geçirilmesidir. Tarihin her bir döneminde, Avrupa’da Yahudilere uygulanan katliam, aslında bir zihniyetin kendi dışındaki bir başka dünyaya yaklaşımının bariz bir göstergesidir. Aslında bu iki olay belki Avrupa medeniyet tarihinde unutulmaması gereken Batı’nın yüz karasıdır. Bu cümleden hareketle diyebiliriz ki 21. yüzyılın Avrupa’sı da 17-19. yüzyıl mühendislerini, mucitlerini ve sanayi yaratıcılarını yetiştirmekten uzaktır. Bütün birlik çabalarına mukabil 0smanlının yaşadığı kaderi Batı dünyası da yaşamakla karşı karşıyadır. Avrupa bütün değerler sistemiyle aslında hastadır.

 

Açıkça belirtmeliyiz ki Bazı Türk üniversitelerinin bazı bölümleri Avrupa’daki üniversitelerden çok daha iyidir ve ileridedir. Avrupa’nın mirası geriliyor, daha doğrusu ananesiyle geçiniyor. Nüfus yaşlanıyor, kendini yenileyemiyor; bu itibarladır ki kendini yenileyemeyen bir toplumdan gelecekte fazla bir şeyler bekleyemeyiz.” (3) Eski ve yaşlı Avrupa’nın hayatında genç dinamik bir Endülüs medeniyeti yoksa da üç kıtanın mirasını günümüze taşıyan genç dinamik değerleriyle canlı bir Türkiye vardır.

 

***

TENBİH

Bu yazının her bir paragrafının, kendisinden evvelki veya sonrakinden farklı zeminlere doğru kaydığını, birbiriyle bağlantıyı kaybettiğini biliyorum. Belirtmeliyim ki her paragraf, ileride üzerinde çalışılır umuduyla tutulan “seferberliğe tabi tutulan erat” gibi kayıt altına alınan notlardan ibarettir. Binaenaleyh “dağınık mülahazalar” dememizin esbabı mucibesi de böylece ortaya çıkmış oldu sanırım.

 

 

 

1-İlber 0rtaylı Avrupa ve Biz, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınlar

2- İlber 0rtaylı, 0smanlıda Milletler ve Diplomasi, sayfa 3, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.

3- İlber 0rtaylı, Avrupa ve Biz, syf. 141.

Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin.

Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu,
kopyalayip, sayfanize yapistirin.




Preview :

Dağınık Mülahazalar-2
Pazartesi, 29 Haziran 2009

Powered by QuoteThis © 2008
Salı, 21 Temmuz 2009 15:43 tarihinde güncellendi
 

Yorumunuzu ekleyin

İsminiz (Rumuzunuz):
YOUREMAIL:
Başlık:
Yorum:

yazarin diger yazilari icin tiklayiniz

Giriş Formu



Kimler Sitede

Şu anda 68 ziyaretçi çevrimiçi

Haber Kanalları

Anket

Bugün seçim olsa oyunuzu kime verirsiniz?
 

Sözün Gücü

Yeni Sayfa 1

Son Videolar

Sigaramın Dumanına Sarsam
Sigaramın Dumanına Sarsam
2010-07-26 15:16:27
Hoşçakal
Hoşçakal
2010-07-26 14:52:17
Tv Net Gazze Fragman
Tv Net Gazze Fragman
2010-07-19 01:23:24
Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm
Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm
2010-07-13 22:54:46
Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy
Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy
2010-07-13 05:27:16
Yeni Sayfa 1

ANALİZ

Google Analytics Verilerine göre

9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010

tarihleri arasında

İDEAL DÜŞÜNCE'ye

101

farklı ülkeden

112007

kullanıcı

156317

ziyaret gerçekleştirmiş

414149

sayfayı görüntülemiş

ortalama olarak sitede

4 dakika 02 saniye

geçirmişlerdir.

 

İstatistikler

Üye : 130
İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331
mod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_countermod_vvisit_counter
mod_vvisit_counterBugün547
mod_vvisit_counterDün732
mod_vvisit_counterBu hafta3647
mod_vvisit_counterGeçen Hafta6181
mod_vvisit_counterBu Ay26093
mod_vvisit_counterGeçen Ay27075
mod_vvisit_counterToplam267096

Online (20 dakika önce): 14
IP: 38.107.191.81
,
Bugün: Tem 30, 2010
JoomlaWatch Stats 1.2.9 by Matej Koval