| Terkib ve Muvazene-2 |
|
|
|
| Yazar M. Emin POYRAZ |
| Pazartesi, 13 Temmuz 2009 11:16 |
|
Terkib ve Muvazene-2 M. Emin POYRAZ İki günden beri yazacağı hikaye notlarını tamamlayamamanın teheyyücüyle saatine baktı, sekiz buçuk. Öğrencilerle “Fikir ve Aksiyon”da beraber olması gerekiyordu. Kısa bir sure kalmıştı. Banyo, kahvaltı, hazırlanması her halde zaman alacaktı. Eğer bu mide sancısı devam ederse, yerine Sabit’i gönderebilirdi. Söz vermişti. İtikadınca, hayatında değiştirilemez kaideler yekunu vardı ve bu kaideye sadakat gösterilmediği için içtimai hayatın kaburgasında tedavisi mümkün olmayan aksülamelleri husule getirmiştir. “Verilmiş söz, nakden alınan borç gibidir” diye her kese telkin eden kendisiydi. İhmal sadakatsizliktir. Sadakatsizlik şamar oğlanlarının ruhi ve dimağ marazıdır. Nerden iktibas ederse etsin, sözün delalet ettiği mana itibariyle namütenahi mükemmel söz; Sabit’in bazı ahvalde dilinden düşürmediği benzer bir cümle üzerinde ufki bir tahlil ve müdellel kıstaslarını tek bir ifade cümlesi ile kendince yeniden mana verme ihtimallerine girmek istedi ise de “zamanı değil şimdi” ihtimamıyla kapıya yönelecekti. Gözleri kararıyordu. Sabit, “Vicdanın akdine sadakatsizliği, akde gösterilen vefasızlığı, Rabbin cezasından her halde şikayet etme hakkı yoktur” diyordu. Bu cümleyi neden tekrarladı, anlayamadı veya kafası karışıyordu. Düğmeye basılan acemi bir parmak kapı zili kıyameti koparırken, aynı zamanda gürültülü ayak sesleri gri beyaz mermer merdivenlerden kayarak engerek yılanı gibi yukarıya doğru akıyordu. Yeni bir zihin buhranının hazırlayacağı bir meşruiyet tuzağının istilasına yakalanmaktan da korkuyordu. Mide sancısının teferruat hamleleri arasına kendince sıkıştırmaya emin olduğu birkaç sualin kendi mecrasında yol bulmasına dehalet etmek adına durdu, iki elinin ayasıyla yüzünün sathı üzerinde yukarıdan aşağıya doğru bastırıp mide istikametinde bıraktı. Varlık, hayat, insan, aşk, cemiyet, siyaset, iktidar, gaye gibi mana ve muhtevanın girift neticeleri, beyninde yavrulayan akrep gibi acı veren sualler, aslında cevap aradığı halde tatmin olamadığı, ruhunun açlığını duyduğu meselelerdi. Günün realiteleri istikametinde çözümüne cevap bulamayan ucuz etiketli belli sınıf aydınların mücevher dünyası, kendi ideolojik mülahazalarıyla müzeyyen kıldıkları “ ye, iç, seviş, yat”tan ibaret bir put hane olmasaydı her halde cemiyet terkip ve muvazenesinin ifsadında hokkabaz, kaba softa, seciyeleri bozuk azınlık ruhların, kahir ekseriyet üzerinde muktedir olma ihtimalleri olamayacaktı, diyordu. Aslında bunu her zeminde dile getiriyor, tartışıyordu. Merdivenleri tırmalayan ses ordusuyla midesi arasında hangi tarafa meyledeceğine karar veremeden kapıya doğru yürüdü, iki elini de midesine bastırarak bir iki adım attı. Merdivenlerin gri beyaz mermerlerinden koparak heyecanlı bekleyişlerin sevinç çığlıklarını emziren çocuk sesleri, giriş kapısından başlamak üzere dördüncü katın parke döşeli tüm odaların duvarlarına kadar bir yağlı boya gibi siniyordu. Pencere yakınına, desenleri renkleriyle birlikte uçmuş koltuğun üzerine atılan pantolonuna şöyle bir göz fırlattı. Kapıyı açmadan geri döndü. Çocukların ziyaretleri şüphesiz bir sebebe mebni olmalıdır, aceleyle ceplerine baktı. Ne varsa bahşiş olarak vermeyi düşündüğü için seviniyordu. Asansörle merdiven boşluğunu dolduran kalabalık olduğu belli olan sayısız sesler yavaşlıyordu. Sesler kesildi. Kapıya döndü, açtı. Çocukları görünce şaşırdı. Çocukların gözlerinden yayılan mukayesesiz sevinç dalgası, pide fırının ağzından yayılan sıcaklık gibi vücudundan ziyade ruhunu ısıtınca, bütün o edebi ifade metinlerini bir anda unuttu. Neyi nasıl mukabelede bulunacağını bu heyecan dalgası içinden bulmaya çalışırken yeni toparlanmalara meydan vermeyen çocuklar hep bir ağızdan; - Selim amca, dediler, Recep ayınız kutlu olsun efendim, derken ağızları, yumurtadan yeni çıkan serçe sevimliliğine benziyorlardı. Koro halinde yükselen sesler ve kımıldanan pembe küçük ağızlar. Pırıl pırıl gözler. Çocukların yüzlerine mütemadiyen ve hiçbir şey konuşmadan tekellüfsüz bakmak istiyordu. Rekabet halindeki menfaatlerin, düşüncelerin giderek farklılaştırdığı anarco-kapitalist değerlerin egemen model ve güç haline getirildiği tüketim kentlerinde çocuk olmak kadar zor bir şey yoktur. Kaba softa, hokkabaz, fasık, münafık, daha doğrusu bütün bu kavramları bünyesinde toplayan bir kelime olarak, terkip muvazeneleri bozuk karamsarlığın boy attığı, bütün eylem tezahürleriyle birlikte toprak ve tarih mirasından koparılarak ruhlarının gizli dehlizlerinde hedonistik mahiyetle bütünleşen siyasi ve sosyal hengamelere duçar olmuş “günaydın”ların yıkamadığı, düşüremediği güçlü aileler hala yaşıyorsa “Recep Şaban ve Ramazan”larımızın yıkadığı çocuklarımız bizi ısıtmaya devam edecek, ışık ve merhamet dağları erimeyecektir, fikri şimşek gibi parladı ve hemen bulut gerisine kaydı. Bir demet gül gibi çocukların hepsini kucaklamak ve koklamak istiyordu. Gözleri doldu ama gizlemeyi anında başardı. Geçici de olsa zihin ve ruhu üzerine birer yamyam gibi üşüşen düşüncelerin bıraktığı soğuk gölgelerden müteessir olmamak maksadına binaen hepsinin başını tek tek okşarken de saymaktan kendini alamadı. Tam dokuz, beşi erkek, dördü kız, renk renk, saflığın masumluğun, sevginin, hayatı ve dünyayı güzel görmenin harikulade neticelerini bu güzel gözlerde bulamayan ruhlar ölü ruhlardır. - Ve aleykum selam canlarım, nasılsınız! Ah canlarım benim. Çocuklar hep bir ağızdan: - Sağ ol Selim amca, üç aylarınız kutlu olsun diye bağırdılar. Simalarındaki masumiyet, berraklık, samimiyet, hatta fedakarlık ve letafet-efza, mütebessim çehreler karşısında, midesinde tehevvür ve tağyirata mukabil çocuklara duyduğu şefkat galeyanı sebebiyle dudakları etrafında ağrının gölgelediği renkli tebessüme benzeyen bir memnuniyet dalgasını ifşa ederken sağ elinin ayası çocuklarca görülecek şekilde parmaklarını uzatıp havada sallayarak gölgeli tebessümü tamamlayan bir hareketle; - Berhudar olun canlarım. Sizi seviyorum, dedi ve bir Dakka çocuklar! Çelik kapıyı açık bırakarak döndü. Salonla yan odayı birbirine bağlayan duvarın orta yerine raptedilen aynayı soluna alarak, tahrir ve sair zamanlarında ışıktan ve hava cereyanından bilistifade gayesiyle pencerenin de açılmasına mani olmayacak şekilde konulan çalışma masasının arkasında renkleri ve tüyleri azami derecede yıpranmış solmuş sandalye üzerine lalettayin bıraktığı pantolonuna doğru hızla yürüdü. Ceplerine baktı ikişer liradan hesap ederek bozuk paraların hepsini avuçladı. Davetsiz misafirlerle el sıkışırken avuçlarına da hediyelerini koydu mahcup bir eda ile boynunu bükerek; - Hatırlattığınız için hepinize teşekkür ederim. Demek bugün üç ayların başlangıcı ha! Öyle mi? Dikkat edin merdivenlerden yuvarlanmayasınız. Selim amcanız üzülür sonra. Bahşişin miktarından ziyade bahşişin kendisiyle birlikte, çocukların yüzünden duvarlara sıvanarak kayan bir aydınlık dalgası merdiven boşluğunu aydınlatarak aşağıya doğru kaydı. Selim bu aydınlığı, pencereden kapıya uzanan ışığın yansıması sanıyordu. Kapıyı kapattı, oturmak istiyordu ama beyninde feveran eden düşüncelerin ifşa ettiği acıyla midenin düşmanca tavrı arasında asabi teyakkuz oturmasına mani oluyordu. Kendini alamadı, elini alnına götürürken mırıldanıyordu. “Biri beni farkına varmadan görse, “şüphesiz bu adam zır delidir” diyebilir, diyordu. Sonra çocuklarla az da olsa bahşiş arasındaki mukayeseye bir lahza dokunduktan sonra Sabit gelinceye kadar not defterine yazmak için masaya oturmaya kendini mecbur bıraktı. “Ezanla dirilen ve namazla güçlenen evlerde çocuklarımız, yarınlarımızı kendilerinden ödünç aldığımız çocuklarımız, üç ayları evlere taşıdıkça kıyamet kopmayacaktır. Bir bayram gününde, o günün zarafetini, şiiriyetini yarına taşıyacak güvercin bakışlı çocuklarımızı bayramın rahmetini şefkate dönüştüren "bahşiş"le taltif etme cesaretime karşılık ebeveynleri tarafından "aman çocuklar menfaat karşılığı sevmesinler, alışmasınlar"la yüzüme fırlatılan keskin nazarlarıyla anında ikaz ediliyoruz. 0nları menfaat karşılığı sevmesinler gibi bir disiplin diyalektiğine, bir üslubun eğitimine tabi tutarken aslında onların ruh ve dimağ dünyasına ferdiyetçi, kendi egoizmini tatmin eden egemen bir başka diyalektiğe teslim ettiğimizin farkına varamıyoruz. Otursun çocuklarımız tenteneli annelerin dizlerinde, dinlesin dizleri dibinde gül yanaklı ninelerin ağzından dökülen mercan kelimelerin süslediği geçmiş zaman hikayelerini, peygamber kıssalarını. Canlansın istiyorum Nuh’un gemisi, İbrahim’in ateşe atılışı, Yusuf’un zindan günleri, Mısır serüvenleri, Nemrud’un ve Nemrudlar’ın son hayat hikayeleri, son durak peygamberi Muhammed’in (Sav) miracı ışığa dönüşsün çocuklarımızın ruh ve zihin dünyasında, miraç teknolojiye dönüşsün gözlerinde.
Ölüler dirilir. Elbette ölüler yeniden dirilecektir şüphesiz. Ama ölümü öldürenlerin ölümü ne feci ölümdür.” Çocukların yüzlerinden kalan aydınlık ve koku devam ediyordu.
(ACELESİ YOK DEVAM EDECEK) ______________________________ Bir tenbih-i kalbi: Kendimce kabul ettiğim roman üslubu ile kaleme aldığım bu hikayenin delalet ettiği manadan ziyade daktilo hatalarından mütevellid birkaç kelimeyi münakaşa mevzuu addedip yorum yazmak nezaketinde bulunan müdekkik okuyucuma atiye-i kelam cevap verilecektir efendim. Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin.Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu, kopyalayip, sayfanize yapistirin. Preview : Powered by QuoteThis © 2008 |
| Salı, 21 Temmuz 2009 15:41 tarihinde güncellendi |
Yorumunuzu ekleyin
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 92 ziyaretçi çevrimiçiAnket
Sözün Gücü
Son Videolar
| Sigaramın Dumanına Sarsam 2010-07-26 15:16:27 |
| Hoşçakal 2010-07-26 14:52:17 |
| Tv Net Gazze Fragman 2010-07-19 01:23:24 |
| Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm 2010-07-13 22:54:46 |
| Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy 2010-07-13 05:27:16 |
ANALİZ
Google Analytics Verilerine göre
9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010
tarihleri arasında
İDEAL DÜŞÜNCE'ye
101
farklı ülkeden
112007
kullanıcı
156317
ziyaret gerçekleştirmiş
414149
sayfayı görüntülemiş
ortalama olarak sitede
4 dakika 02 saniye
geçirmişlerdir.
İstatistikler
Üye : 129İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331






![]() | Bugün | 610 |
![]() | Dün | 732 |
![]() | Bu hafta | 3710 |
![]() | Geçen Hafta | 6181 |
![]() | Bu Ay | 26156 |
![]() | Geçen Ay | 27075 |
![]() | Toplam | 267159 |
IP: 38.107.191.82
,
Bugün: Tem 30, 2010









































