İçgüdüsel İçtima
İbrahim DEMİRÖZ
Çoğunuz, özellikle erkekler yabancı değildir “içtima” kelimesine… Askerlerin eğitim-emir, tebliğ vb durumlarda bir alanda hiyerarşik olarak toplanmasıdır. Karacılar, havacılar ve jandarma buna içtima ve içtimaya geçme derler. Denizciler ise tabur veya tabura geçme derler. İçtima kelimesi Arapça “cem”den türemiş bir kelimedir. Cem ise toplanmak-topluluk anlamındadır. Meşhur mabetlerimiz cami de bu kelimeden türemiştir. Eskiden içtimai denince toplumsal anlamına gelir, içtimaiyat ise sosyoloji manasına kullanılırdı.
Meşhur laf; hani derler ya ülkemizin üç tarafı denizlerle çevrili diye… Deniz denince hemen akla gelen şeylerin başında “Martılar” gelir. Martılar genellikle soğuk iklimlerde yaşar. Denizin süsüdür. İstanbul’a geldiğim ilk yıllarda boğaz vapurlarında halkın martılara simit attığını, kuşların nasıl seri ve çabuk hareketler yaparak muazzam bir manzara arzettiğini hep hatırladığım ilk hatıralardır. Martılar nisan-mayıs aylarında yumurtlar ve yavrularını çıkarırlar. Özellikle yavrularını çıkardıktan sonra çok saldırgan olurlar. Temmuz aylarında daha soğuk yerlere dönerler. Çok iri kaz gibi olan “korsan martılar” bir Danimarka’da bir de İstanbul’daki Tuzla ilçesinde mevcutmuş.
Akşam mesaimiz bitti. Elbiselerimizi değiştirdik. Heybeliada iskelesinden Bostancı’ya gitmek üzere iskeleye doğru ilerliyoruz. Beni tanıyan fakat benim tanımadığım bir vatandaş yaklaşarak, “Komutan, bu martılar niye böyle içtimada gibi duruyorlar?” dedi. Ben de “Malum burası askeri birlik. Martılar da burada dura dura havaya giriyorlar, alışıyorlar.” Dedim. Adam hayretle yüzüme baktı. Pek inanmadı ama sözü söyleyen devletin Yarbayı… Yan taraf askeri birliğin ön bahçesi… Gerçek ortada… Hakikaten martılar içtimaya geçmiş şekilde duruyorlar. Dolayısıyla inanmış gibi yaparak ilerledi…











