| İSTANBUL’DA RAMAZAN VE ORUÇ |
|
|
|
| Yazar İhsan ÜNLÜ |
| Pazar, 22 Ağustos 2010 20:00 |
|
İstanbul, Ramazanla birlikte ayrı bir güzelliğe bürünmüş. Hemen her yerde Ramazan çadırlarına ve etkinliklerine rastlamak mümkün. Geçen akşam davetli olduğum bir program vesilesiyle gördüğüm Feshane, gerçekten görülmeye değer. Eski güzelliğine kavuşmakta olan boğazın incisi Haliç’in hemen yanı başındaki bu mekanda harika şenliklere tanık oluyorsunuz.
Tabi bütün bu coşku seli içersinde Ramazan gerçekten hakkıyla idrak edilebiliyor mu? diye sormaktan da kendimi alamıyorum. Veya soruyu şöyle sormak da mümkün; Ramazan, insanların kendilerini olabildiğince sadeliğe bürüyüp ruhlarını arandırdıkları oruç ayı mı? Yoksa zengin sofralar etrafında buluşup coşkunun egemen olduğu bir ay mı? Şunu hemen söyleyelim ki dini inanış ve ritüellerin beraberinde mutlaka bir kültür gelişmiştir ve bu gayet doğaldır. Ancak bana sorarsanız bunu biraz abartıyoruz gibime geliyor. Ben şahsen sade ve nezih ortamlarda daha asude bir Ramazanı tercih ederim. Kaldı ki tok olanların alabildiğine arttığı ve aç olanları anlamaz hale geldiği şu çağda, biraz daha fakir-fukaraya dönük ve onlarla empati ortamı yakalayabilecek atmosferler orucun ruhuna daha uygun olsa gerektir diye düşünüyorum. O halde Oruç Nedir? Oruç’taki Murad-ı İlahi Ne Olabilir? Bakara suresi, 183. ayeti kerimesinde Cenab-ı Hak; “Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere olduğu gibi size de yazıldı. Belki bu sayede takvaya erersiniz.” buyuruyor. Bu ayetten de anlıyoruz ki oruç, İslam ümmetinden önceki milletlere de farz kılınmış zamanlar ve zeminler üstü bir ibadettir. Oruç, tüm insanlık kervanını kuşatmış evrensel bir kulluk bilincidir. Orucun gerekçesini oluşturan ‘takva’ kavramı, orucun sadece aç ve susuz kalmak değil, aksine ruhu besleyerek kemâlâta ermek olduğunu ifade eder. Oruç tutmak aslında kendini tutmak ve nefse hakim olabilmekle eşdeğerdir. Bir yazarımızın ifadesiyle, oruçla başını dik tutmak, imanını diri tutmaktır. Kaldı ki Allah Teala’nın ne bizim ibadetimize, ne de varlığımıza ihtiyacı vardır. Varlığımızı, varlığına muhtaç olduğumuz Yüce Zat, bu tasarrufuyla bizim iyiliğimizi istemektedir. Yine Cenab-ı Hak, bu ibadetle asla kullarına zulmetmemekte; bilakis kullarının nefislerine hakim olarak kamil insanlar olmalarını ve bu vesileyle O’nun rızasına ermelerini murad etmektedir. Meleklerden farklı olarak gazap ve şehvet gibi duygulara sahip olarak yaratılan insanın belki de en zayıf halkası iki dudak ve iki bacak arası olsa gerektir. Buna binaen tüm peygamberler ve son peygamber Hz. Muhammed(a.s) bu noktalara dikkat çekerek nefis terbiyesine önem vermişlerdir.
Ruhuna uygun bir şekilde tutulan orucun, sahibini ruhen yücelteceğinde şüphe yoktur. Aksi zaten Hz. Peygamberin işaret buyurduğu gibi perhizden başka bir şey olmayacaktır. İbadetlerin de insan vücudu gibi bedensel ve ruhsal yönleri vardır. Kişinin gün boyunca aç ve susuz kalması, orucun şekil boyutudur. Aç ve susuz kalan uzuvların diğer uzuvlarla birlikte her türlü kötülük ve günahtan arındırılması ise ruhsal boyutudur. Asıl istenen oruç bu oruçtur. Bu şekilde tutulan oruçla mümin, elinden ve dilinden kimsenin zarar görmediği emin bir kimse olacaktır. Bu bilinçle tutulan oruçla mümin; eline, beline, diline sahip çıkarak kimsenin kusurunu görmeye fırsat bile bulamadan kendi eksik ve kusurlarını gidermeye çalışacaktır. O orucu tutarken, oruç da onu tutacak ve iradesine sahip çıkacaktır. Ham ervahlıktan çıkıp kamil bir insan olmaya namzet insanlar yetiştirmiş Yunus’un, ‘ete kemiğe büründüm/ Yunus diye göründüm’ diye ifade ettiği de tam bu gerçektir. Neticede beden, asıl cevher olan ruhu taşıyan bir araçtır. Bedenî ve şehevî ihtiyaçlar ne kadar azaltılıp kontrol altına alınabilirse, ruhun yükselişi ve olgunluğu o kadar hızlı olacaktır. Sonuçta oruçla olgunlaşan ruh, dövene elsiz, sövene dilsiz kesilecek ve Allah’ın rızasına uygun bir hale erişecektir. Tüm peygamberlerin ve Allah dostlarının hayatında oruç vardır. Özellikle sufilerin ‘riyazat’ ve ‘perhizkarlık’ adını verdikleri bu ibadet, seyr-i suluk içersinde önemli kilometre taşlarıdır. Allah Resulü(a.s) sadece Ramazan ayında değil, daha önceleri Muharrem ayında ve ayın sair günlerinde de oruç tutmuşlar ve tutulmasını tavsiye etmişlerdir. Ömrü boyunca midesine ve şehvetine çalışan insanları, beşerilikten insaniyete taşımanın en somut ifadesi oruç olmuştur. Oruç, aynı zamanda bedenin zekatıdır. Sağlıklı bir bedene sahip olan mümin, bunu kendisine bahşeden Rabbine bu kabilden teşekkürünü arz eder. Sair zamanlarda büyük bir iştahla tattığı şeylere, bir süre el uzatmayarak emre amade olduğunu gösterir. Orucun elbette sayısız hikmet ve faydaları vardır. Ancak biz bununla iktifa edip Ramazan-ı şerifin hayırlara vesile olmasını dileyelim. 17.08.2010 İhsan ÜNLÜ Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu, kopyalayip, sayfanize yapistirin. Preview : Powered by QuoteThis © 2008 |
| Pazar, 22 Ağustos 2010 22:22 tarihinde güncellendi |
Yorumunuzu ekleyin
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 97 ziyaretçi çevrimiçiAnket
Sözün Gücü
Son Videolar
| Çıkayım Gideyim 2010-08-30 02:38:18 |
| Yalgızam Yalgız - Reşid Behbudov 2010-08-30 01:53:07 |
| Çıkayım Gideyim 2010-08-30 00:39:41 |
| Kağıt 2010-08-27 22:25:13 |
| Cartel - Karakan Erci e ve Cina-i Şebeke Kartel 2010-08-25 03:13:34 |
ANALİZ
Google Analytics Verilerine göre
9 Şubat 2006 / 30 Temmuz 2010
tarihleri arasında
İDEAL DÜŞÜNCE'ye
101
farklı ülkeden
119040
kullanıcı
165094
ziyaret gerçekleştirmiş
432901
sayfayı görüntülemiş
ortalama olarak sitede
3 dakika 56 saniye
geçirmişlerdir.
İstatistikler
Üye : 134İçerik : 2198
Web Bağlantıları : 331






![]() | Bugün | 687 |
![]() | Dün | 754 |
![]() | Bu hafta | 4067 |
![]() | Geçen Hafta | 5582 |
![]() | Bu Ay | 2201 |
![]() | Geçen Ay | 22887 |
![]() | Toplam | 293124 |
IP: 38.107.191.82
,
Bugün: Eyl 03, 2010






























İstanbul’un selatin camileri hınca hınç dolu. Bir taraftan mukabeleler okunuyor, bir taraftan teravihler kılınıyor, öbür yandan sohbetler sahurları buluyor. Müezzinler en güzel nağmelerini yapabilmek için adeta yarışıyorlar.












