İDEAL DÜŞÜNCE - Düşünceye Açılan Pencere

  • Yazı boyutunu yükselt
  • Varsayılan yazı boyutu
  • Yazı boyutunu düşür
İdeal Düşünce Yazarlar Sedat YALÇIN

Eski bayramlar gerçekten daha mı güzeldi ?

E-posta Yazdır PDF
0.0/5 (0 oy)

Eski bayramlar gerçekten daha mı güzeldi ?

Sedat YALÇIN

 

Televizyonda her bayramda yapılan söyleşilerde hep eski bayramlar şöyle nezihti,böyle hoştu gibi anlatılar dileriz.Ellili-altmışlı yılları yaşamış biri olarak  hayrete düşmekteyim ; acaba bu bahsedilen bayramlar padişah dönemlerine mi aitti diye düşünmeden edemiyorum.Abartmayı seven bir yapımız var millet olarak sanırım. İstanbul  da yaşamıyanlar bu anlatılanları dinledikleri zaman “vay be İstanbul da bayramlar ne güzel yaşanırmış” dediklerini duyar gibiyim. Benim de çocukluğum  ,gençliğim İstanbul’un küçük bir mahallesinde geçti.Acaba başka bir İstanbul’dan mı bahsediliyor diyorum kendi kendime.Ayfer Tunç hanımefendinin “Bir maniniz yoksa akşam annemler size gelecek” adlı kitabında 1970 li yıllarıın yaşamından çok güzel kesitlerini  hepimiz okumuşuzdur sanırım.

Neyse bende kendi  bayram  hatıralarımı  sizlerle paylaşayım.   

Efendim,insanların bu kadar abarttığı kadar bir hoşluk içerisinde hiç olmazdık.Bayramlar bugünkünden farklı değildi.Bence tek fark imkansızlıkların yaşandığı bu yıllarda bayramlarda imkanların zorlanmasından başka bir şey değildi.Örneklersek eğer ; Bayram traşı denilen  olay çok daha eskilere dayanırmış.Daha eskiden ,yokluk yıllarının çok daha etkili olduğu yıllarda, insanlar ancak bayramdan bayrama traş olabilirlermiş.Bayram traşı deyimi o yıllardan kalma olsa gerek.55-60 lı yıllarda o kadar olmasa bile genede sıkı sık berbere gidilmezdi .Sebebi de malum ; maddi yetersizlik.     

Keza Bayramlık kıyafet olayı da aynı şekilde idi.İnsanların yeni ayakkabı almaları ancak ayakkabılarının  tamiri (gizli pençe denilen tabanının değiştirilmesi,topukların değişimi,topuklara kabara çakalıması) artık olanaksızlaştığı zaman  gerçekleşebilirdi. Elbiseler,ceketler ,pantolonlar iyice eskiyinceye kadar kullanılır,yırtılınca ördürülerek  tekrar be tekrar giyilirdi.O zamanlar mahallelerde orücüler vardı.Yırtılan elbiseleri makinası ile itina ile tamir ederlerdi.Tabii gene de belli olurdu tamir yeri ne kadar itina ile yapılırsa yapılsın.O yıllarda konfeksiyon bu kadar gelişmemişti .Mahalle terzileri sanatlarını konuştururlardı.Böyle bir ortamda bayramda  çocuklara alınan yeni herşeyin çok değerli olarak görülmesi gayet doğaldı.Yoklukların yarattığı ,bayramda yeni ayakkabı veya elbise sahibi olma sevincinden başka bir şey değildi bayram sevinci.         

Bayramlarda yapılan börek,kadayıf,baklava evlerde annelerimiz,ninelerimiz tarafından imal edilirdi.Zaten dışarıdan almak dediğim gibi maddi açıdan insanların olanakları haricindeydi vede yaygın değildi . Keza bayram ziyaretlerinde  genellikle  kağıtlı şeker,akide şekeri ,badem şekeri veya lokum ikram edilirdi. Sık sıkta özellikle yazın limonata başlıca içecek olurdu.Çukulata nadirattan ve kıymetli idi ; bayramda her çocuğa kısmet olmazdı çukulata tatmak.Hediye olarak mendil verilirdi genellikle.Maddi durumu iyi olanlar ise mendilin içerisinde harçlık verirlerdi..Biraz hali vakti yerinde olanların bayram ikrami likör ve yanında çukulata olurdu      Çocukların bayram eğlencesi sokakta oynamaktı .Çocuklar için eğlence aşağıda anlatacağım şekilde  yaşanırdı çoğu kez.Bu anlatacaklarım sadece bayrama has olmayıp hergün veya  iki ,üç günde bir yaşanılan gündelik olaylardı.Bayram da biraz daha sık olarak mahallelerden geçerlerdi tabii ki.              

Macuncularımız vardı.Macuncunun  mahalleye geldiğini zurna veya klarnet sesinden anlardık . Eritilmiş şekerin boyanması ile yapılmış macun şeklinde bir tür şekerleme  olan macunları macuncu bir tahta çubuğa elindeki tornavida ile renga renk macunları dolayıp bizlere satardı. .Çoğu kez macuncunun elinde bir zurna veya klarnet olurdu,sokak başında durur bir iki melodi çalardı.Arkasından elma şekeri ve horoz şekeri satan şekerci dolaşmaya başlardı.Simitçileri saymıyorum onlar bugün de varlıklarını hala sürdürebiliyorlar.Günümüzdede devam eden Kağıt helva,pamuk helva satıcılarıda  mahallenin müdavimlerindendi.         

Sanırım en ilginci  ayı oynatan çingenelerdi. Ayı oynatıcıları çocukların en fazla ilgisini çeken göstericilerdi.Çoğu çingenelerden oluşan  ayı oynatıcıları  arkalarında bir sürü çocuk ile mahalleye girerler ve tam sokağın orta kesiminde sanatını göstermeye başlarlardı.O dönemde hayvan hakları olmadığından ( ! )zavallı ayılar burnundaki halka yı çeken çingene tarafından  zorla ayağa kaldırılarak iki ayağı üzerinde hareket etmesi sağlanır ; bu arada oynatıcı def’ini çalarak şarkı söylerdi .Hadi bakalım “Ayşe teyze hamamda nasıl bayılır” deyip hayvanı sırt üstü yere yatırır,”Ayşe teyzem hamamda nasıl oynar “deyip hayvanı iki ayak üzerinde sağa sola hareket ettirir ve zıplattırırdı.Tabii bu işlemi zavallı hayvanın burnundaki halkayı çekerek ,acı verdirerek sağlardı.Hiç unutamadığım bir anımda sırtı ağrıyanlar yere yatar ayı iki ayağı ile sırtını ezer,yatan kişi “oh,kulunçlarıma iyi geldi “ derdi. Daha sonra  günün sevilen şarkılarını söyleyen mahalle şarkıcıları mahalleye gelirdi.Köşede durur şarkı söylemeye başlar sonra elinde şarkı sözlerinin yazıldığı kağıtları satmaya çalışırdı.Bayramda mahallenin postacısı,bekçisi,çopçüsü en iyi kıyafetlerini giyerek kapıları çalar ve bahşiş toplamaya başlarlardı ; ama bunlar biz çocukların ilgisini hiç çekmezdi.         

 Öyle atlı karınca, dönmedolap heryerde yoktu.İstanbul da sayılı yerlerde kurulurdu.Ancak o cıvara yakın olanlar çocuklarını oraya götürebilirlerdi. Örneğin İstanbul’un Kadıköy yakasında Kuşdili denilen mevkide vardı bu tür etkinlikler.İstanbul’un Avrupa yakasını hiç mi hiç bilmezdik.Büyük kentte yaşamanın  bir ayrıcalığı olarak sinemaya götürürlerdi bizleri annelerimiz babalarımız bize uygun filmler olunca tabii. İşte biz çocukları tüm eğlencesi bunlardı.Sinemaya gitmek,macun şekeri.kağıt helva,pamuk helva,simit ve halka satıcıları,şarkı sözü satanlar,ayı oynatıcıları sadece bayramlara has değildi ;her zaman gözlenirdi bunuda tekrar  belirtmekte yarar var.Tabii bayramlarda daha sık dolaşırlardı.      

İstanbul da ulaşım zor olduğundan bayram ziyaretine uzak yerlerdeki akrabalarımıza gidemezdik,hele Avrupa yakasındakilere gitmek  çok seyrek olurdu .Yollarda trafik sıkışıklığı söz konusu değildi ama ulaşım araçları çok kısıtlı idi.Halk en çok tramvayları kullanırdı.Tramvay güzargahları da belli ana yolları takip ettiğinden her yere ulaşmak zor olurdu.Minübüs ve domuş az sayıdaydı.Damalı taksilere ise halk pek kolaylıkla binemezdi.İnsanlar zaten genellikle  belli bir çevrenin dışına pek çıkmazlardı.Sanki herkesin belli bir mahallesi vardı ve oraya aitti.Bayram ziyaretleri ,insanları çevrelerinin dışına çıkmaya zorladığı zamanlar olduğundan ,biz çocuklar için ,bir yere gitmek heyecan verici olurdu.  Komşuluk ilişkileri sayı azlığından  dolayı mecburen daha sıcak olmak zorundaydı.Hergün mahallede birbirlerini gören ,tanıyan insanların bayramlarda birbirlerini ziyarete gitmelerinden daha doğal bir şey olamazdı ; fazla bir seçenekleri de yoktu insanların.Televizyonda anlatılanlar o dönemin  maddi olanakları fazla olanların yaşadıkları olsa gerek.Büyük bir çoğunluk anlattığım şartlarda bayramları kutlardı.       

O dönemde telefon yaygın olmadığından bayram tebrikleri,veya kartpostallar elyazısıyla –dolmakalemle-  itina ile yazılır (zaten tükenmez kalem o zamanlar henüz yoktu)   ve bayramdan çok önce postaya verilirdi.Babamın , annemin yazdığı bu tebrikleri postahaneye götürmek bizlerin görevi idi.En büyük zevkimiz  eve  gelen tebrik kartlarını beklemek ve okumak olurdu ; hele kendi adımıza geldiği zaman bir başka hissederdik kendimizi.Mahallemizin postacı amcasını beklerdik hergün aynı saatte.Belki artık adam yerine konduğumuzun,belki de büyüdüğümüzün bir işaretiydi bizim için adımıza tebrik,mektup,kart gelmesi .O zaman küçük tebrik kartları modaydı (boyutları kredi kartlarından biraz fazla düz beyaz kartondan yapılmış,aynı boyutta zarfları olan kartlar),gençler ise daha çok kartpostalları tercih ederlerdi.          

Çocuklar için en güzel olan serbestçe mahallede arkadaşları  ile oynayabilmekti.Oyun alanları yani bomboş kocaman arsalar etrafta dolu idi.Yani heryer oyun sahası idi bizler için.O dönemlerin en güzel, en aranan yönü bu tarafıydı sanırım.Her yaş gurubundan çocuğun hepbirlikte oynadıkları,ilişkilerin  bugünkünden çok daha ileri olduğu zamanlar.Abilik ve ablalık kavramlarının tam anlamıyla yaşandığı yıllar.Arkadaşlıkların çok daha candan yaşandığı ,paylaşımın çok daha ileri düzeyde olduğu  bu yıllarda Topu olan ın tek ayrıcalığı  kendi takımını kurabilme hakkını kazanmasıydı.Zaten hemen  hemen mahallelerde ki  aileler arasında hayat standardı  birbirlerine çok benzerdi; arada büyük uçurumlar yoktu.Bisiklet  sahibi olmak en büyük hayalimizdi.Bayramlarda toplanan harçlıklarla bisiklet kiralamak bir diğer eğlenceli olaydı.O zaman bahçeli evlerimizde yetişen meyveleri gizlice toplayıp yemek ayrı bir heyecan verirdi bizlere.Bahçe olgusu,toprakla ,çayır,çimenle haşır neşir olmak kentli çocuklar için aranıpta bulunmaz bir nimetti.Tabii tüm  bunların bayramla bir ilgisi yok ama genede  değinmeden geçemedim.     

Eski ramazanlar içinde anlatılanları da hiç yaşayamadık.Belki bizim  İstanbul’un Asya yakasında oturmamızdan kaynaklanıyor olabilir.Ramazanda radyodan karagöz hacıvat dinlemek tek eğlencemizdi. Oda radyo parazit yapmazsa tabii.     

  Yani türkçesi bugün geriye dönüp baktığımda bayramların  çok sade bir şekilde kutlanmış olduğudur.Yanılmıyorsam asıl özlem duyulan bayramlar değil, yaşanılan o yaş devreleridir. Çocukluk,gençlik çağlarına duyulan özlemin başka bir tarzda ifadesi olsa gerek.Ballandıra ballandıra anlatılanlar aslında bayramlar değil  çocukluk ve gençlik yıllarının o heyecanları.İnsan zihni burdada kendi kendine yalan söylemeyi becerebiliyor. Televizyonlarda anlatılanları dinleyenlerin zihninde o eski devirler adeta ulaşılmaz,efsunlu (sihirli) özellikler çağırıştırıyor.Bende acaba başka bir İstanbul daha mı var diye şaşırıp kalıyorum.

 

Cumartesi, 03 Ocak 2009 20:41 tarihinde güncellendi  
Cat Stevens (Yusuf İslam) Lady D'Arbanville
Yusuf İslam (Cat Stevens) Peace Train

Anket

Yerel seçimlerde hangi partiye oy vereceksiniz?
 

HABERLER

Gücüm olsa ihtilal yaparım

News image

Gücüm olsa ihtilal yaparımErgenekon sanığı Emin Gürses: Ben ihtilalciyim. Kuvvetim olsa ihtilal yaparım.'Ergenekon' davasının tutuklu...

Administrator

Devamını Oku

İsrail'e çok sert tepki geliyor iddiası

İsrail'e çok sert tepki geliyor iddiasıDebkafile sitesi, Başbakan Erdoğan'ın, ABD'nin Ortadoğu'daki en önemli savunma müttefiki...

Administrator

Devamını Oku

AB Dönem Başkanı özür diledi

AB Dönem Başkanı özür diledi Fransa'dan 1 Ocakta AB dönem başkanlığını devralan Çek Cumhuriyeti'nin sözcüsü Jiri...

Administrator

Devamını Oku

"Çözümün adresi Türkiye"

"Çözümün adresi Türkiye" İsrail'in Gazze'deki katliamları tüm hızıyla sürerken, ABD basını, Filistin sorununa çözüm yolunun Türkiye'den...

Administrator

Devamını Oku
100%
-
+
1
Show options

SON ALINTILAR

Filistin'i ön cephe olmaktan kurtarmak

Çok tartışılması gereken bir yazıSon zamanlarda Zaman Gazetesi yazarlarından oldukça ilginç değerlendirmeler okumaya başladık. Aslında...

Administrator

Devamını Oku

Aydınlar ve Siyâset

Aydınlar ve SiyâsetDurmuş Hocaoğlu               Aydın'ın ihâneti gerçek'ten bilkast uzaklaşmaktır. Vâkıa gerçek'ten bilerek uzaklaşan herkes bir...

Administrator

Devamını Oku

“Filistin'e Türk askeri” göndermek ne demek!

“Filistin'e Türk askeri” göndermek ne demek!İbrahim KARAGÜLBaşbakan Tayyip Erdoğan; Gazze'deki vahşeti önleme amacıyla bölge başkentlerini...

Administrator

Devamını Oku

Yeni Bir Kelam Mezhebi Olarak Gülen Hareketi

News image

Yeni Bir Kelam Mezhebi Olarak Gülen HareketiKenan Çamurcu Kelam, İslam’ın diğer disiplinlerinden farklı olarak inancın oluşumundaki...

Administrator

Devamını Oku
100%
-
+
1
Show options

KÜLTÜR SANAT

Yeşilçam Ödüllerine 47 Film Aday

YEŞİLÇAM ÖDÜLLERİNE 47 FİLM ADAY"Türkiye’nin Oscar"ı, Yeşilçam Ödülleri, 3 Mart 2009’da ikinci kez Türk sinemasına...

Administrator

Devamını Oku

‘Bosna’da kavgamız sonuca ulaşmadı’

News image

‘Bosna’da kavgamız sonuca ulaşmadı’Cannes’da ilgi gören Bosna filmi ‘Kar’, Sinema- Tarih Buluşması’nda gösteriliyor. Bosna’da kimsesiz...

Administrator

Devamını Oku

Meksika'daki Osmanlı Saat Kulesi'ne tadilat

Meksika'daki Osmanlı Saat Kulesi'ne tadilatTürkiye, başkent Mexico City'deki saat kulesini yenileyerek, Meksika'ya bağımsızlığının 200. yıl...

Administrator

Devamını Oku

Prof. Sabahaddin Zaim Hoca’nın ardından...

Prof. Sabahaddin Zaim Hoca’nın ardından...İktisat duayeni güzel insan Prof. Dr. Sabahaddin Zaim, vefatının birinci yıldönümü...

Administrator

Devamını Oku
100%
-
+
1
Show options

İstatistikler

Üye : 51
İçerik : 790
Web Bağlantıları : 220

Ziyaretçi Sayacı

Bugün160
Dün501
Haftalık661
Aylık2334

(C) Fliesenstadt

Sözün Gücü

Kimler Sitede

Şu anda 22 ziyaretçi çevrimiçi

ÖZÜR BEKLİYORUM

KATILMAK İÇİN

www.ozurbekliyorum.com

 

DUYURU

Değerli Ziyaretçilerimiz!

Sitemiz içeriğine katkıda bulunmak, makalelere yorum eklemek

ve böylece ortak bir düşünce platformu oluşturmak için lütfen üye olunuz.

Sitemize üye olmak için tıklayınız.

 

İDEAL DÜŞÜNCE facebook'ta

Gruba katılmak için....

İLETİŞİM

dusunce@idealdusunce.com