| Yahudi-Hıristiyan İttifakında İsrail-Filistin Savaşı-10 |
|
|
|
| Yazar M. Emin POYRAZ |
| Salı, 27 Ocak 2009 22:38 |
|
Yahudi-Hıristiyan İttifakında İsrail-Filistin Savaşı-10 M. Emin POYRAZ Çalışmamızın giriş bölümünde sarahaten sınırlarını çizdiğimiz, başka bir deyişle bizim dışımızda sınırları çizilen 0rtadoğu coğrafyasında, bugün ekonomik yaşam standartlarına genel manzara istenilen seviyede değilse de ekonomik istikrar, İslami kimlikle birlikte bir gelişim süreci yaşanıyor demiştik. Buna mukabil genel hatları itibariyle Hıristiyanlık dünyası, ekonomik refahın yükselmesine paralel olarak dini hayat, bir yaşam biçimi olmaktan çıkıyor, manevi bir boşluğun acı meyvelerini devşirmektedir. Kiliselerin içi boşalmıştır. Daha doğrusu bir inanç sistemi olarak Hıristiyanlığın içi boşaltılmıştır. Batı toplumları, kısaca tüm Hıristiyanlık dünyası, teknolojik sağladığı refah toplumuna doğru hızlı adımlarla yukarıya doğru tırmanırken, dini inanç ve değerlerinden de aynı süratle aşağı doğru kaymaya başlıyor. Bu iniş her geçen gün daha bir hızla devam ediyor. İslam dünyasının genelini içerisine alan bir keyfiyetle –buna Türkiye de dahil- dahili ve harici siyasi ve kültürel birçok baskılara rağmen, Batı’dan aktarılan teknolojik hayatın sağladığı refah toplumuna gidildikçe, tarih içinde unutturulmaya çalışılan kimliğin yeniden dirilişi, kültürel, sosyal ve siyasal sahada yakalamaya çalıştığı güven duygusuna paralel olarak İslam, bir düşünce sisteminden hareketle fiziksel bir takım davranışların ifası değil; bir hayat biçimi olarak gelişin baharını yaşıyor. Bu diriliş, sosyal, kültürel, ekonomik ve siyasal alanda kendi kimliğine sahiplenme, bu kimliği bir yaşam şekli olarak hayatta tezahürünü sağlama gayreti, Batı’nın şahsında Hıristiyanlık dünyasını korkutuyor. İsrail’in, gerek son teknolojik imkanlarıyla ve gerekse alt yapısını ABD’nin temin ettiği silahlarla, uluslar arası anlaşmalara aykırı olarak Filistin’in savunmasız insanlarına uyguladığı soykırım savaşı karşısında Türkiye dahil büyük bir ekseriyetle lanetlenmesi, siyasi İslam’ın bundan böyle kendi sınırlarını aşarak uluslar arası siyasi dengeleri sorgulamaya tabi tutan bir bilincin tezahürünü müjdeliyor. Petrol zengini Müslüman 0rtadoğu’nun, siyasi, sosyal, kültürel ve ekonomik sahada, yani bugünkü egemen devletlerin sahip olduğu teknolojik refahı yakaladığı, kimliğine bu kimliği, tarihten tevarüs eden cihat ruhunu hayatın vazgeçilmez esası telakki ettiği zaman, petrole bağımlı Batı dünyası kendisini “haraca” bağlanmış göreceğini düşündüğü içindir ki İslam dünyanın uyanışından korkuyor. Çünkü teknolojinin sağladığı yüksek refah, Batı’ya huzur, saadet getirebilmiş değildir, huzur getirmemiştir. Batı’nın yakaladığı ve bütün dünyaya takdim ettiği değerler manzumesinin ancak kendisiyle sıhhat bulacağına dair meydan okumaları, aslında Batılı insanın dünyadaki cehennemini de beraberinde getirdiğini söyleyebiliriz. Bu hadiseyi müdellel kılmak için sosyolojik veya toplum psikolojisi istikametinde deliller toplamaya, meseleyi tevsike dair Batı’nın kendi içinde geçirdiği tarihi süreci tahlil etmeye lüzum yoktur. Zira Batı insanına, yaşama, aile ve geleceğe dair düşünce yapısı itibariyle nazar atfedildiği ve bunu Asyalı yani 0rtadoğu insanının evrensel değerlerle ilişkileriyle kıyasladığımız zaman, Batı’nın yuvarlanmaya koşar adımlarla gitti cehennemi yakından müşahede edememek mümkün değildir. Bunları bir meselenin tebarüz keyfiyetini daha bir müşahhas kılmak bakımından ifade ediyoruz. Batılının yani Hıristiyanlık dünyasının, 0rtadoğulu, yani Asyalı insanının, insanlığa kazandırmak istediği vahiyle beslenen medeniyetinden korkuyor. Bir başka ifade ile Hıristiyanlık alemi, kendi maddinin kazandırdığı cehennemle yüzleşmekten imtina ettiği gibi kendi içinden kemirildiğinin de görmezden gelmeyi marifet sayıyor. Batı, bütün değer yargılarını bir tarafa bırakarak, kendi içini kemiriyor; bu ruhi ve dimaği boşluğun icbar ettirdiği dünyevileşme hareketiyle kendi hayatına kıyacak kadar duygusuzlaşacaktır tarihin gelecek kuşaklarında. Maddi refah, her geçen gün dünyevi cehennemini azdıracaktır. Şimdi o, bu azgınlığın sarhoşluğunu yaşıyor. İşte bu sarhoşluğun birkaç merhalesini bilinen kısımlarıyla birkaç cümle ile işaret noktaları koyalım. a. Yüksek derecede uyuşturucu alışkanlığı, şiddete yönelik suçlardaki artış, b. Gayri meşru birleşmelerin dini ve ahlaki değerler açısından cezai müeyyidesizliği, dolayısıyla aşırı derecede cinsel ilişkilerin meşrulaştırılması, c. Aile bağlarının zayıflığı, boşanmalarda görülen artış, gayri meşru çocuk sayısının cemiyet içinde şiddet unsuru haline gelmesi, bir bakıma genç nüfusun azalma göstermesi, d. Toplumsal güvensizlik, sosyal yardımlaşma kurumlarının güven bunalımı, e. Dinin şahsi ve sosyal hayat etkinliğinin deforme oluşu,
Asgari tespitler olarak temas ettiğimiz bu tespitler Batı’nın dünyadaki cehennemini beraberinde getiriyor, onu insani ve ahlaki değerler manzumesi karşısında duygusuzlaştırıyor. Bu itibarladır ki yazılı ve sözlü basında şahit olduğumuz parçalanmış çocuk cesedi manzaraları karşısında sadece tebessümle yetinebiliyor. Biz burada “Sonun Başlangıcı”na götüren hadise ve hadiseleri tahlil ederken Yahudi-Hıristiyan ittifakının içinde yaşadığı, bocaladığı, bu bocalamalarına rağmen meydan okumalarının hangi psikolojik kaynaktan beslendiğini anlamak ve bundan sonraki tarihi süreci tahlil edip değerlendirirken bu psikolojik alanın iyi tespit edilmesi gereğine işaret etmek istiyoruz. Yoksa bizim Batı medeniyetiyle ve bu medeniyetin insanlığa takdim etmek istediği evrensel değerleriyle aslında bir problemimiz yoktur. İkinci husus da, İsrail’in Aralık 2008 in son günlerinde Filistin halkına karşı hiçbir insani ve ahlaki müeyyideye itibar etmeksizin müdahalesi münasebetiyle kaleme aldığımız “Yahudi-Hıristiyan İttifakında İsrail-Filistin Savaşı” probleminin tarihi ve siyasi istatistiği istikametinde bir tarih kronolojisi takip ederek bir değerlendirmede bulunmayacağız. Meseleye daha çok “medeniyetler telakkisi” açısından ve Batı Hıristiyanlık dünyasının 0rtadoğu’ya olan yaklaşımından yola çıkarak bir değerlendirme keyfiyetini tercih edeceğimizi ifade etmek istiyoruz. İsrail’in tarihi, sanıldığı gibi 1948 değil; 1099 tarihiyle başlar. Hıristiyan ittifakının başardığı ilk Latin krallığı olarak karşımıza çıkar. Bu itibarladır ki, bugünkü İsrail-Filistin meselesi, karşılıklı hak ihlalleri münasebetiyle terörün meşrulaştırılmasını temin etmek maksadına matuf bir iki füzenin İsrail tarafına fırlatılmasıyla savaşa dönüşen bir nefsi müdafaa savaşı olmadığının bilinmesinde fayda var. Bu makaleyi sitenize eklemek icin tiklayin. Makaleyi sitenize eklemek icin asagidaki kodu, kopyalayip, sayfanize yapistirin. Preview : Powered by QuoteThis © 2008 |
| Salı, 27 Ocak 2009 22:39 tarihinde güncellendi |
Yorumunuzu ekleyin
Giriş Formu
Kimler Sitede
Şu anda 88 ziyaretçi çevrimiçiAnket
Sözün Gücü
Son Videolar
| Sigaramın Dumanına Sarsam 2010-07-26 15:16:27 |
| Hoşçakal 2010-07-26 14:52:17 |
| Tv Net Gazze Fragman 2010-07-19 01:23:24 |
| Aytekin ATAŞ - Mecnunum Leylamı Gördüm 2010-07-13 22:54:46 |
| Değdi Saçlarıma Bahar Gülleri - Mediha Emel Aksoy 2010-07-13 05:27:16 |
ANALİZ
Google Analytics Verilerine göre
9 Şubat 2006 / 28 Mayıs 2010
tarihleri arasında
İDEAL DÜŞÜNCE'ye
101
farklı ülkeden
112007
kullanıcı
156317
ziyaret gerçekleştirmiş
414149
sayfayı görüntülemiş
ortalama olarak sitede
4 dakika 02 saniye
geçirmişlerdir.
İstatistikler
Üye : 129İçerik : 2131
Web Bağlantıları : 331






![]() | Bugün | 621 |
![]() | Dün | 732 |
![]() | Bu hafta | 3721 |
![]() | Geçen Hafta | 6181 |
![]() | Bu Ay | 26167 |
![]() | Geçen Ay | 27075 |
![]() | Toplam | 267170 |
IP: 38.107.191.81
,
Bugün: Tem 30, 2010









































