|
RÖPORTAJ -
Akif ÇARKÇI /
FOTOGRAF -
Özcan
CERAN
9.Cumhur
Başkanı
Süleyman DEMİREL
“ANKARA’NIN YETKİLERİNİ EYALETLERE DEVRETMEK LAZIM”
"Çocuk yürürse belki bir takım şeyleri kırar
döker, henüz yürümesin de oturduğu yerde otursun da
büyüsün deniyor. Bu çocuk büyüyecek ama büyüdüğünde
yürümek imkanı bulamayacak. Bence bugün Türkiye’deki
yönetim iyi yönetim değildir. Türkiye yönetilemiyor."
"En
cesur yönetim şekli eyalet sistemidir. Yani yüz tane ili
Ankara’dan idare etmek mümkün değil. Bugün Ankara’nın
yetkilerini eyaletlere devretmek lazım. Bölünme
korkusuyla Türkiye bunu yapamaz.yapamadı. O zaman ne
yapmak lazım o zaman il seviyesinde halkın iştirakini
biraz daha güçlendirmek, ve seçilmiş kişilerle atanmış
kişilerin ahengini daha iyi sağlamak, ve mutlaka
seçilmiş kişileri öne çıkarmak lazım."
Türkiye’de merkez bürokrasi uzun zamandan beri
yetkiyi devretme, yerelleşme ve kaynakların merkezden
yerele dağıtımı noktasında zaman zaman bu yetkileri
devretmekten kaçınıyor. Türkiye bu anlamda yerelleşme ya
da yerinden yönetimi nasıl yakalayabilir ?
Yakalayamaz. Yetkiyi devretmediğiniz müddetçe kör
topal gider kendinizi aldatmış olursunuz. Birisine bir
görev verdiğiniz takdirde ona yetki de vermeniz
lazımdır. Yoksa işlemez. Türkiye’nin kurulduğu günden
beri sıkıntısı merkeziyetçiliktir. Ve bu merkeziyetçilik
hadisesi Türkiye’nin 1924 anayasasında da yer almıştır.
Yani adem-i merkeziyetçilik olarak yer almıştır.
Merkezden yönetim yerine yerinden yönetim yapacağız diye
yer almıştır. Ama bir türlü yapılamamıştır. Her gelen
idare yerinden yönetime yönelmiştir, fakat istenen
şekilde randıman sağlayacak yetki devri yapılmamıştır.
Bu yetki dağıtımının yapılamayışında değişik unsurlar
var.
Başlangıçta Türkiye küçüktü, sorunları azdı. İyi
idare edilmesiyle kötü idare edilmesi arasında fark
yoktu. Halk yoksulluğu kader bildi ve güncel
politikalarla yürüyüp gidiyordu iş. Halkın aradığı tek
şey asayişti. Ülke çapında asayiş…yeni kurulmuş bir
devlet. Zaten ulaşım imkanları yok. Yerel yönetimler
için yetişmiş adamı da yok.
Türkiye’de başarıyla yürütülen yerel idareler
muhtarlıklardır. Muhtarlık yerel yönetimin uçtaki
birimdir. O halkla iç içedir. Halkın sağduyusu, ve belde
menfaatlerinin halkı çok yakından ilgilendirmesi
dolayısıyla, en önemli birim muhtarlıklardır. Ondan
sonraki kısmında da yerel yönetimlerin büyük sıkıntıları
vardır, Türkiye’de bugün de vardır. Bir defa
merkeziyetçilik devam ettiği müddetçe devlet büyüyecek
masrafları artacak, fakat hizmetler görülemeyecektir.
Şimdi geliyorsunuz yerel yönetimlere yerel yönetimde
devletin bir mülki idaresi var ve başında atanmış
kişiler var valiler kaymakamlar. Bunun yanında
belediyeler var, belediyelerin başında da seçilmiş
kişiler var. Atanmış kişilerin yanında atanmış ile genel
meclisleri var. Seçilmiş kişilerin yanında da belediye
meclisleri var. Muhtarlıklar var ihtiyar heyetleri var.
Seçilmiş üniteler kafi derecede yetkiye sahip değil.
Kafi derecede yetkiye sahip olursa bu yetkinin kötüye
kullanılacağından korkuyor merkezi idare. Bütün hikaye
acaba yetki verirsek kötüye kullanılır mı? Bu korkudur
Türkiye’de. Yerel yönetimleri felç eden olay budur.
Efendim bu korkunun en temel sebebi ne olabilir
sizce?
Şimdi bakınız Türkiye’nin 81 tane ili var. Bu sayı
100’e çıkacak. En cesur yönetim şekli eyalet sistemidir.
Yani yüz tane ili Ankara’dan idare etmek mümkün değil.
Bugün Ankara’nın yetkilerini eyaletlere devretmek lazım.
Bölünme korkusuyla Türkiye bunu yapamaz, .yapamadı. O
zaman ne yapmak lazım? O zaman il seviyesinde halkın
iştirakini biraz daha güçlendirmek ve seçilmiş kişilerle
atanmış kişilerin ahengini daha iyi sağlamak ve mutlaka
seçilmiş kişileri öne çıkarmak lazım. Sonra bir takım
hizmetler var bugün görülmekte olan, mesela eğitim
hizmeti veya yerel hizmetler, köy işleri vs. Bunları
yerel idarelere devretmek lazım. Şimdi köy hizmetleri
devredildi vilayetlere. Bakanlık kaldırıldı hizmetler
devredildi. Gene burada da vilayetler tarafından görülen
bu hizmetlerin, çarçur edileceğinden endişe vardır. Onun
için bölge teşkilatları kurulmuştur Türkiye’de. Bölge
teşkilatları aslında yerel yönetimleri aşan
teşkilatlardır. Bunlara çok itirazlar olmuştur ama
bunlar kalabilmiştir yerlerinde.
Belediyelere gelindiğinde; belediyelerdeki en
önemli iş imar işidir. İmar işlerini belediyelere
bıraktığınızda, bilhassa seçilmişliğin getirdiği
tesirlerle yanlış yaparlar, ya da corruption yani
menfaat girer devreye endişesi var. Maalesef, yani çocuk
yürürse belki bir takım şeyleri kırar döker, henüz
yürümesin de oturduğu yerde otursun da büyüsün deniyor.
Bu çocuk büyüyecek ama büyüdüğünde yürümek imkanı
bulamayacak. Bence bugün Türkiye’deki yönetim iyi
yönetim değildir. Türkiye yönetilemiyor.
Yönetilemeyişindeki sebep 70 milyonluk ülkeyi Ankara’dan
idare etmektir. Van’ın Özalp kazasındaki bir adam pekala
Özalp’de olabilecek işi için veya Edirne’nin
Lalapaşa’sındaki adam orada olabilecek bir iş için
buraya gelmek durumundadır. Bir tarih ve numara almak
için üç gün beş gün uğraşıyor adam. Ve bugün git yarın
gel deniyor. Administrasyonun iyi işlemeyişinden dolayı
vatandaşı da soğutmuştur. Devletin işlevsel hale gelmesi
lazım. Gerek merkezi idarede gerek yerel yönetimlerde
iyileştirme lazım. Ancak, yetki dağılımı olmadan
iyileştirme olmaz. Sonra bu hizmetleri görecek
personelin daha iyi eğitilmiş olması lazım. Çağa uygun
olması lazım.
Devletimizin tarihine baktığımızda kamu reformuna
ilişkin bir takım girişimler var. Gelinen noktada bugüne
değin yapılanlar başarılı olabilmiş midir?
Bakınız
bu ihtiyacı herkes duyuyor. Osmanlı döneminde de bu
ihtiyaç duyulmuş. Osmanlı döneminde partiler ortaya
çıkmaya başladığında bir Ahrar Partisi var. Bu Prens
Sabahattin’in partisidir. Ahrar Partisi’nin programında
adem-i merkeziyetçilik söz konusudur. Ve eyalet sistemi
söz konusudur. Ordunun siyasete karışmaması söz
konusudur. Bu yaklaşım 1924 anayasasında var. O günden
beri düşünülmüş, taşınılmış, ihtiyaç hissedilmiş fakat
çeşitli sebeplerle sadece kabiliyetsizlik değil biraz da
tarihi sebeplerle, cesur adımlar atılamamış. İlacı
dozunda almadığınız takdirde yararlı olmaz. Türkiye
dozunda ilacını alamamış, bugün de alamamış. Önümüzdeki
zaman içinde Türkiye’nin yapacağı iş, bir büyük devlet
reformudur. Bu devlet reformu içerisinde bir yerel
reform da olmalıdır.
59. Ak parti hükümeti döneminde yerel
yönetimlere ilişkin yapılan yeni düzenlemeleri yeterli
görüyor musunuz?
Görmüyorum. Ama hiç yoktan iyidir derseniz biraz
önce söylediğim gibi. Bazen geçici palyatif tedbirler,
esas tedbirin alınmasını da önlüyor. Ben daha ileri daha
net, cesur tedbirler istiyorum. Siz bir yöneticisiniz
yöneticiye sorumluluğu kendine ait olmak üzere yetki
verilmesi lazım. Sorumluluk verilip yetki verilmiyorsa
bu sistem çalışmıyor. Yani korkmamak lazım. Fakat bir
başka şeyi daha size söyleyeyim, sorumluluk veriyor
istenildiği kadar yetki vermiyorsunuz, sonra kişi o
sorumluluğu yerine getirmek için bir takım gayretler
içine giriyor. Arkasına bir müfettiş ordusu
düşürüyorsunuz. Ve inisiyatifi olan bir çok kimse de
yani herkes yanlış yapmıyor. Herkes de doğru yapmıyor
ama pek çok doğru yapmış pek çok kimse de inisiyatif
alıp bazı şeyleri kamu menfaatine yaptığı için mevzuat
olmadığından dolayı veya mevzuatta bulunmadığı
bahanesiyle büyük sıkıntılar içine giriyor. Bu
müfettişler ordusuyla devlet çalışamıyor. Yetkiyi
verelim ama yetkisine aykırı hareket ettiyse onu başka
biçimde denetleyin. Halk zaten denetliyor herkesi.
Korkuyoruz corruption (yolsuzluk) olur diye korkumuz
hiçbir şeye yaramıyor yine oluyor. Yani elini kolunu
bağlıyorsun adamın yine oluyor. Serbest bırak
serbestlikten doğan bazı güzel şeyleri kazanmış olursun.
Yolsuzluk olduğu takdirde gene onun icabına bakarsın.
Örneğin AB üyesi ülkelerde yolsuzluk yapan
siyasi, bazı yöntemlerle halk tarafından denetlenmekte,
böyle bir yapı için bizdeki yerel siyasi şartlar ve
demokrasi kültürü yeterli mi ?
Bence olgunluğa erişmemiştir deyip, bir takım
çağdaş metodlardan kaçarsanız hiçbir zaman olgunluğa
erişemezsiniz. Bence AB ne yapıyorsa kendimizi aynı
seviyede görüp, onları yapmamız lazım o bizi o seviyeye
çıkaracaktır. Onlar ne yapıyorsa biz de onu
yapalım.Bizim memlekette olmaz canım olur niye olmasın.
Memlekette bir deneyin bakalım. Yani statükoculuktan
çıkmamız, tutuculuktan çıkmamız, biraz ileri düşünce ve
yöntemleri benimsememiz lazım.
Türkiye’de bunlar dile getirildiği zaman
yerelleşme karşıtları ile merkeziyetçilik arasında
gerginlik oluyor. Merkez elindeki kaynakları mı
devretmeye yanaşmıyor başka bir şeyi mi ?
Otoriteyi ve hakimiyeti devretmek istemez.
Hakimiyeti muhafaza etmek ister. Hakimiyeti burada görür
. Memurlar devletidir bunun adı. Memurlar devletinden
halk devletine geçmek ancak halkı kendi kendine idare
eder hale getirmekle mümkündür. Bugün Türkiye’de halkla
devlet kopuktur. Dört yılda bir seçime gidiyorsunuz halk
ülkenin yönetimine dört senede bir karışıyor. Siyasi
parti ve siyaset işlememektedir. Bugün Türkiye muhalefet
arıyor siyasi partiler paramparçadır. Siyasi partilerin
olmadığı yerde başka şeyler ortaya çıkar. Boşluk meydana
gelir. Ve yerel yönetimlerde de siyasi parti çok önemli.
Siyasetin olmadığı yerde devlet çarkı işlemiyor. Sadece
masrafını yapıyor. Osmanlı devleti de memurlar devleti
idi. orada da devleti idare eden kurumlardı. Türkiye’de
de aynı. Kurumlar yine olacak. Ama kurumlarla halkı
bağdaştırabilmek demokrasi dediğimiz de bu. Ve devletin
halkı kucaklaması, halkında devleti kucaklaması ancak
yetki dağıtmakla merkeziyetçilikten uzaklaşmakla,
devletçilikten uzaklaşmakla, yani ve girişimciliğe önem
vermekle mümkündür. Bunlar olacak Türkiye’de Türkiye
bunları yapacak yoksa ayakta duramaz.
Değişen dünya koşullarında Yerel siyaseti
sürükleyebilecek, devletin yükünü azaltabilecek eni
aktörler kimler olabilir? Özellikle devlete ait bazı
fonksiyonları katılımcı demokrasi ekseninde STK’ ların
üstlenebileceği sizce gerçeğe yakın bir tespit midir ?
Belediyeler, meclisleri, başkanları, muhtarlar
görünürdeki organize güçlerdir. Sivil toplum
kuruluşlarının da devlete ait bazı fonksiyonları
üstlenmek yerine devletin gündemine bazı konuları
taşıyabileceğine inanıyorum. Bununla beraber bazı
sektörlerde eğitim sağlık gibi bu sivil inisiyatiflerin
önemli görevler alacağını kabul ediyorum. Yani halka
hizmette bazı önemli görevler alabileceğini kabul
ediyorum, aksi halde icranın yapacağı bazı hizmetleri
gönüllü teşekküllerin yapacağını kabul ediyorum.
Tanzimata kadar bazı hizmetleri vakıf vb
yapılar karşılarken Tanzimat’la birlikte merkezileşme
ile birlikte ve bu hizmetlerin merkeze alındığını
görüyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki özellikle
anayasal yapı yerindenliği öngörmekte iken sonraki
yıllarda Tanzimat geleneği tekrar mı dirildi.
Hayır. Zaten cumhuriyet devrimleri başladığı için.
Geçmişteki bazı kurum ve kuruluşlar da devrimlerin
hedefi olmuştur. Bu kuruluşların büyük bir kısmında din
faktörü vardır. O zaman yeni bir dünya kurulmuştur. Bu
yeni dünya içerisinde yeni kurumlar lazım. Bugün de
Türkiye’de pek çok vakıf var. Güzel hizmetler yapılması
lazım; eğitimde, sağlıkta. Yerel hizmetlerde çok güzel
vakıflar var.
Bugüne değin yerel siyaset merkez siyasete tabi
görüldü. Merkez siyaset için yerel siyaset ne anlam
ifade etmeli ?
Çok şey ifade etmeli. Yerel siyaset aslında
devletle halk arasındaki köprüleri sağlamlaştıran bir
olaydır. Yani ahenkli olmalıdır yerel siyasetle merkezi
siyaset. Tabi olmalıdır demiyorum, ahenkli olmalıdır
diyorum. Ve biri bu tarafa, birisi bir tarafa, diğeri
öbür tarafa çekmemeli; bir hedef birliği olmalı. Bu
çoğulcu demokrasi ister çoğulcu demokrasi zor iştir.
Türkiye temsili demokrasiden katılımcı ya da küçük
yerel birimlerde doğrudan demokrasiye geçebilir mi ?
Türkiye’nin evvela temsili demokrasiye geçmesi
lazım. Türkiye’de temsili demokrasi yok ki. Bugün
parlamentonuz % 40’ını temsil ediyor halkın. Türk
siyasetinde bir takım arızalar var. Bunlara bakarak
Türkiye hakkında yanlış kararlar vermemek lazım Türkiye
bu arızaların hepsini aşacak. Söylediğim gibi devlet
reformu lazım Türkiye’de. Bunu yapabilen Türkiye’ye
büyük iyilik yapar.
Bu anlamda kimi kesimlerin eleştirisi içerideki
yapısal değişimi dış dinamikler üzerinden gerçekleştirme
siyasetinin yanlış olduğu iç dinamiklerin buna uygun
olduğu tezinin güçlendirilmesi gerektiği savunulurken
diğer kesim de özellikle AB sürecinde bunun gerekli
olduğunu o süreç olmasa da bunun yapılabileceğini iddia
etmekte. Hangi görüş değişimi kolaylaştıracaktır ?
Mühim olan değişimin başarılmış olmasıdır. Bunun
dış ya da iç dinamikler katkısı ile olmasının önemi
yoktur. Mesele başarılmış olmasıdır. Başarılmış olan
şeydir önemli olan.
Sivil-asker bürokrasi ve seçilmişler arasında
yaşanan tarihi gerginlikler üzerinden konuşulduğunda
bazı dengeleri içeride bozmamak adına dış dinamiklerin
ön görüleri ile değişim zorlanmaktadır bu da yanlıştır
eleştirisinin haklılık payı nedir.? Özelikle hükümetin
AB sürecini kullanarak içerdeki dinamikleri değiştirme
arzusu eleştiri konusu yapılmakta?
Eğer hadise böyle ise bu yaklaşımın doğru ya da
yanlış olduğunu tartışmaya gerek yoktur. Önemli olan
demokrasinin yürümesidir. Türkiye Avrupa’ya yaklaştığı
için askeri müdahale olmayacaktır şeklindeyse bence
Türkiye kazanmıştır. Demokrasiye müdahale olmaması
lazım. Önemli olan hadise budur. İster AB’den olsun,
ister Türkiye’den olsun; o noktaya gelinmiş mi? Budur
önemli olan.
Bahsettiğiniz askeri müdahalelerin bir benzeri
Türkiye’de tekrar yaşanır mı? Özellikle geçen ay yıl
dönümü olan ve gündeme damgasını vuran 28 şubat gibi?
Umarım olmaz. Umarım olmaz. Ama Türkiye’de bir
laiklik hassasiyeti bir üniter devlet hassasiyeti devam
edecektir.
Bu üniter hassasiyet yerelleşememenin önünde
bir engel mi sizce?
Engel ama bağdaştırılabilir. Bağdaştırılması da
lazımdır.
Askeri bürokrasi önemli bir güç ve rejimle
ilgili belli sıkıntılar gündeme getirildiğinde belli
dönemlerde devreye giriyor, rejimle ilgili bir tehdit
algılaması var. Yerinden yönetim ise mali idari
özerkliği savunurken burada “üniter yapı için bir
tehlike oluşabilir” diyebilir miyiz ? Yerinden yönetime
geçiş merkezileşmeden uzaklaşmak ise rejim açısından
belli politikaların yerele devredilmesi bir sıkıntı
oluşturur mu?
Bazı şeylere yürütmeye üniterliği bozmamak koşulu
ile mecburuz. Üniterliği zedeler korkusu var diye bu
merkeziyetçiliği yürütemeyiz. Üniterliği zedelememek
şartıyla bazı şeyleri yapmak zorundayız.
Bize zaman ayırdığınız ve görüşlerinizi
paylaştığınız için teşekkür ederiz.
Ben teşekkür eder, Yerel Siyaset Dergisine yayın
hayatınızda başarılar dilerim
Kaynak: yerel siyaset dergisi sayı: 6
www.yerelsiyaset.com
|