internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

anasayfa  iletişim arşiv

Bugün

 

Son Güncelleme

 

İdeal Düşünce'yi

Giriş Sayfanız Yapın

İdeal Düşünce'yi

Sık Kullanılanlara Ekleyin

anasayfa eğitim sosyoloji sağlık kitap kültür-sanat bilişim röportaj dinler-kültürler arşiv alıntı iletişim

 

Yazarlar
 
 

 
 

 

 
 
 

YAZARLARIMIZIN BİYOGRAFİLERİ

 
 
 

 
Ziyaretçi Defteri

İDEAL DÜŞÜNCE'de yer alan yazılarla ilgili YORUM YAZMAK YA DA YAZILMIŞ YORUMLARI OKUMAK İÇİN Yapılan yorumlardan yorum sahibi sorumludur.

 
Künye

İDEAL DÜŞÜNCE

Gönüllü bir bilgi paylaşım sitesidir.

www.idealdusunce.com

adresinde ve uzantılarında yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.


YAYIN EKİBİ


editör

VEDAT ÖZCAN

akademi

Prof.Dr.M. SAİD DOĞAN

güncel-edebiyat

VEDAT ÖZCAN

dinler ve kültürler

Dr. LÜTFÜ ÖZŞAHİN

güncel-siyaset

AKİF ÇARKÇI

sağlık

Dr. M. Nedim AYTEKİN


e-posta

dusunce@idealdusunce.com

 
 İstatistik

 

 

 

 Dizin Arama Motoru

 Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi

 

 

 

 

 

İDEAL DÜŞÜNCE-HAZİRAN 2007

9. Cumhurbaşkanı Süleyman DEMİREL ile Yerel Siyaset ve Kamu Reformunu Konuştuk

21.06.2007

Akif ÇARKÇI

ak_cark@yahoo.com

 

RÖPORTAJ - Akif ÇARKÇI / FOTOGRAF - Özcan CERAN

9.Cumhur Başkanı
Süleyman DEMİREL

“ANKARA’NIN YETKİLERİNİ EYALETLERE DEVRETMEK LAZIM”
 


      "Çocuk yürürse belki bir takım şeyleri kırar döker, henüz yürümesin de oturduğu yerde otursun da büyüsün deniyor. Bu çocuk büyüyecek ama büyüdüğünde yürümek imkanı bulamayacak. Bence bugün Türkiye’deki yönetim iyi yönetim değildir. Türkiye yönetilemiyor."

      
"En cesur yönetim şekli eyalet sistemidir. Yani yüz tane ili Ankara’dan idare etmek mümkün değil. Bugün Ankara’nın yetkilerini eyaletlere devretmek lazım. Bölünme korkusuyla Türkiye bunu yapamaz.yapamadı. O zaman ne yapmak lazım o zaman il seviyesinde halkın iştirakini biraz daha güçlendirmek, ve seçilmiş kişilerle atanmış kişilerin ahengini daha iyi sağlamak, ve mutlaka seçilmiş kişileri öne çıkarmak lazım."

       Türkiye’de merkez bürokrasi uzun zamandan beri yetkiyi devretme,  yerelleşme ve kaynakların merkezden yerele dağıtımı noktasında zaman zaman bu yetkileri devretmekten kaçınıyor. Türkiye bu anlamda yerelleşme ya da yerinden yönetimi nasıl yakalayabilir ?

      Yakalayamaz. Yetkiyi devretmediğiniz müddetçe kör topal gider kendinizi aldatmış olursunuz. Birisine bir görev verdiğiniz takdirde ona yetki de vermeniz lazımdır. Yoksa işlemez. Türkiye’nin kurulduğu günden beri sıkıntısı merkeziyetçiliktir. Ve bu merkeziyetçilik hadisesi Türkiye’nin 1924 anayasasında da yer almıştır. Yani adem-i merkeziyetçilik olarak yer almıştır. Merkezden yönetim yerine yerinden yönetim yapacağız diye yer almıştır. Ama bir türlü yapılamamıştır. Her gelen idare yerinden yönetime yönelmiştir, fakat istenen şekilde randıman sağlayacak yetki devri yapılmamıştır. Bu yetki dağıtımının yapılamayışında değişik unsurlar var.

      Başlangıçta Türkiye küçüktü, sorunları azdı. İyi idare edilmesiyle kötü idare edilmesi arasında fark yoktu. Halk yoksulluğu kader bildi ve güncel politikalarla yürüyüp gidiyordu iş. Halkın aradığı tek şey asayişti. Ülke çapında asayiş…yeni kurulmuş bir devlet. Zaten ulaşım imkanları yok. Yerel yönetimler için yetişmiş adamı da yok.

      Türkiye’de başarıyla yürütülen yerel idareler muhtarlıklardır. Muhtarlık yerel yönetimin uçtaki birimdir. O halkla iç içedir. Halkın sağduyusu, ve belde menfaatlerinin halkı çok yakından ilgilendirmesi dolayısıyla, en önemli birim muhtarlıklardır. Ondan sonraki kısmında da yerel yönetimlerin büyük sıkıntıları vardır, Türkiye’de bugün de vardır. Bir defa merkeziyetçilik devam ettiği müddetçe devlet büyüyecek masrafları artacak, fakat hizmetler görülemeyecektir. Şimdi geliyorsunuz yerel yönetimlere yerel yönetimde devletin bir mülki idaresi var ve başında atanmış kişiler var valiler kaymakamlar. Bunun yanında belediyeler var, belediyelerin başında da seçilmiş kişiler var. Atanmış kişilerin yanında atanmış ile genel meclisleri var. Seçilmiş kişilerin yanında da belediye meclisleri var. Muhtarlıklar var ihtiyar heyetleri var. Seçilmiş üniteler kafi derecede yetkiye sahip değil. Kafi derecede yetkiye sahip olursa bu yetkinin kötüye kullanılacağından korkuyor merkezi idare. Bütün hikaye acaba yetki verirsek kötüye kullanılır mı? Bu korkudur Türkiye’de. Yerel yönetimleri felç eden olay budur.

      Efendim bu korkunun en temel sebebi ne olabilir sizce?

      Şimdi bakınız Türkiye’nin 81 tane ili var. Bu sayı 100’e çıkacak. En cesur yönetim şekli eyalet sistemidir. Yani yüz tane ili Ankara’dan idare etmek mümkün değil. Bugün Ankara’nın yetkilerini eyaletlere devretmek lazım. Bölünme korkusuyla Türkiye bunu yapamaz, .yapamadı. O zaman ne yapmak lazım? O zaman il seviyesinde halkın iştirakini biraz daha güçlendirmek ve seçilmiş kişilerle atanmış kişilerin ahengini daha iyi sağlamak ve mutlaka seçilmiş kişileri öne çıkarmak lazım. Sonra bir takım hizmetler var bugün görülmekte olan, mesela eğitim hizmeti veya yerel hizmetler, köy işleri vs. Bunları yerel idarelere devretmek lazım. Şimdi köy hizmetleri devredildi vilayetlere. Bakanlık kaldırıldı hizmetler devredildi. Gene burada da vilayetler tarafından görülen bu hizmetlerin, çarçur edileceğinden endişe vardır. Onun için bölge teşkilatları kurulmuştur Türkiye’de. Bölge teşkilatları aslında yerel yönetimleri aşan teşkilatlardır. Bunlara çok itirazlar olmuştur ama bunlar kalabilmiştir yerlerinde.

      Belediyelere gelindiğinde; belediyelerdeki en önemli iş imar işidir. İmar işlerini belediyelere bıraktığınızda, bilhassa seçilmişliğin getirdiği tesirlerle yanlış yaparlar, ya da corruption yani menfaat girer devreye endişesi var. Maalesef, yani çocuk yürürse belki bir takım şeyleri kırar döker, henüz yürümesin de oturduğu yerde otursun da büyüsün deniyor. Bu çocuk büyüyecek ama büyüdüğünde yürümek imkanı bulamayacak. Bence bugün Türkiye’deki yönetim iyi yönetim değildir. Türkiye yönetilemiyor. Yönetilemeyişindeki sebep 70 milyonluk ülkeyi Ankara’dan idare etmektir. Van’ın Özalp kazasındaki bir adam pekala Özalp’de olabilecek işi için veya Edirne’nin Lalapaşa’sındaki adam orada olabilecek bir iş için buraya gelmek durumundadır. Bir tarih ve numara almak için üç gün beş gün uğraşıyor adam. Ve bugün git yarın gel deniyor. Administrasyonun iyi işlemeyişinden dolayı vatandaşı da soğutmuştur. Devletin işlevsel hale gelmesi lazım. Gerek merkezi idarede gerek yerel yönetimlerde iyileştirme lazım. Ancak, yetki dağılımı olmadan iyileştirme olmaz. Sonra bu hizmetleri görecek personelin daha iyi eğitilmiş olması lazım. Çağa uygun olması lazım.

 

Devletimizin tarihine baktığımızda kamu reformuna ilişkin bir takım girişimler var. Gelinen noktada bugüne değin yapılanlar başarılı olabilmiş midir?

     Bakınız bu ihtiyacı herkes duyuyor. Osmanlı döneminde de bu ihtiyaç duyulmuş. Osmanlı döneminde partiler ortaya çıkmaya başladığında bir Ahrar Partisi var. Bu Prens Sabahattin’in partisidir. Ahrar Partisi’nin programında adem-i merkeziyetçilik söz konusudur. Ve eyalet sistemi söz konusudur. Ordunun siyasete karışmaması söz konusudur. Bu yaklaşım 1924 anayasasında var. O günden beri düşünülmüş, taşınılmış, ihtiyaç hissedilmiş fakat çeşitli sebeplerle sadece kabiliyetsizlik değil biraz da tarihi sebeplerle, cesur adımlar atılamamış. İlacı dozunda almadığınız takdirde yararlı olmaz. Türkiye dozunda ilacını alamamış, bugün de alamamış. Önümüzdeki zaman içinde Türkiye’nin yapacağı iş, bir büyük devlet reformudur. Bu devlet reformu içerisinde bir yerel reform da olmalıdır.

      59. Ak parti hükümeti döneminde yerel yönetimlere ilişkin yapılan yeni düzenlemeleri yeterli görüyor musunuz?

      Görmüyorum. Ama hiç yoktan iyidir derseniz biraz önce söylediğim gibi. Bazen geçici palyatif tedbirler, esas tedbirin alınmasını da önlüyor. Ben daha ileri daha net, cesur tedbirler istiyorum. Siz bir yöneticisiniz yöneticiye sorumluluğu kendine ait olmak üzere yetki verilmesi lazım. Sorumluluk verilip yetki verilmiyorsa bu sistem çalışmıyor. Yani korkmamak lazım. Fakat bir başka şeyi daha size söyleyeyim, sorumluluk veriyor istenildiği kadar yetki vermiyorsunuz, sonra kişi o sorumluluğu yerine getirmek için bir takım gayretler içine giriyor. Arkasına bir müfettiş ordusu düşürüyorsunuz. Ve inisiyatifi olan bir çok kimse de yani herkes yanlış yapmıyor. Herkes de doğru yapmıyor ama pek çok doğru yapmış pek çok kimse de inisiyatif alıp bazı şeyleri kamu menfaatine yaptığı için mevzuat olmadığından dolayı veya mevzuatta bulunmadığı bahanesiyle büyük sıkıntılar içine giriyor. Bu müfettişler ordusuyla devlet çalışamıyor. Yetkiyi verelim ama yetkisine aykırı hareket ettiyse onu başka biçimde denetleyin. Halk zaten denetliyor herkesi. Korkuyoruz corruption (yolsuzluk) olur diye korkumuz hiçbir şeye yaramıyor yine oluyor. Yani elini kolunu bağlıyorsun adamın yine oluyor. Serbest bırak serbestlikten doğan bazı güzel şeyleri kazanmış olursun. Yolsuzluk olduğu takdirde gene onun icabına bakarsın.

      Örneğin AB üyesi ülkelerde yolsuzluk yapan siyasi, bazı yöntemlerle halk tarafından denetlenmekte, böyle bir yapı için bizdeki yerel siyasi şartlar ve demokrasi kültürü yeterli mi ?

      Bence olgunluğa erişmemiştir deyip, bir takım çağdaş metodlardan kaçarsanız hiçbir zaman olgunluğa erişemezsiniz. Bence AB ne yapıyorsa kendimizi aynı seviyede görüp, onları yapmamız lazım o bizi o seviyeye çıkaracaktır. Onlar ne yapıyorsa biz de onu yapalım.Bizim memlekette olmaz canım olur niye olmasın. Memlekette bir deneyin bakalım. Yani statükoculuktan çıkmamız, tutuculuktan çıkmamız, biraz ileri düşünce ve yöntemleri benimsememiz lazım.

      Türkiye’de bunlar dile getirildiği zaman yerelleşme karşıtları ile merkeziyetçilik arasında gerginlik oluyor. Merkez elindeki kaynakları mı devretmeye yanaşmıyor başka bir şeyi mi ?

      Otoriteyi ve hakimiyeti devretmek istemez. Hakimiyeti muhafaza etmek ister. Hakimiyeti burada görür . Memurlar devletidir bunun adı. Memurlar devletinden halk devletine geçmek ancak halkı kendi kendine idare eder hale getirmekle mümkündür. Bugün Türkiye’de halkla devlet kopuktur. Dört yılda bir seçime gidiyorsunuz halk ülkenin yönetimine dört senede bir karışıyor. Siyasi parti ve siyaset işlememektedir. Bugün Türkiye muhalefet arıyor siyasi partiler paramparçadır. Siyasi partilerin olmadığı yerde başka şeyler ortaya çıkar. Boşluk meydana gelir. Ve yerel yönetimlerde de siyasi parti çok önemli. Siyasetin olmadığı yerde devlet çarkı işlemiyor. Sadece masrafını yapıyor. Osmanlı devleti de memurlar devleti idi. orada da devleti idare eden kurumlardı. Türkiye’de de aynı. Kurumlar yine olacak. Ama kurumlarla halkı bağdaştırabilmek demokrasi dediğimiz de bu. Ve devletin halkı kucaklaması, halkında devleti kucaklaması ancak yetki dağıtmakla merkeziyetçilikten uzaklaşmakla, devletçilikten uzaklaşmakla, yani ve girişimciliğe önem vermekle mümkündür. Bunlar olacak Türkiye’de Türkiye bunları yapacak yoksa ayakta duramaz.

      Değişen dünya koşullarında Yerel siyaseti sürükleyebilecek, devletin yükünü azaltabilecek eni aktörler kimler olabilir? Özellikle devlete ait bazı fonksiyonları katılımcı demokrasi ekseninde STK’ ların üstlenebileceği sizce gerçeğe yakın bir tespit midir ?

      Belediyeler, meclisleri, başkanları, muhtarlar görünürdeki organize güçlerdir. Sivil toplum kuruluşlarının da devlete ait bazı fonksiyonları üstlenmek yerine devletin gündemine bazı konuları taşıyabileceğine inanıyorum. Bununla beraber bazı sektörlerde eğitim sağlık gibi bu sivil inisiyatiflerin önemli görevler alacağını kabul ediyorum. Yani halka hizmette bazı önemli görevler alabileceğini kabul ediyorum, aksi halde icranın yapacağı bazı hizmetleri gönüllü teşekküllerin yapacağını kabul ediyorum.

      Tanzimata kadar bazı hizmetleri vakıf vb yapılar karşılarken Tanzimat’la birlikte merkezileşme ile birlikte ve bu hizmetlerin merkeze alındığını görüyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki özellikle anayasal yapı yerindenliği öngörmekte iken sonraki yıllarda Tanzimat geleneği tekrar mı dirildi.

      Hayır. Zaten cumhuriyet devrimleri başladığı için. Geçmişteki bazı kurum ve kuruluşlar da devrimlerin hedefi olmuştur. Bu kuruluşların büyük bir kısmında din faktörü vardır. O zaman yeni bir dünya kurulmuştur. Bu yeni dünya içerisinde yeni kurumlar lazım. Bugün de Türkiye’de pek çok vakıf var. Güzel hizmetler yapılması lazım; eğitimde, sağlıkta. Yerel hizmetlerde çok güzel vakıflar var.

      Bugüne değin yerel siyaset merkez siyasete tabi görüldü. Merkez siyaset için yerel siyaset ne anlam ifade etmeli ?

      Çok şey ifade etmeli. Yerel siyaset aslında devletle halk arasındaki köprüleri sağlamlaştıran bir olaydır. Yani ahenkli olmalıdır yerel siyasetle merkezi siyaset. Tabi olmalıdır demiyorum, ahenkli olmalıdır diyorum. Ve biri bu tarafa, birisi bir tarafa, diğeri öbür tarafa çekmemeli; bir hedef birliği olmalı. Bu çoğulcu demokrasi ister çoğulcu demokrasi zor iştir.

      Türkiye temsili demokrasiden katılımcı ya da küçük yerel birimlerde doğrudan demokrasiye geçebilir mi ?

      Türkiye’nin evvela temsili demokrasiye geçmesi lazım. Türkiye’de temsili demokrasi yok ki. Bugün parlamentonuz % 40’ını temsil ediyor halkın. Türk siyasetinde bir takım arızalar var. Bunlara bakarak Türkiye hakkında yanlış kararlar vermemek lazım Türkiye bu arızaların hepsini aşacak. Söylediğim gibi devlet reformu lazım Türkiye’de. Bunu yapabilen Türkiye’ye büyük iyilik yapar.

      Bu anlamda kimi kesimlerin eleştirisi içerideki yapısal değişimi dış dinamikler üzerinden gerçekleştirme siyasetinin yanlış olduğu iç dinamiklerin buna uygun olduğu tezinin güçlendirilmesi gerektiği savunulurken diğer kesim de özellikle AB sürecinde bunun gerekli olduğunu o süreç olmasa da bunun yapılabileceğini iddia etmekte. Hangi görüş değişimi kolaylaştıracaktır ?

      Mühim olan değişimin başarılmış olmasıdır. Bunun dış ya da iç dinamikler katkısı ile olmasının önemi yoktur. Mesele başarılmış olmasıdır. Başarılmış olan şeydir önemli olan.

      Sivil-asker bürokrasi ve seçilmişler arasında yaşanan tarihi gerginlikler üzerinden konuşulduğunda bazı dengeleri içeride bozmamak adına dış dinamiklerin ön görüleri ile değişim zorlanmaktadır bu da yanlıştır eleştirisinin haklılık payı nedir.? Özelikle hükümetin AB sürecini kullanarak içerdeki dinamikleri değiştirme arzusu eleştiri konusu yapılmakta?

      Eğer hadise böyle ise bu yaklaşımın doğru ya da yanlış olduğunu tartışmaya gerek yoktur. Önemli olan demokrasinin yürümesidir. Türkiye Avrupa’ya yaklaştığı için askeri müdahale olmayacaktır şeklindeyse bence Türkiye kazanmıştır. Demokrasiye müdahale olmaması lazım. Önemli olan hadise budur. İster AB’den olsun, ister Türkiye’den olsun; o noktaya gelinmiş mi? Budur önemli olan.

      Bahsettiğiniz askeri müdahalelerin bir benzeri Türkiye’de tekrar yaşanır mı? Özellikle geçen ay yıl dönümü olan ve gündeme damgasını vuran 28 şubat gibi?

      Umarım olmaz. Umarım olmaz. Ama Türkiye’de bir laiklik hassasiyeti bir üniter devlet hassasiyeti devam edecektir.

      Bu üniter hassasiyet yerelleşememenin önünde bir engel mi sizce?

      Engel ama bağdaştırılabilir. Bağdaştırılması da lazımdır.

      Askeri bürokrasi önemli bir güç ve rejimle ilgili belli sıkıntılar gündeme getirildiğinde belli dönemlerde devreye giriyor, rejimle ilgili bir tehdit algılaması var. Yerinden yönetim ise mali idari özerkliği savunurken burada “üniter yapı için bir tehlike oluşabilir” diyebilir miyiz ? Yerinden yönetime geçiş merkezileşmeden uzaklaşmak ise rejim açısından belli politikaların yerele devredilmesi bir sıkıntı oluşturur mu?

      Bazı şeylere yürütmeye üniterliği bozmamak koşulu ile mecburuz. Üniterliği zedeler korkusu var diye bu merkeziyetçiliği yürütemeyiz. Üniterliği zedelememek şartıyla bazı şeyleri yapmak zorundayız.

      Bize zaman ayırdığınız ve görüşlerinizi paylaştığınız için teşekkür ederiz.

      Ben teşekkür eder, Yerel Siyaset Dergisine yayın hayatınızda başarılar dilerim

 

Kaynak: yerel siyaset dergisi sayı: 6

 

www.yerelsiyaset.com