|
Yarım asrı devirdikten sonra insanlara
inanmamak ve güvenmemek gerektiğini zor da olsa anladım
en sonunda.Sözlerimizle yaptıklarımız , konuştuklarımızla
hayat tarzımız arasında tam yüzseksen derece fark var.
Mevlana’da aynı konudaki şikayetini asırlar öncesi dile
getiriyor ; ”Ya olduğun gibi görün,ya göründüğün gibi ol
“ diyerek Neden böyleyiz.? Niçin hep yapmacık yaşıyoruz
; hep sordum bunu kendime.Cevabını halen bulamadım..Bu
tür insanlar üç beş kişi olsa hiç göze batmayacak.Ama
oran çok büyük olunca insan ister istemez düşünmeye
başlıyor.Daha önce insanların hep maske taktıklarını
genel ifadelerle yazmıştım.Ancak daha somut hale
getirmek yararlı olacaktır kanaatindeyim.Hastalık
teşhis edilmeden tedavisi mümkün değildir.Ama bizler
nedense iğneyi hiç kendimize batırmıyoruz.Haydi biraz
batıralım.canımız acıyınca belki uykudan uyanırız.
Gazetelerde, televizyon ekranlarında konuşan
kişilerin gerçek hayatlarını /yaşam tarzlarını eğer
bilirseniz yazdıkları veya konuştukları ile hiç
alakası olmadıklarını görürüz.Mesela televizyondaki bir
açıkoturumda-oturumun konusu “eğitim dili Türkçe mi ,
yabancı dil mi olmalı “ idi-konuşmacılardan eğitim
dilinin Türkçe olması gerektiğini hararetle savunan bir
kişiyi tanımayanlar “vallahi helal olsun ne kadar güzel
tesbitleri var,bravo” demektedirler.Ancak bu kişiyi
yakından tanıyanlar onun yabancı dilde eğitim yapan bir
eğitim kurumunun yöneticisi olduğunu ; çocuklarının
yabancı dil ile eğitim yapan okullarda okuduğunu
bildiklerinden hayretle ve şaşkınlıkla bu kişiyi
izlemekteler. Bu ne lahana turşusu bu ne perhiz.
Bunun gibi örnekleri çoğaltmak
mümkün.Meydanlarda elinde bayrak vatan millet diye
bağaranlar ve camileri dilinde kutsal kitabımız ile
dolduranlar iş devlete vergi vermeye gelince ortan
kayboluveriyorlar.Hepimiz bu tür davranış
içerisindeyiz. Az veya çok.Elimizi vicdanımıza
koyalım.Ev alırken veya satarken hangimiz gerçek değer
üzerinden vergimizi ödedik.Hemen hemen hiç birimiz.Şimdi
hemen devleti,sistemi suçluyacağız veya inanç
yoksunluğundan bahsedeceğiz.İğneyi kendimize batıralım
önce.Kul hakkı hiç bir şekilde ödenmez.Ödemediğimiz her
kuruş vergide 70 milyonun kul hakkı var.Ama sonrada
hepimiz kendimizi, dürüst kul hakkı yemeyen dinine
bağlı kişiler olarak görüyoruz ve de konuşuyoruz.Yani
içimiz başka dışımız başka.
Hadi bundan vazgeçtim-az vergi
ödeme-.İnsanlarımız kaçak elektrik, su
kullanıyorlar.İnanmayan Sultanbeyli ye gider
bakar.Gariban parası yok fakir desem değil.Üç dört katlı
bina sahipleri . Gene kentlerimizdeki dükkanların kaçak
elektrik kullanmanın envayi çeşit yollarını şaşkınlıkla
Tv lerde izliyoruz.Şaşkınlığım kaçak elektrik
kullanmadaki akla hayale gelmiyecek uygulamalar.Gene
inanmayan Enerji ve Tabii Kaynaklar İşleri Bakanlığının
yayınlarına bakabilir.Kaçak su , elektrik kullananların
hiç mi suçu yok ? Kaçak su ,elektrik kullananlarla bir
konuşsanız hayretten donakalırsınız. Herkes
vatanperver,elhamdüllilah müslüman.Diyanet İşleri
Başkanlığı tarafindan bu konuda camilerde fetva
okunacağını gazetede okudum.Buyrun burdan yakın ....
Neden böyleyiz ? Özümüz sözümüz bir değil. Kul
hakkını nasıl bu kadar kolay hazmedebiliyoruz.
Yukarıda verdiğim örnekler sebebi ile insanların
sözlerine artık inanmıyorum.Gazete
köşelerinde,televizyonlarda, internet sitelerinde süslü
püslü yazanlar,konuşanlar bilinki özleri ve sözleri
bir değil.Şimdi bir çok kişi alınacak bu sözlerime.Beni
kınayacaksınız ama birilerinin kral çıplak demesi
lazım.
Toplumsal ahlak gibi bireysel ahlak yoksunu
olduğumuz kesin.Yurtdışında trafik kurallarına
harfiyen uyanlar ülkemize girdikleri anda herşey
değişiyor.Sistemi, devleti, yasaları suçlayabiliriz.Ama
hiç mi bizde suç yok.Çevreye göre bakıp
davranan-toplumsal ahlaka uyan-insanlarımız demekki
bireysel ahlaktan yoksun.Bireysel ahlak sahibi olsak
yanlış davranışı çevremizdekiler yapıyor diye biz de
yapmayız.Toplumu oluşturan tek tek bireyleriz..Birey
aksayınca toplum topallıyor.
Nedense iğneyi hep başkalarına batırırız.İş
kendimize gelince ya örfe ya dine yada hayatın gerekleri
der çeşitli bahanelere sığınırız.Zihnimiz kendi kendine
yalan söyleyerek kandırmaya çalışır.Bunda da başarılı
olur.Kendimize sanal bir gerçeklik yaratır vede bu
gerçekliğin doğru olduğuna inanırız.Kendi kendimize
yaratmış olduğumuz bu sahte alemde vicdanımızı
rahatlamış hissederiz.Ama aslında içimizin
derinliklerinde bir yerde , hep bir eksiklik duygusunu
hissederiz. Nereye kadar ? Sanırım sadece ölüm döşeğinde
gerçeklerin farkına varırız.Ne yazıkki artık çok geçtir.
Önce ben değişirsem sonra ailem, kentim ,ülkem
sonra da dünya değişir diyerek önce kendimizden
başlıyalım.Haydi.Bir cesaret.İğneyi hemen şimdi, hemde
defalarca kendimize batıralım.Özümüz vede sözümüz bir
olsun.Mevlana’nın dileğini yerine getirelim.OLDUĞUMUZ
GİBİ GÖRÜNELİM.YÜZÜMÜZDEKİ MASKELERİ SÖKÜP ATALIM.
|