internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

anasayfa  iletişim arşiv

Bugün

 

Son Güncelleme

 

İdeal Düşünce'yi

Giriş Sayfanız Yapın

İdeal Düşünce'yi

Sık Kullanılanlara Ekleyin

anasayfa eğitim sosyoloji sağlık kitap kültür-sanat bilişim röportaj dinler-kültürler arşiv alıntı iletişim

 

Yazarlar

YAZARLARIMIZIN BİYOGRAFİLERİ

Ziyaretçi Notu

İDEAL DÜŞÜNCE'de yer alan yazılarla ilgili YORUM YAZMAK YA DA YAZILMIŞ YORUMLARI OKUMAK İÇİN Yapılan yorumlardan yorum sahibi sorumludur.

İDEAL DÜŞÜNCE

Gönüllü bir bilgi paylaşım sitesidir.

www.idealdusunce.com

adresinde ve uzantılarında yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.


YAYIN EKİBİ


editör

VEDAT ÖZCAN

akademi

Prof.Dr.M. SAİD DOĞAN

güncel-edebiyat

VEDAT ÖZCAN

dinler ve kültürler

Dr. LÜTFÜ ÖZŞAHİN

güncel-siyaset

AKİF ÇARKÇI

sağlık

Dr. M. Nedim AYTEKİN


e-posta

dusunce@idealdusunce.com

İstatistik

 

 

 Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi

 

 Hikaye Hikayeler

  Toplist

 

 

 

İDEAL DÜŞÜNCE

SOSYOLOJİ

KÜLTÜR VE MEDENİYETLER ARASI GEÇİŞİN TARİHİ SEYRİ

internet kitapçınız kitapyurdu.com'dan binlerce kitaba ulaşabilirsiniz.

 

dusunce@idealdusunce.com

 

 

Prof.Dr. M. Sait DOĞAN

(Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi)

 

 ÖZET

İncelememizde “Medeniyet devreleri birbirini etkileyerek devam etmiştir” ve “Yalın, tek başına, müstakil bir medeniyetten söz etmek mümkün değildir” tezlerinin geçerliliğini göstermek amaçlanmıştır. Nitekim kültür ve uygarlığın tarih zeminindeki genel açılımını esas alan araştırmamız göstermiştir ki, bunlar arasında karşılıklı etkileşim ve çok yüzlü ilişki kaçınılmazdır. Tıpkı araştırmada çok genel olarak söz konusu edilen medeniyetlerin durumlarında olduğu gibi. Burada bir kez daha, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişkinin medeniyetler açısından özel bir uygarlığa veya uygarlık grubundan (Doğu veya Batı uygarlık çevrelerinden) birine odaklaşmadan genel bir mütalaası yapılmıştır. Sonuçta, uygarlıklar arası çatışmalarda sıklıkla gündeme getirilen negatif tezlerin aksine bugün ulaşılan medeniyet dairesi hiç şüphesiz toplumların tarih boyunca bir şeyler kattığı Doğulusuyla, Batılısıyla, birbirinden diğerine intikal ettirdiği bir birikimdir.

            Anahtar Kelimeler: Medeniyet, kültür, toplum, tarihsel süreç, medeniyet veya kültürler arası etkileşim.

             ABSTRACT

            This investigation aims to examine the following two thesis, namely; “Civisilations necessarily and constantly affects each other” and thus “there can not be any civisilation which may be formed in itself without having any relation with the others”. By means of this investigation which is of the relation among the civisilations, one will see that the relation is an inevitable historical fact which can be observed in the process of the development of the paper where past, present and future are not independent concepts but vice versa. In this context, we shall briefly apply to descriptive method and thus reach the several findings and conclusion. In the end, today it is known that global civisilation is a product of common initiative, which have been historically demonstrated by the different soceities and their cultures in an unified form, has been transferred by one another during the historical ages.

            Key Words: Civisilations, culture, soceity, historical process,  and the interrelation or affection among the civisilations or cultures.

            GİRİŞ

            İncelememizde “Medeniyet devreleri birbirini etkileyerek devam etmiştir” ve “Yalın, tek başına, müstakil bir medeniyetten söz etmek mümkün değildir” tezlerinin geçerliliğini göstermek amaçlanmıştır. Nitekim kültür ve uygarlığın tarih zeminindeki genel açılımını esas alan araştırmamız göstermiştir ki, bunlar arasında karşılıklı etkileşim ve çok yüzlü ilişki kaçınılmazdır. Tıpkı araştırmada çok genel olarak söz konusu edilen medeniyetlerin durumlarında olduğu gibi.

            Burada bir kez daha geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişkinin medeniyetler açısından özel bir uygarlığa veya uygarlık grubundan (Doğu veya Batı uygarlık çevrelerinden) birine odaklaşmadan genel bir mütalaası yapılmıştır. Sonuçta, uygarlıklar arası çatışmalarda sıklıkla gündeme getirilen negatif tezlerin aksine bugün ulaşılan medeniyet dairesi hiç şüphesiz toplumların tarih boyunca bir şeyler kattığı Doğulusuyla, Batılısıyla, birbirinden diğerine intikal ettirdiği bir birikimdir. (Bkz., Said: 1991)

            Medeniyet devreleri birbirini etkileyerek devam etmiştir. Mesela Akdeniz Medeniyeti ilkçağda eski Mısırlıların, Sümerlilerin, Hititlerin, Asurların, Fenikelilerin (vb) yardımıyla meydana gelmiş bir geçmiş medeniyet devresidir. Bu medeniyet eski Yunanlılarda olgunluğunu bulduktan sonra Romalılara geçti. Romalılar yayıldıkları alanlarda çok sayıda millete bu medeniyeti aşıladıktan sonra Doğu ve Batı Roma diye ikiye ayrıldı. Bu ayrılık yalnız siyasi bir ayrılık olarak kalmadı. Medeniyet olacak da gittikçe artan önemli farkları oluşturdu. Avrupalılar daha çok Batı Roma’nın mirasçısı oldular. Doğuda ise Bizans’tan sonra daha gelişmiş İslam Medeniyeti ortaya çıktı. (Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b)

            Milletler ve bilgeler bir medeniyet dairesine kendi hakim karakterlerini ve zevklerini vurmuş olabilirler. Fakat tek medeniyetler tek başına birbirine mal edilemezler. Ancak şunu da söylemeliyiz ki, Batı medeniyeti dediğimiz bu teşkilatın, batıdaki büyük hamlelerle yeni bir şekil aldığı günahıyla sevabıyla yeni bir mana kazandığı inkar edilemez. 4 asırdır fikir ve felsefede, ilimde batıda oluşan yenilik ve değişikliklerin bugünkü teknolojik boyutlara varan yol ile beraber seyredişi herhalde tesadüf değildir. (Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b; Said: 1991; Roubıczek: 1969; Sezen: 2002)

            Bu genel tespitlerin tarih sahnesinde hangi medeniyet daireleri tarafından nasıl gerçekleştirildiğinin tarihi kronolojiyi esas alarak açılımının yapılması vasıtasıyla geçerlilikleri gösterilebilir. Bu da bizi medeniyetler tarihinde yapacağımız aşağıdaki kısa seyahatın zorunlu gerekçesine ulaştırır.

            İLK ÇAĞ

            İlk insanların ne zaman yaşadıklarını bilmiyoruz. Kazılar sonucu çıkan kafatası ve iskeletler, bizi gittikçe geriye doğru götürmektedir. Java Adasında bulunan kafatasının 500 bin yıl önce yaşayan insana ait olduğu tahmin edilirken, Çin de Pekin yakınında bulunan bir başka kafatasının 1 milyon yıl öncesine ait olduğu ileri sürülmektedir. (Bkz., Haddon: 1993) Avrupa’nın çeşitli yerlerindeki mağaralarda çıkan iskelet kalıntılarının da çok eskiye ait olduğu bilinmektedir. Gobi çölünde 10 milyon yıl öncesine ait olduğu tahmin edilen hayat belirtileri (Yumurta ve bazı eşya) üzerinde durulmuştur. Bu devirler bizim için karanlık devirler 50 bin yıl öncesinde topluluklar halinde insanların yaşadığı kestirilebilmektedir. Fakat bu zamanlardaki insan yaşayışları hakkında da kesin bilgilere sahip değiliz. (Bkz., Haddon: 1993)

            Yazının başlamasıyla, elimize geçen yazılı belgeler yardımıyla, geçmiş hayatımızı incelemeye başlıyoruz. O zamanlardan kalan ev eşyası, araç ve gereçlere göre hükümler çıkarıyoruz. Tabiatıyla bize ne ulaşmışsa ona göre hüküm veriyoruz. Elbette bu hükümlere o devirlerin bütününü kapsayan ve sıhhatli hükümler alamıyor.

            İlk medeniyetler, iklim bakımından elverişli yerlerde ve ırmak kenarlarında meydana gelmiştir. Orta Asya, Mısır, Mezopotamya, Hint ve Çin Medeniyetleri gibi (İrtiş, Yenisey, Nil, Fırat, Dicle, İndus Nehirleri) deniz kenarlarında ve ticaret yollarının geçtiği yerlerde de medeniyet ilerlemiştir. Ege Denizi ve Suriye de olduğu gibi Orta Asya’nın mı, Ön Asya’nın mı (Ortadoğu) daha eski bir medeniyet dairesi olduğu münakaşalıdır. Medeniyetin doğudan batıya doğru kaydığı biliniyor.

            Doğu Medeniyeti olmasaydı insanlık bugünkü durumuna ulaşamazdı. Örneğin: Asurlular, Babiller, Mısırlılar, Hititliler, Grekler, Romalılar günümüz insanlarına çok geniş bir kültür ve uygarlık mirası bırakmışlardır. Nehirlerarası ülkelerde yapılan arkeolojik kazılar, Mezopotamya’nın, batı medeniyetinin beşiği olduğunu meydana çıkarmıştır. Alfabenin, hukukun ve sanatın bugünkü durumuna gelmesi uzun bir gelişmenin sonucun mümkün olmuştur. Her çeşit kültürün temeli olan yazı Sümerlilerin aracılığıyla, bize Mezopotamya’dan gelmektedir. (Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b; Kınal: 1983; Sayılı: 1982)

            Orta Asya’da çok eski bir medeniyet vardır. Son zamanlarda İrtiş ve Yenisey ırmak boyları ile Kırgız steplerinde birçok kurgana (höyük) rastlanmış olması bu bölgelerde eski bir medeniyet merkezi bulunması ihtimalini kuvvetlendirmiş ve kazılara sebep olmuştur. 20. yüzyılın başlarında, Hazar Denizi doğusunda Aşkabat yakınlarında Anav’da iki kurganda kazılar yapılmıştır. Bu kazılar, dünyanın başka yerlerindeki insanların çok geri bulundukları bir zamanda burada yaşayan Türklerin medeniyet alanında çok ileri olduklarını ortaya koymaktadır. (Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b; Kınal: 1983; Sayılı: 1982)

            Çin Medeniyetini Orta Asya’dan doğuya doğru M.Ö.3000 yıllarında göç eden kavimler kurmuşlardır. Burada yerli halkı yönetimleri altına almışlar, çiftçilik yapmışlardır. Çin’in daha iyi bilinen tarihi M.Ö.1500’den itibarendi. İpek, kağıt, yazı, mürekkep, Çin kültürü ve medeniyetinde yer alan önemli unsurlardır. Aynı devirlere Hind Medeniyeti de rastlar. Hindistan da çok çeşitli milletler kaynaşmıştır. Fakat hakim olan Hind kültürünü Brahmanizm ve Budizm (M.Ö.600) şeklinde görüyoruz.

            Bazı fanatik ön yargılı oryantalistlerin iddia ettiklerinin aksine, Medeniyet Doğu’dan Batı’ya doğru kaymıştır. Yerkürenin bölgesel olumlu olumsuz coğrafi şartları bu geçişte önemli etken olmuştur. Tıpkı, kuraklıklar örneğinde olduğu gibi. Ancak bu değişik iklim, toprak ve gelenekler onlara farklı bir yön vermiştir. Bu geçişin veya göçün aktif unsurları olan kavimler veya toplumlar aynı zamanda kendi dönemlerinin medeniyetlerini temsil etmekteydiler. Bunlar büyük istila savaşlarıyla Batı’ya yürüdüklerinde yalnız yıkıntılar değil kendilerinden de bir şeyler bırakarak o ülkeleri zenginleştirmişlerdir. Avrupa, modern medeniyeti kurabilme olgunluğuna bu katkıları bağdaştırabilmesi ve kullanabilmesi sayesinde erişebilmiştir.

            Eski medeniyetlerin büyük beşiklerinden birini Mezopotamya da görüyoruz. Mezopotamya, bilindiği gibi Dicle ve Fırat arası olup, Anadolu da Güneydoğu Toroslardan İran Körfezine kadar olan sahada, buraya Önasya da denir. M.Ö.4000 yıllarında Orta Asya’dan göçlerle insanlar bu bölgeye yerleştiler. Yazıyı bilen Mezopotamya’daki kavimlerin bunu Orta Asya’dan getirdikleri tahmin edilmektedir. (Resim, düz çizgi çivi yazım şekillerinde) Mezopotamya medeniyetini meydana getiren kavimler, ağırlık merkezi Sümerler olmak üzere Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asurlulardır. (Bkz., Sayılı: 1982)

            Bu medeniyetle yazıdan başka şu özellikler göze çarpmaktadır:

-     Devlet fikri gelişmiştir.

-     Düzenli ordu