|
Prof.Dr. M. Sait DOĞAN
(Sakarya
Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü
Öğretim Üyesi)
ÖZET
İncelememizde “Medeniyet devreleri birbirini etkileyerek
devam etmiştir” ve “Yalın, tek başına, müstakil bir
medeniyetten söz etmek mümkün değildir” tezlerinin
geçerliliğini göstermek amaçlanmıştır. Nitekim kültür ve
uygarlığın tarih zeminindeki genel açılımını esas alan
araştırmamız göstermiştir ki, bunlar arasında karşılıklı
etkileşim ve çok yüzlü ilişki kaçınılmazdır. Tıpkı
araştırmada çok genel olarak söz konusu edilen
medeniyetlerin durumlarında olduğu gibi. Burada bir kez
daha, geçmiş, şimdi ve gelecek arasındaki ilişkinin
medeniyetler açısından özel bir uygarlığa veya uygarlık
grubundan (Doğu veya Batı uygarlık çevrelerinden) birine
odaklaşmadan genel bir mütalaası yapılmıştır. Sonuçta,
uygarlıklar arası çatışmalarda sıklıkla gündeme
getirilen negatif tezlerin aksine bugün ulaşılan
medeniyet dairesi hiç şüphesiz toplumların tarih boyunca
bir şeyler kattığı Doğulusuyla, Batılısıyla, birbirinden
diğerine intikal ettirdiği bir birikimdir.
Anahtar Kelimeler: Medeniyet, kültür,
toplum, tarihsel süreç, medeniyet veya kültürler arası
etkileşim.
ABSTRACT
This investigation aims to examine the
following two thesis, namely; “Civisilations necessarily
and constantly affects each other” and thus “there can
not be any civisilation which may be formed in itself
without having any relation with the others”. By means
of this investigation which is of the relation among the
civisilations, one will see that the relation is an
inevitable historical fact which can be observed in the
process of the development of the paper where past,
present and future are not independent concepts but
vice versa. In this context, we shall briefly apply
to descriptive method and thus reach the several
findings and conclusion. In the end, today it is known
that global civisilation is a product of common
initiative, which have been historically demonstrated by
the different soceities and their cultures in an unified
form, has been transferred by one another during the
historical ages.
Key Words:
Civisilations, culture, soceity, historical process,
and the interrelation or affection among the
civisilations or cultures.
GİRİŞ
İncelememizde “Medeniyet devreleri birbirini
etkileyerek devam etmiştir” ve “Yalın, tek başına,
müstakil bir medeniyetten söz etmek mümkün değildir”
tezlerinin geçerliliğini göstermek amaçlanmıştır.
Nitekim kültür ve uygarlığın tarih zeminindeki genel
açılımını esas alan araştırmamız göstermiştir ki, bunlar
arasında karşılıklı etkileşim ve çok yüzlü ilişki
kaçınılmazdır. Tıpkı araştırmada çok genel olarak söz
konusu edilen medeniyetlerin durumlarında olduğu gibi.
Burada bir kez daha geçmiş, şimdi ve gelecek
arasındaki ilişkinin medeniyetler açısından özel bir
uygarlığa veya uygarlık grubundan (Doğu veya Batı
uygarlık çevrelerinden) birine odaklaşmadan genel bir
mütalaası yapılmıştır. Sonuçta, uygarlıklar arası
çatışmalarda sıklıkla gündeme getirilen negatif tezlerin
aksine bugün ulaşılan medeniyet dairesi hiç şüphesiz
toplumların tarih boyunca bir şeyler kattığı
Doğulusuyla, Batılısıyla, birbirinden diğerine intikal
ettirdiği bir birikimdir. (Bkz., Said: 1991)
Medeniyet devreleri birbirini etkileyerek
devam etmiştir. Mesela Akdeniz Medeniyeti ilkçağda eski
Mısırlıların, Sümerlilerin, Hititlerin, Asurların,
Fenikelilerin (vb) yardımıyla meydana gelmiş bir geçmiş
medeniyet devresidir. Bu medeniyet eski Yunanlılarda
olgunluğunu bulduktan sonra Romalılara geçti. Romalılar
yayıldıkları alanlarda çok sayıda millete bu medeniyeti
aşıladıktan sonra Doğu ve Batı Roma diye ikiye ayrıldı.
Bu ayrılık yalnız siyasi bir ayrılık olarak kalmadı.
Medeniyet olacak da gittikçe artan önemli farkları
oluşturdu. Avrupalılar daha çok Batı Roma’nın mirasçısı
oldular. Doğuda ise Bizans’tan sonra daha gelişmiş İslam
Medeniyeti ortaya çıktı. (Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b)
Milletler ve bilgeler bir medeniyet
dairesine kendi hakim karakterlerini ve zevklerini
vurmuş olabilirler. Fakat tek medeniyetler tek başına
birbirine mal edilemezler. Ancak şunu da söylemeliyiz
ki, Batı medeniyeti dediğimiz bu teşkilatın, batıdaki
büyük hamlelerle yeni bir şekil aldığı günahıyla
sevabıyla yeni bir mana kazandığı inkar edilemez. 4
asırdır fikir ve felsefede, ilimde batıda oluşan yenilik
ve değişikliklerin bugünkü teknolojik boyutlara varan
yol ile beraber seyredişi herhalde tesadüf değildir.
(Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b; Said: 1991;
Roubıczek: 1969; Sezen: 2002)
Bu genel tespitlerin tarih sahnesinde hangi
medeniyet daireleri tarafından nasıl
gerçekleştirildiğinin tarihi kronolojiyi esas alarak
açılımının yapılması vasıtasıyla geçerlilikleri
gösterilebilir. Bu da bizi medeniyetler tarihinde
yapacağımız aşağıdaki kısa seyahatın zorunlu gerekçesine
ulaştırır.
İLK ÇAĞ
İlk insanların ne zaman yaşadıklarını
bilmiyoruz. Kazılar sonucu çıkan kafatası ve iskeletler,
bizi gittikçe geriye doğru götürmektedir. Java Adasında
bulunan kafatasının 500 bin yıl önce yaşayan insana ait
olduğu tahmin edilirken, Çin de Pekin yakınında bulunan
bir başka kafatasının 1 milyon yıl öncesine ait olduğu
ileri sürülmektedir. (Bkz., Haddon: 1993)
Avrupa’nın çeşitli yerlerindeki mağaralarda çıkan
iskelet kalıntılarının da çok eskiye ait olduğu
bilinmektedir. Gobi çölünde 10 milyon yıl öncesine ait
olduğu tahmin edilen hayat belirtileri (Yumurta ve bazı
eşya) üzerinde durulmuştur. Bu devirler bizim için
karanlık devirler 50 bin yıl öncesinde topluluklar
halinde insanların yaşadığı kestirilebilmektedir. Fakat
bu zamanlardaki insan yaşayışları hakkında da kesin
bilgilere sahip değiliz. (Bkz., Haddon: 1993)
Yazının başlamasıyla, elimize geçen yazılı
belgeler yardımıyla, geçmiş hayatımızı incelemeye
başlıyoruz. O zamanlardan kalan ev eşyası, araç ve
gereçlere göre hükümler çıkarıyoruz. Tabiatıyla bize ne
ulaşmışsa ona göre hüküm veriyoruz. Elbette bu hükümlere
o devirlerin bütününü kapsayan ve sıhhatli hükümler
alamıyor.
İlk medeniyetler, iklim bakımından elverişli
yerlerde ve ırmak kenarlarında meydana gelmiştir. Orta
Asya, Mısır, Mezopotamya, Hint ve Çin Medeniyetleri gibi
(İrtiş, Yenisey, Nil, Fırat, Dicle, İndus Nehirleri)
deniz kenarlarında ve ticaret yollarının geçtiği
yerlerde de medeniyet ilerlemiştir. Ege Denizi ve Suriye
de olduğu gibi Orta Asya’nın mı, Ön Asya’nın mı
(Ortadoğu) daha eski bir medeniyet dairesi olduğu
münakaşalıdır. Medeniyetin doğudan batıya doğru kaydığı
biliniyor.
Doğu Medeniyeti olmasaydı insanlık bugünkü
durumuna ulaşamazdı. Örneğin: Asurlular, Babiller,
Mısırlılar, Hititliler, Grekler, Romalılar günümüz
insanlarına çok geniş bir kültür ve uygarlık mirası
bırakmışlardır. Nehirlerarası ülkelerde yapılan
arkeolojik kazılar, Mezopotamya’nın, batı medeniyetinin
beşiği olduğunu meydana çıkarmıştır. Alfabenin, hukukun
ve sanatın bugünkü durumuna gelmesi uzun bir gelişmenin
sonucun mümkün olmuştur. Her çeşit kültürün temeli olan
yazı Sümerlilerin aracılığıyla, bize Mezopotamya’dan
gelmektedir. (Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b; Kınal: 1983;
Sayılı: 1982)
Orta Asya’da çok eski bir medeniyet vardır.
Son zamanlarda İrtiş ve Yenisey ırmak boyları ile Kırgız
steplerinde birçok kurgana (höyük) rastlanmış olması bu
bölgelerde eski bir medeniyet merkezi bulunması
ihtimalini kuvvetlendirmiş ve kazılara sebep olmuştur.
20. yüzyılın başlarında, Hazar Denizi doğusunda Aşkabat
yakınlarında Anav’da iki kurganda kazılar yapılmıştır.
Bu kazılar, dünyanın başka yerlerindeki insanların çok
geri bulundukları bir zamanda burada yaşayan Türklerin
medeniyet alanında çok ileri olduklarını ortaya
koymaktadır. (Bkz., Akurgal: 1962a - 1962b; Kınal: 1983;
Sayılı: 1982)
Çin Medeniyetini Orta Asya’dan doğuya doğru
M.Ö.3000 yıllarında göç eden kavimler kurmuşlardır.
Burada yerli halkı yönetimleri altına almışlar,
çiftçilik yapmışlardır. Çin’in daha iyi bilinen tarihi
M.Ö.1500’den itibarendi. İpek, kağıt, yazı, mürekkep,
Çin kültürü ve medeniyetinde yer alan önemli
unsurlardır. Aynı devirlere Hind Medeniyeti de rastlar.
Hindistan da çok çeşitli milletler kaynaşmıştır. Fakat
hakim olan Hind kültürünü Brahmanizm ve Budizm (M.Ö.600)
şeklinde görüyoruz.
Bazı fanatik ön yargılı oryantalistlerin
iddia ettiklerinin aksine, Medeniyet Doğu’dan Batı’ya
doğru kaymıştır. Yerkürenin bölgesel olumlu olumsuz
coğrafi şartları bu geçişte önemli etken olmuştur.
Tıpkı, kuraklıklar örneğinde olduğu gibi. Ancak bu
değişik iklim, toprak ve gelenekler onlara farklı bir
yön vermiştir. Bu geçişin veya göçün aktif unsurları
olan kavimler veya toplumlar aynı zamanda kendi
dönemlerinin medeniyetlerini temsil etmekteydiler.
Bunlar büyük istila savaşlarıyla Batı’ya yürüdüklerinde
yalnız yıkıntılar değil kendilerinden de bir şeyler
bırakarak o ülkeleri zenginleştirmişlerdir. Avrupa,
modern medeniyeti kurabilme olgunluğuna bu katkıları
bağdaştırabilmesi ve kullanabilmesi sayesinde
erişebilmiştir.
Eski medeniyetlerin büyük beşiklerinden
birini Mezopotamya da görüyoruz. Mezopotamya, bilindiği
gibi Dicle ve Fırat arası olup, Anadolu da Güneydoğu
Toroslardan İran Körfezine kadar olan sahada, buraya
Önasya da denir. M.Ö.4000 yıllarında Orta Asya’dan
göçlerle insanlar bu bölgeye yerleştiler. Yazıyı bilen
Mezopotamya’daki kavimlerin bunu Orta Asya’dan
getirdikleri tahmin edilmektedir. (Resim, düz çizgi çivi
yazım şekillerinde) Mezopotamya medeniyetini meydana
getiren kavimler, ağırlık merkezi Sümerler olmak üzere
Akadlar, Elamlılar, Babilliler, Asurlulardır. (Bkz.,
Sayılı: 1982)
Bu medeniyetle yazıdan başka şu özellikler
göze çarpmaktadır:
-
Devlet fikri gelişmiştir.
-
Düzenli ordu |