Bugün

 

Son Güncelleme

 

İdeal Düşünce'yi

Giriş Sayfanız Yapın

İdeal Düşünce'yi

Sık Kullanılanlara Ekleyin

anasayfa eğitim sosyoloji sağlık kitap kültür-sanat bilişim röportaj dinler-kültürler arşiv alıntı iletişim

 

Yazarlar

YAZARLARIMIZIN BİYOGRAFİLERİ

Ziyaretçi Notu

İDEAL DÜŞÜNCE'de yer alan yazılarla ilgili YORUM YAZMAK YA DA YAZILMIŞ YORUMLARI OKUMAK İÇİN Yapılan yorumlardan yorum sahibi sorumludur.

İDEAL DÜŞÜNCE

Gönüllü bir bilgi paylaşım sitesidir.

www.idealdusunce.com

adresinde ve uzantılarında yayınlanan yazılardan yazarları sorumludur.


YAYIN EKİBİ


editör

VEDAT ÖZCAN

akademi

Prof.Dr.M. SAİD DOĞAN

güncel-edebiyat

VEDAT ÖZCAN

dinler ve kültürler

Dr. LÜTFÜ ÖZŞAHİN

güncel-siyaset

AKİF ÇARKÇI

sağlık

Dr. M. Nedim AYTEKİN


e-posta

dusunce@idealdusunce.com

İstatistik

 

 

 Din Ahlak ve Eğitim Siteleri Listesi

 

 Hikaye Hikayeler

  Toplist

 

 

 

İDEAL DÜŞÜNCE - MAYIS 2008

Selahattin ÖZYURT

KÖŞELİ YAZILAR

05.05.2008

sozyurt@idealdusunce.com

 

 

 

"ALTINDAN YEL ESEN DEVLET NE DEVLET OLUR!"

CHP kongresi vesilesiyle, post modern Martin Luther Deniz Baykal Hocaefendi Hazretleri'nin yeni bir "kurultay kerameti" ne şahadet ederken ve "laiklik vaazı" nı dinlerken (hâşâ) şu düşünceye kapıldım:

Laiklik üzerine Tanrı onlarca ayet göndermiş olmalıdır; ancak, bu ayetler ya kutsal kitap derlenirken unutulmuş veya AKP tarafından kitaptan çıkarılmıştır.

Bu "kutsal vaaz" henüz yargımızın radarlarına takılıp da bir "ırgalama/ırgalanma" etkisi göstermemiştir. (İlkokuldayken öğrenmiştik: "Bişi bişiyi ırgalarsa orada guvvet vardır" diye…)

Ne diyordu muhtemel(!) ebedi şefimiz vaazında: "Din de bizim, laiklik de, devlet de…"

Daha önce bu manifestonun "kurşun atan da bizim, yiyen de…" versiyonundan tatmıştık; milletçe…

Bir yazımda CHP'nin demokratik zeminde "siyasal bir mevta" olduğunu belirtip, ruhunu şad etmiştim. Ancak başka zeminlerde bir "üst yapı" rolüne kurgulanıp karşımıza çıkacağına da belirtmiştim…

Bu "üst yapı" nın nevini anlayabilmek için "alt yapı üst yapıyı belirler" klişesinden hareket etmek gerekmektedir.

CHP kurultayından birkaç gün önce gazetelerde okuyoruz:

"Ergenekoncular Cuma sohbetleri yapmış"…

Haberin ayrıntısında, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nde "deliler çıkmazı" diye bir birim (sonradan "toprak hattı" olmuş adı) derin çetelere mi hizmet etmiş, yoksa derin çeteler burayı mı mekân tutmuş pek anlayamamakla birlikte "okul-sanayi işbirliği" türü bir organizasyona dikkat çekildiği gözlenebilmektedir.

Şahsen bahse konu "toprak hattı" konferanslarına katılıp haziruna "III. Harname editörü" sıfatıyla "eşek diploması" dağıtmış biri olmama rağmen, gazetelerdeki haberin künhüne vakıf olamadım.

Ama bildiğim şudur:

Eskiden oruç ayı için ay bakmaya gidilirmiş; ay göründüğünde oruca başlanırmış…

Son zamanlarda da bir kısım üniversite rektörü ve müştemilatı "darbe gözlem kulüpleri" kurarak mütemadiyen darbe bekliyorlar.

Sayın Mevlana, ay gözlenirken kaşından bir kıl gözünün önüne gelince ay zannedenlerden hareketle, insanlığa şu evrensel dersi vermektedir:

"Kıvrılmış bir kıl gözünde perde olursa, senin bütün parça buçukların eğrilmiş halin nice olur?"
Bu evrensel dersten hareketle bugün darbe beklentisi ve isteği içerisinde olanların (darbe manyaklarının) bütün parça buçuklarının eğrilmiş hallerini ibretle seyrediyoruz.

Marmara İlahiyat'ın hocalarını tanırım; bunların darbecilerle ünsiyetinin "hacı hacıyı Mekke'de, derviş dervişi tekkede, deli deliyi dakkada bulur" türünden öte bir şey olmadığını kuvvetle tahmin edebiliyorum.

Dolayısıyla Marmara İlahiyat Fakültesi hocalarının "delilik sorunu" açısından incelenmelerinin daha faydalı olacağını düşünüyorum.

Kronik sorunlarımızın temelinde "kökümüzü inkar" ve kültürümüzle bağlarımızı koparmak yatmaktadır.

Yük eşeklerine binmeyi yasaklayan, kuşlara vakıf kuran bir medeniyetin çocukları geçmiş tecrübeleri/birikimleri silip atarsa, çözümleri eskiden beri bilinen sorunların içinden çıkılmaz hale gelinmektedir.

Ecdadımız delilerle ilgili şu çözümü geliştirmiştir:

Dalyalınayak denen bir takım yarmanot delileri Osmanoğulları yetiştirirlermiş. Durmadan karbonhidratla pompalanarak daha da devleştirilen bu heyulalara sabahtan akşama kadar habire mermer dövdürülürmüş. Vakti kerahet (savaş vakti) geldiğinde mevzu bahis kişiler öyle bir kıvama gelirmiş ki, çıplak, deli, balyoz elli ve devasa yaratıklar olarak, okları yiyip ölmezlerse karşılarına çıkacak ilk zibidiyi boynunu kırarak, kafasını parçalayarak mevta ederlermiş…

Ve kendileri de ölürmüş…

Günümüzde, delilerimizle ilgili bir "deliler bölüğü" ve Osmanlılar gibi sık sık savaşımız da olmadığı için metrekareye düşen deli miktarımız oldukça fazlalaşmıştır.

Devletimizin bunlara ilişkin bir projesi de bulunmadığından, hayatın her alanına sinmişlerdir. Öyle ki üniversitede profesör, gazetelerde genel yayın yönetmeni vs. türlerine bile rastlamak mutad hale gelmiştir.

Bütün bilimsel(!) ve konjonktürel(!) tespitleri, sıralaması değişen 10-15 kelimeyle şekillenmekte ve eğilmez-bükülmez doğrulara sahip olduklarını zannetmektedirler.

Sahip oldukları doğruları kendilerine saklasalar bir nebze tolere edilebilirler; ancak, sahip olduklarıyla sağa sola saldırmaktadırlar.

Bu türlere artık "deliler bölüğü" nü oluşturan "dalyalınayak" yerine "dilyalınayak" veya "zekayalınayak" sıfatları daha uygun kaçmaktadır.

Sıralamasını değiştirip, "doğrular" oluşturdukları yegâne kelime ve kavramları şunlardır: Gaflet, dalalet, ihanet, hıyanet, vatan haini, asmak, kesmek, dönek, yumoş, liboş, ahde vefa(vaat edilmiş arpalar)

Bilimin, teknolojinin ve insanlığın gelmiş olduğu bugünkü noktada devletimiz bunlara ilişkin bir proje düşünürse bence çok başarılı olur. Mesela, bu türler turizme açılabilirse, muasır medeniyetlerin ilgilerine mazhar olabilirler.

Bilebildiğim kadarıyla, bugüne kadar delilerimizle ilgili lokal ve gayri resmi çözümlerimizin dışında resmi bir politikamız yoktur.

İstanbul'da yaşadığım dönemde bir "kuvayı milliyeci Fatma" ablamız vardı; Aydınlar Ocakları ve Türk Ocakları'nın kadrolu delisi… Kalpaklıydı…

Bugünlerde bunların sayısının epeyce arttığını gözlemleyebiliyoruz. Fatma ablanın milliyetçi(!) olduğu dönemlerde sosyalist/komünist olanlar bugünlerde ulusalcı(!) ve kuvvacı(!) oldular.

"Cumhuriyet mitingleri" bunlarla renkleniyor.

Rahmetli Türkeş'in de MHP genel merkezinde vakti zamanında "kadrolu" bir delisi varmış…

Türkeş bunu, yedirip içirip beslermiş. Bu deli, teşkilata gelenlerin ensesine şaplatırmış…

Bir sıcak yaz günü MHP Rize il başkanı genel merkeze gelmiş; şişmanca ve kel biriymiş… Sıcaktan bunalmış bir halde iken, bu kadrolu deli mutad olduğu üzere bunun ensesine şaplatınca, il başkanı silahı çıkarıp hazneye mermiyi sürmüş.

Oradakiler "aman yapma, delidir" diye adamı sakinleştirmeye çalışmışlar. İl başkanı da "zaten akıllı adamın burada ne işi var" demiş.

Bu olayı tabii ki yumuşatarak yazdım… Fanatik ülkücülük dönemime ait hatıralarımdandır.

Hakikaten Osmanlılardaki "lale devri"nden sonra, Cumhuriyetimizdeki "deli devri"nin de bir dönüm noktası olacağını söyleyebilmek mümkündür.

Bugün sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın bu anlamda işi çok zordur. Çünkü delilerin tamamı "ulusalcı" değildir; kendi tarafında da fazlasıyla deli vardır. Bir taraftan ulusalcı delileri, bir taraftan da kendi delilerini idare etmek durumundadır.

Yazıda sona gelirken yine CHP'ye bir hayrım dokunsun: Şaka maka değil, CHP'nin bugünlerde "kayıp milyon dolarlar" la başı derttedir; bence bir an önce malum kişiye "nitelikli dolandırıcılık" davası açmalıdırlar.

Bir de bilimsel(!) öngörü: Denizli'de üç vakte kadar "yanardağ" sorunu yaşanacaktır; Adıyaman'da da olabilir. (Malum, artık şarlatanlıklar bilimin yerine ikame ediliyor; gecikmeyelim… )

Son zamanların en çok "egemenlik kayıt altına alınmalıdır" vurgulu haberiyle bitirelim: "TBMM'nin açılışından itibaren milletvekillerinin millete maliyeti…"

Mesel: "Ulema (âlimler) ifsat olunca din gider, ümera (idareciler) bozulunca geçim bozulur, fukara (dervişler) bozulunca ahlak elden gider" Ebu Bekr Varak

(Ulemayı bozan hırstır; ümerayı bozan adaletsizlik, dervişleri bozan da riyadır)


Yazdırılabilir SürümYazdırılabilir Sürüm

Yorum gönder

Yazara e-mail gönder



 

 

Yorumlar


Senin işin gücün yok mu dostum. Sen üniversitede işini yapsana. Yeter o kadar yeter.

Nurettin DEMİROĞLU


Üniversit