|
"ALTINDAN YEL ESEN DEVLET NE DEVLET OLUR!"
CHP kongresi vesilesiyle, post modern Martin Luther
Deniz Baykal Hocaefendi Hazretleri'nin yeni bir
"kurultay kerameti" ne şahadet ederken ve "laiklik
vaazı" nı dinlerken (hâşâ) şu düşünceye kapıldım:
Laiklik üzerine Tanrı onlarca ayet göndermiş olmalıdır;
ancak, bu ayetler ya kutsal kitap derlenirken unutulmuş
veya AKP tarafından kitaptan çıkarılmıştır.
Bu "kutsal vaaz" henüz yargımızın radarlarına takılıp da
bir "ırgalama/ırgalanma" etkisi göstermemiştir.
(İlkokuldayken öğrenmiştik: "Bişi bişiyi ırgalarsa orada
guvvet vardır" diye…)
Ne diyordu muhtemel(!) ebedi şefimiz vaazında: "Din de
bizim, laiklik de, devlet de…"
Daha önce bu manifestonun "kurşun atan da bizim, yiyen
de…" versiyonundan tatmıştık; milletçe…
Bir yazımda CHP'nin demokratik zeminde "siyasal bir
mevta" olduğunu belirtip, ruhunu şad etmiştim. Ancak
başka zeminlerde bir "üst yapı" rolüne kurgulanıp
karşımıza çıkacağına da belirtmiştim…
Bu "üst yapı" nın nevini anlayabilmek için "alt yapı üst
yapıyı belirler" klişesinden hareket etmek
gerekmektedir.
CHP kurultayından birkaç gün önce gazetelerde okuyoruz:
"Ergenekoncular Cuma sohbetleri yapmış"…
Haberin ayrıntısında, Marmara Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi'nde "deliler çıkmazı" diye bir birim (sonradan
"toprak hattı" olmuş adı) derin çetelere mi hizmet
etmiş, yoksa derin çeteler burayı mı mekân tutmuş pek
anlayamamakla birlikte "okul-sanayi işbirliği" türü bir
organizasyona dikkat çekildiği gözlenebilmektedir.
Şahsen bahse konu "toprak hattı" konferanslarına katılıp
haziruna "III. Harname editörü" sıfatıyla "eşek
diploması" dağıtmış biri olmama rağmen, gazetelerdeki
haberin künhüne vakıf olamadım.
Ama bildiğim şudur:
Eskiden oruç ayı için ay bakmaya gidilirmiş; ay
göründüğünde oruca başlanırmış…
Son zamanlarda da bir kısım üniversite rektörü ve
müştemilatı "darbe gözlem kulüpleri" kurarak mütemadiyen
darbe bekliyorlar.
Sayın Mevlana, ay gözlenirken kaşından bir kıl gözünün
önüne gelince ay zannedenlerden hareketle, insanlığa şu
evrensel dersi vermektedir:
"Kıvrılmış bir kıl gözünde perde olursa, senin bütün
parça buçukların eğrilmiş halin nice olur?"
Bu evrensel dersten hareketle bugün darbe beklentisi ve
isteği içerisinde olanların (darbe manyaklarının) bütün
parça buçuklarının eğrilmiş hallerini ibretle
seyrediyoruz.
Marmara İlahiyat'ın hocalarını tanırım; bunların
darbecilerle ünsiyetinin "hacı hacıyı Mekke'de, derviş
dervişi tekkede, deli deliyi dakkada bulur" türünden öte
bir şey olmadığını kuvvetle tahmin edebiliyorum.
Dolayısıyla Marmara İlahiyat Fakültesi hocalarının
"delilik sorunu" açısından incelenmelerinin daha faydalı
olacağını düşünüyorum.
Kronik sorunlarımızın temelinde "kökümüzü inkar" ve
kültürümüzle bağlarımızı koparmak yatmaktadır.
Yük eşeklerine binmeyi yasaklayan, kuşlara vakıf kuran
bir medeniyetin çocukları geçmiş tecrübeleri/birikimleri
silip atarsa, çözümleri eskiden beri bilinen sorunların
içinden çıkılmaz hale gelinmektedir.
Ecdadımız delilerle ilgili şu çözümü geliştirmiştir:
Dalyalınayak denen bir takım yarmanot delileri
Osmanoğulları yetiştirirlermiş. Durmadan karbonhidratla
pompalanarak daha da devleştirilen bu heyulalara
sabahtan akşama kadar habire mermer dövdürülürmüş. Vakti
kerahet (savaş vakti) geldiğinde mevzu bahis kişiler
öyle bir kıvama gelirmiş ki, çıplak, deli, balyoz elli
ve devasa yaratıklar olarak, okları yiyip ölmezlerse
karşılarına çıkacak ilk zibidiyi boynunu kırarak,
kafasını parçalayarak mevta ederlermiş…
Ve kendileri de ölürmüş…
Günümüzde, delilerimizle ilgili bir "deliler bölüğü" ve
Osmanlılar gibi sık sık savaşımız da olmadığı için
metrekareye düşen deli miktarımız oldukça
fazlalaşmıştır.
Devletimizin bunlara ilişkin bir projesi de
bulunmadığından, hayatın her alanına sinmişlerdir. Öyle
ki üniversitede profesör, gazetelerde genel yayın
yönetmeni vs. türlerine bile rastlamak mutad hale
gelmiştir.
Bütün bilimsel(!) ve konjonktürel(!) tespitleri,
sıralaması değişen 10-15 kelimeyle şekillenmekte ve
eğilmez-bükülmez doğrulara sahip olduklarını
zannetmektedirler.
Sahip oldukları doğruları kendilerine saklasalar bir
nebze tolere edilebilirler; ancak, sahip olduklarıyla
sağa sola saldırmaktadırlar.
Bu türlere artık "deliler bölüğü" nü oluşturan "dalyalınayak"
yerine "dilyalınayak" veya "zekayalınayak" sıfatları
daha uygun kaçmaktadır.
Sıralamasını değiştirip, "doğrular" oluşturdukları
yegâne kelime ve kavramları şunlardır: Gaflet, dalalet,
ihanet, hıyanet, vatan haini, asmak, kesmek, dönek,
yumoş, liboş, ahde vefa(vaat edilmiş arpalar)
Bilimin, teknolojinin ve insanlığın gelmiş olduğu
bugünkü noktada
devletimiz bunlara ilişkin bir proje düşünürse bence çok
başarılı olur. Mesela, bu türler turizme açılabilirse,
muasır medeniyetlerin ilgilerine mazhar olabilirler.
Bilebildiğim kadarıyla, bugüne kadar delilerimizle
ilgili lokal ve gayri resmi çözümlerimizin dışında resmi
bir politikamız yoktur.
İstanbul'da yaşadığım dönemde bir "kuvayı milliyeci
Fatma" ablamız vardı; Aydınlar Ocakları ve Türk
Ocakları'nın kadrolu delisi… Kalpaklıydı…
Bugünlerde bunların sayısının epeyce arttığını
gözlemleyebiliyoruz. Fatma ablanın milliyetçi(!) olduğu
dönemlerde sosyalist/komünist olanlar bugünlerde
ulusalcı(!) ve kuvvacı(!) oldular.
"Cumhuriyet mitingleri" bunlarla renkleniyor.
Rahmetli Türkeş'in de MHP genel merkezinde vakti
zamanında "kadrolu" bir delisi varmış…
Türkeş bunu, yedirip içirip beslermiş. Bu deli,
teşkilata gelenlerin ensesine şaplatırmış…
Bir sıcak yaz günü MHP Rize il başkanı genel merkeze
gelmiş; şişmanca ve kel biriymiş… Sıcaktan bunalmış bir
halde iken, bu kadrolu deli mutad olduğu üzere bunun
ensesine şaplatınca, il başkanı silahı çıkarıp hazneye
mermiyi sürmüş.
Oradakiler "aman yapma, delidir" diye adamı
sakinleştirmeye çalışmışlar. İl başkanı da "zaten akıllı
adamın burada ne işi var" demiş.
Bu olayı tabii ki yumuşatarak yazdım… Fanatik ülkücülük
dönemime ait hatıralarımdandır.
Hakikaten Osmanlılardaki "lale devri"nden sonra,
Cumhuriyetimizdeki "deli devri"nin de bir dönüm noktası
olacağını söyleyebilmek mümkündür.
Bugün sayın Başkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın bu
anlamda işi çok zordur. Çünkü delilerin tamamı
"ulusalcı" değildir; kendi tarafında da fazlasıyla deli
vardır. Bir taraftan ulusalcı delileri, bir taraftan da
kendi delilerini idare etmek durumundadır.
Yazıda sona gelirken yine CHP'ye bir hayrım dokunsun:
Şaka maka değil, CHP'nin bugünlerde "kayıp milyon
dolarlar" la başı derttedir; bence bir an önce malum
kişiye "nitelikli dolandırıcılık" davası açmalıdırlar.
Bir de bilimsel(!) öngörü: Denizli'de üç vakte kadar
"yanardağ" sorunu yaşanacaktır; Adıyaman'da da olabilir.
(Malum, artık şarlatanlıklar bilimin yerine ikame
ediliyor; gecikmeyelim… )
Son zamanların en çok "egemenlik kayıt altına
alınmalıdır" vurgulu haberiyle bitirelim: "TBMM'nin
açılışından itibaren milletvekillerinin millete
maliyeti…"
Mesel: "Ulema (âlimler) ifsat olunca din gider, ümera
(idareciler) bozulunca geçim bozulur, fukara (dervişler)
bozulunca ahlak elden gider" Ebu Bekr Varak
(Ulemayı bozan hırstır; ümerayı bozan adaletsizlik,
dervişleri bozan da riyadır) |